İlaçla tedavi veya psikolojik destek gerektirmeyen tüm iletişim problemlerinin çözümünde izlenmesi gereken yolları bu kitapta bulabilirsiniz.

 

Bu kitapta, üç ayrı kadının isteklerine ‘Hayır’ diyen erkeklerle iletişim problemlerini nasıl çözüme ulaştırdıklarını yaşanmış örneklerle bulacaksınız.

 

Her evlilikte dönem dönem iletişim problemleri yaşanabilir. Önemli olan, problemleri küçük iken çözebilmenin yollarını bilmektir. Çözülemeyen iletişim problemleri çiftleri ileride psikolojik destek almaya itebilir. Bu aşamaya gelmeden iletişim problemlerinize müdahale etmek, evlilik kurumuna gösterdiğiniz saygının göstergesi olup, huzurlu birlikteliğin yaşanmasını sağlar.

 

 

 

EVLİLİK, AYNI YOLDA SIRT SIRTA VERİP, HER KOŞULDA BİRLİKTE YÜRÜME BAŞARISIDIR.

İnci YEŞİLYURT

 

 

 

ÖNSÖZ

 

 

 

Evlilik oyuncak değildir. Karşılıklı saygı, sevgi, fedakarlık bütününde değer bulur. İlgi, sıcaklık, paylaşım evliliği canlı tutar. Eşine ilgi göstermeyi zül bulan önce kendini sorgulamalıdır. Bazı kadınlar veya bazı erkeler ilgiyi tek taraflı bekler. Bana bir gelene bin giderim yanlışına girer. Evlilikte gelmeyi bekleyen, çoğu zaman ömür boyu bekler. Mutsuzlukta çabası. Gerçek seven, nedensiz bağlıdır sevdiğine. İçinden gelerek, isteyerek mutlu etmek ister. Bazen mutlu etmek adına yanlışlar yapılabilir. Bilgi eksikliği, uzmana danışmamak, yanlışları anlaşmazlığa kadar götürebilir.

 

Çiftlerin nişanlılık dönemi ve evlilik öncesinde birbirlerine yanlış algılanmalara neden olacak yaklaşımda olmalarının, doğallıktan uzak, sürekli bakımlı buluşmalarının, hatta kız istemeye giderken bile bütçeyi aşan masraflar yapılmasının yanlışına değinmiştim. İşte bu dönemdeki yanlışlar evliliğin ilerleyen zamanlarında mutsuzluğa kadar getirecek büyük problemlerin, evliliğin çatırdamasının temeli olmaktadır.

 

Nişanlılık dönemini tekrar yaşatmaktan başka çözüm olmayınca, çiftleri o günlere döndürmek gerekir. Nişanlılık döneminde buluşma öncesi saçlar yaptırılır, makyaj, özenli giyim içinde olan genç kız, iki dirhem bir çekirdek misali, traşlı, bakımlı, temiz görünümlü erkekle buluşur. Gelecek üzerine hayaller kurulur. Her zorluk birlikte aşılacaktır. Konuşmalarda kelimeler dikkatli seçilir. Hediyeler, nişan sepetleri alınır, verilir. Bu arada çoğu zaman bütçeler zorlanır. Evlilik böyle mi? Evlilik süresince doğallık bu mu olacaktır? Çiftler birbirinin öz imajlarını evlendikten sonra görecek ve kabullenmek istemeyecektir. Nişanlılık dönemindeki kibar, ilgili, sevgi sözcükleri dolu erkek gitmiş, yerine gaz çıkaran, horlayan, evdeyken yatak kıyafetleri ile veya atletle dolaşan adam gelmiştir. O bakımlı genç kız, sabahları dağınık saçlarla ortalıkta dolaşmakta, makyajını, süsünü yapmamakta, bütün gün pasaklılık tercihine girmektedir.

 

Çiftler nişanlılık döneminde birbirlerine öz imajlarından çok uzak yaklaşımda oldukça, evlilikleri problem yaşamaya mahkum olmaktadır. Mevlana’nın ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün sözü en çok evlenme kararı alanlara uygundur.

 

Sevginize sahip çıkıp, her ortamda bunu belli eden davranışlar sergileyin. Evliyseniz eşiniz hakkında, beraberliğiniz varsa beraber olduğunuz kişi hakkında, aileniz veya yakınlarınız, arkadaşlarınıza olumsuz düşünce veya davranış içeren konuşmalar yapmayın. Eşi ile yaşadığı en ufak problemde bile telefona sarılanlardan, ailesini, arkadaşlarını arayanlardan olmayın. Beraberlik iki kişi arasında yaşanır. Problemi üçüncü kişiler ile paylaşmayın.

 

Yakın çevreniz ilişkiniz hakkında meraklı olabilir. Anlayışla karşılayın. Ama problemleriniz ile ilgili açıklama yapmaktan kaçının. Eşinize, sevgilinize sevginizi ise özel anlarda, baş başa kaldığınızda dile getirmenin dışında, yakın çevrenizin yanında da dile getirmekten çekinmeyin. Çevreniz sizin mutlu olduğunuzu gördükçe daha çok mutlu olacaktır. Ayıca, eşinizi yüceltmek sizi küçültmez, yüceltir.

 

Kimi erkek sevgisini dile getiremediğini, sevgisini davranışları ile göstermeyi tercih ettiğini beyan etmektedir. Sevgi, söz ve davranış bütünlüğünde anlam kazanmaktadır. Davranışlarda var olup, söze gelince yok olan sevgi gerçek midir? Tam tersi olup söz ile var olup, davranışlarda yok olan (ilgisiz vb) sevgide gerçek midir?

 

Kadın veya erkek, her birey sevgisine sahip çıktığı sürece saygınlık kazanır. Maddi problemler sebebi ile yaşanan boşanmalarda bu eksiklik ile sık karşılaşmaktayız. Eşin işi bozulup, borçları arttıkça evdekilerin huzur ortamı bozulmaktadır. Eşin ilk yaptığı ise, sevgisine sahip çıkmak yerine, eşini yerden yere vurmak olmaktadır. Burada eşlerin imajı çok önemlidir. Eşler evlilik öncesi ‘iyi günde, kötü günde’ sözlerini sarf ederken çizdikleri imajlarında yukarıda bahsettiğim ‘kendiniz olun’ ilkesini çiğnememiş olsalar, zaten kötü gün geldiğinde sevgilerine sahip çıkarlar. Ancak, sahtelenmiş, maskelenmiş davranışlar günün birinde gerçekle buluştuğunda gerçek kişisel imaj ortaya çıkmaktadır.

 

Hayat sürekli mutluluk değildir. Öyle olsaydı, mutluluk anlamını kaybederdi. Beraberliklerde inişli, çıkışlı dönemler olması kaçınılmazdır. Kişilerin problemli dönemlerde empati kurabilmesi, kendini çiftinin yerine koyup düşünebilmesi, anlayış göstermesi ayrılık ile gelecek daha büyük mutsuzlukları önler.

 

Tartışmalar sonrası kapıyı çarpıp çıkan erkek, evi terk eden kadın sorunlardan kaçma eğiliminde demektir. Bazı kadınlarda eşine adeta gözdağı vermek amaçlı olarak evi terk eder. Eşinin sevgisinden emindir. Şımarıklık içinde, erkeği en ufak problemde cezalandırmak ister. Evi terk etmesi ile birlikte her iki tarafın ailelerinin huzursuzluğu öğrenmesine neden olarak, sevgisine de sahip çıkamamış olur. Aileler eşleri barıştırma gayretine girer. Önce barışılır. Birkaç zaman huzur bulan evlilik ortamı sonra tekrar bozulur. Artık herkes git gel’lere alışır. Boşanma kaçınılmaz olur.

 

İlk kitabım VitrinSİZsiniz’in bir bölümünde ve ikinci kitabım Kocacığım İstersem Kölem Olursun’da değindiğim evlilikte iletişim konusu, bu kitapta yaşanmış gerçek vak’alara değinerek aktarılmaktadır.

 

İletişim, duygu ve düşüncelerin yazılı, görsel veya sözel olarak aktarılmasıdır. Evlilikte iletişimin temeli konuşarak anlaşmaktır. Fiziksel görünüm ise evlilikte iletişimi destekleyen ancak tek başına yeterli olmayan faktördür.

 

Hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar konuşa konuşa anlaşır, gerçeğinden yola çıkarak, evlilikte huzur ve mutluluğu korumanın yolu başarılı iletişim kurmaktan geçmektedir.

 

Her evlilikte dönem dönem iletişim problemleri yaşanabilir. Önemli olan, problemleri küçük iken çözebilmenin yollarını bilmektir. Çözülemeyen iletişim problemleri çiftleri ileride psikolojik destek almaya itebilir. Bu aşamaya gelmeden iletişim problemlerinize müdahale etmek, evlilik kurumuna gösterdiğiniz saygının göstergesi olup, huzurlu birlikteliğin yaşanmasını sağlar.

 

Toplumumuzda evlilik kurumunun sağlıklı yürütülmesinde çiftlere ortak sorumluluklar yüklenmiş olarak görülse de, uygulama da kadının rolü önemli olmaktadır. Aslında evi görünmeden yöneten, bir anlamda kansız darbe yapan kadındır. Erkek, bedeni büyümüş çocuktur. Öğretileri doğru uygulayan her normal kadın evliliğini rahatlıkla yürütebilir.

 

İlaçla tedavi veya psikolojik destek gerektirmeyen tüm iletişim problemlerinin çözümünde izlenmesi gereken yolları bu kitapta bulabilirsiniz.

 

Bu kitapta, üç ayrı kadının kendilerine ‘Hayır’ diyen erkeklerle iletişim problemlerini nasıl çözüme ulaştırdıklarını yaşanmış örneklerle bulacaksınız.

 

Etik açıdan müşterilerimin isim ve meslekleri değiştirilmiş, diğer tüm gelişmeler aynen aktarılmıştır.

 

Başarılı bir evliliğin temelinde bulunan saygı ve sevgiyi muhafaza edebildiğiniz sürece tüm iletişim problemlerinin çözüleceğini bilerek, mutlu bir yaşam, mutlu çocuklar ve sağlıklı gelecek diliyorum.

 

İnci Yeşilyurt

Profesyonel İmaj ve İletişim Uzmanı

www.inciyesilyurt.com

 

 

 

 

 

 

 

Sabahın yedisi. Cep telefonumun alarmı her sabah ki gibi kötü sesiyle çalmaya başladı. Eşim uyanmasın diye hızla sesini kapattım. Hemen her gün olduğu gibi kahvaltıyı hazırlayana kadar eşimin biraz daha uyumasını istiyordum.  Yataktan kalkıp banyoya yöneldiğimde telefon tekrar çalmaya başladı. Bir an alarm zannettim. Hayır değildi. Arayan gizli numaraydı. Hemen açmak istedim. Çünkü, eşimin uyanmasını istemiyordum. Telefonu açtığımda alo dememe rağmen karşıdan ses gelmiyordu. Tam kapatmak üzereydim ki, kısık bir erkek sesi  ‘Yorganın altına gelsene.’  Dedi. Şaşırmıştım! Sapığın biri diye düşünüp kapatacaktım ki, ses bana yabancı değildi. Arayan, uyuduğunu sandığım eşimdi…….

 

Çok uzun sürüyor kahvaltımız. Aslında uzun süren kahvaltı değil. Aramızda üçüncü bir kişi olmadan birbirimizi seyretmemiz. Ama acele etmemiz gerekiyordu.  Her cumartesi olduğu gibi o günde danışanlarıma verdiğim randevulara yetişmek üzere yola çıkmalıyız diye düşünerek hazırlanmaya başlamıştım. Eşimin;

  • İlk randevun saat 10:00 da.

Diye banyodan seslenişi ile, hızlanması gereken asker misali makyaj malzemelerine saldırır hale gelmiştim.

 

  • Duydun mu hayatım? İlk randevun saat 10:00 da

Diye tekrar seslenen eşimin uyarısı ile; .

  • Duydum tatlım. Hiç boşluk var mı?
  • İsterdim ama maalesef yok. Öğle yemeğini unut. Ama ben bir ara ekmek arası döner gibi bir şeyler atıştırmanı sağlayacağım. Yemem dersen kızarım.
  • Danışanlarla görüşürken yemek yiyemiyorum aşkım dediğimde;
  • Sen yemeklerini aksatırsan hastalanırsın. Hastalanırsan da danışanlarına vakit ayıramazsın. Anlaştık mı? Derken kararlı ama çocuğuna yaptırım uygulamaya çalışan baba kadar yumuşak ses tonuna gülümsediğimi fark ettim.

 

Ofise gitmek üzere, arabaya bindiğimizde yolu seyrediyor gibi görünmeye çalışsamda, aklım o gün gelecek olan danışanlarıma takılıyordu. Her birinin yaşadığı iletişim problemi diğerinden farklı olduğu için çözümler hepsi için ayrı ayrı üretilmeliydi.

 

  • Yavaaaaş. Bak hayatım. Şu adam bu hızla ve bu ihlalle birazdan kaza yapıp, trafiğin kapanmasına neden olabilir. İnşallah başkalarına zarar vermez. Diyerek yoğun trafikle boğuşurken, hatalı araç kullanan sürücüye tepki gösteren eşimin konuşması ile yol boyunca onu ihmal ettiğimi anlayarak, eşlik etmeye karar verdim .
  • Sıkma canını. Yetişiriz tatlım. Diyerek biraz olsun sakinleşmesine yardımcı olmayı istedim.  Hayatım boyunca gördüğüm en sakin insan benim Dünyalar tatlısı kocam bile şu İstanbul trafiğine tepki göstermeye başlıyorsa, yöneticilerin acil plan kapsamında çözüm bulması gereken problemi İstanbul trafiği olmalı. Dediğimde yüzüne yerleşen tebessüm ifadesi ile sakinleşmeye ve kendini kontrol altına almaya başladığını gördüm.  Böyle davranmayıp o anki gerginliğine eşlik ederek; o sürücüye ve yoğun trafiğe dair konuşma yapmak, eşimin güne gergin devam etmesine neden olabilirdi. Bu yüzden problemi genelleştirip, odaklandığı konudan saptırmayı daha uygun bulmuştum.

 

Ofise vardığımızda, ilk işim eşimle kendime her gün yaptığım gibi ‘kahve ‘ hazırlamak oldu. Yoğun geçeceğini bildiğim gün öncesi eşimle birlikte kahve keyfi yapmak hoş olacaktı. Aslında kahve bahane eşimle sohbet şahaneydi. Akla gelebilecek her konuda böylesine engin bilgisine, becerisine ve sakin yaklaşımına hayranım. Ancak, üzüldüğümü hissettiği zaman beni üzen kişi veya olaylara karşı tepkisinin gücüne ender insanlarda rastlanabilirdi.

 

İlk yudumunu aldığımda damağımda hissettiğim tadı ile ‘mükemmel olmuş’ düşüncesini uyandıran kahvelerimizi içmeye başladığımızda, günün ilk danışanı kapıdan içeri girmişti. Vaktinden önce gelmişti. Kapıdan girer girmez beni görünce, aydınlık gülümsemesi ile sarılmak üzere bana yöneldi. Hemen tüm danışanlarım gibi, haftalar geçtikçe birbirimize daha çok bağlandığımızı görmek profesyonelliği amatörce sürdürmenin getirisi oluyordu.

 

  • Hoş geldin. Erkencisin dediğimde,
  • Eşim evden çıkar çıkmaz hazırlanıp çıktım. Zaten sizi bir haftadır görmek için sabırsızlanıyordum.
  • Ne iyi ettin. Kahve içiyorduk. Bu keyfe katılmak istersen birlikte devam ederiz. Diyerek görüşme odama yöneldik.

 

O gün arka arkaya geçen görüşmelerde, her danışanın problemine özel ilgilenme isteğimden yemek yemeyi dahi unutmuştum. Eşimin içeriye uzattığı dönerli sandwich ile acıktığımı hissettim Her problem kendine özeldir. Ayrı çözümler üretmek gerekir. Ama yemek yememek maalesef çalışırken aksattığım ve düzeltmem gereken davranış biçimimdi. Sıradaki danışandan müsaade isteyip acele ile de olsa yemeğimi bitirdikten sonra akşama kadar haftalık görüşmelerimi tamamlama gayretine girmiştim. Kimi elindeki aile nimetinin farkında olmadan gereksiz arayışlar içinde, kimi ise eşi ile arasındaki iletişim problemine çözüm bularak daha sağlıklı bir aile düzeni kurmanın gayretinde bana kendilerini açıyordu. Tamamı kırgındı. Hayalleri ile yaşadıkları birbirinden çok uzaktı. Yaşadıkları problemler kendilerini çıkmazda hissetmelerine neden oluyordu. Çözüm yolunda sunduğum öneriler bazen hoşlarına gitmese de uygulayıp başarıyı yakaladıkça ümitleri artıyordu. Onları kendi ayakları üstüne sağlam basıp, kararlarını sağlıklı şekilde almalarını sağladıklarında hayatlarından çıkacağımı bilmeleri dışında hiçbir problem yaşamıyorduk. Hayatlarındaki abla, kardeş, sırdaş veya adı neyse, hiç tereddütsüz, azarlasam bile alınmadıkları bir bağ oluşuyordu aramızda.

 

-Mümkün değil. Ancak saat sekizden sonra ararsanız görüşebilirsiniz

diyen eşimin sesi kulağıma geldiğinde birisinin ısrarla benimle görüşmek istediğini anlayıp, danışanım odamda olmasına rağmen, bu kadar ısrarcı olmasını gerektirecek kadar önemli problemi olan kim acaba diye merak etmiştim. O anda açılan kapıdan eşimin uzattığı cep telefonunu gördüm.

 

-Bölüyorum. Kusura bakmayın. Bir hanım ısrarla seninle görüşmek istiyor. İnci hanım görüşmede akşam arayın diyorum ama anlamıyor. Acil olduğunu düşünüyorum.

 

Çalışma prensibim gereği danışanlarımla görüşmelerimde hiçbir telefonu kabul etmememe rağmen eşimin davranışından görüşmem gerektiğini anladım. Odamdaki danışanıma dönerek;

 

  • Özür diliyorum. Sanırım çok önemli olmalı. Müsaade edersen görüşmeliyim diyerek iznini aldım.
  • Buyurun ben İnci der demez
  • İyi günler İnci Hanım. Sizden randevu almak istiyordum.
  • Randevuyu kime verelim? Diye sorarak telefon görüşmelerinde arayan tarafın ilk olarak kendisini tanıtması gerektiğini hatırlatmak istemiştim.
  • Tabii ki kendime.
  • Kendiniz kimsiniz peki?
  • Ay pardon. Özür diliyorum. Ben Yıldız.
  • Hah şimdi oldu Yıldız Hanım. Bu arada sadece özür veya pardon demeniz yeterli. Çok kelime kullanmak doğru iletişim kurduğunuzu göstermez. Üstelik ikisi de aynı anlamdaysa.
  • Çok hoşsunuz İnci Hanım. Kitabınızı okuduğumda bu sıcak yaklaşımınızı tahmin etmiştim. Ama bu kadarını tahmin etmemiştim.
  • Ne kadarını?
  • Size bu kadar kolay ulaşabileceğimi hiç beklemiyordum.
  • Randevu talep ediyorsunuz ama önce probleminizin ne olduğunu öğrenmem gerekir. Fakat şu anda görüşmedeyim. Saat sekizden sonra beni ararsanız daha ayrıntılı konuşup, probleminiz beni ilgilendiriyorsa bir araya gelebiliriz.
  • O saatte aramam mümkün değil. Eşim evde olabilir.
  • O zaman yarın arayabilirsiniz. Dediğim gibi şu an görüşmedeyim ve danışanımın vaktini çalmaya ikimizinde hakkı yok değil mi?
  • Haklısınız. Yarın kaçta arayayım?
  • Yarın sabah dokuzdan itibaren müsaitim. Dilediğiniz zaman görüşebiliriz. Cevabını vererek bana ulaşabileceğine dair kendini güvende hissetmesini sağlamak istemiştim.
  • Yarın sizi arayacağım

diyerek telefonu kapatmasının ardından bir an için aklıma takılmıştı. Biraz heyecanlı biraz çekingen ses tonu ile konuşması dikkatimden kaçmamıştı. Hiçbir şey anlatmadan direkt randevu talep etmesi acil çözüm aradığını gösteriyordu. Randevu istemek için bile başkasına değil bana ihtiyaç duyduğuna göre geçmişte epey aldanmış bir hanım olabilirdi.

 

  • Kesinlikle aldatılma problemi diyerek telefonu kapının eşiğinde duran eşime uzattığımda, odadaki danışanım;
  • Nereden anladınız? Dedi
  • İster tecrübe de, istersen dikkat. Bu kadın bence öyle bir kadın ki, kapıdan çıkarken bile ocağın altını söndürdüm mü diye iki kere kontrol edip, kapısını üst üste kilitliyordur. Çünkü Ünsal Bey ile konuşmasından anladığım kadarı ile kimseye güveni kalmamış. Kendi kulağı ile duyduğuna ve gözü ile gördüğünden başkasına inancı kalmadığı benimle şu anda görüşmek için ısrarından belliydi.
  • Sizin işiniz gerçekten zor İnci hanım.
  • Zor kolay kalır. Ama sonuçta yakaladığım başarının getirdiği mutluluğu görmek tüm zorluklara bedel oluyor diyerek danışanımın ara verdiğimiz problemine yoğunlaşmaya devam ettik.

O günkü görüşmelerimde dikkatimi çeken bir ayrıntı aslında çözüme ulaşmamı sağlayan önemli adım olacaktı. Tüm danışanların hayat içindeki hedefi aynıydı: MÜKEMMEL KADIN OLABİLMEK. Ancak, son yıllarda artan boşanmalar ve birlikteliklerin ayrılıkla sonuçlanmasında mükemmeli hedefleyen kadının daha çok kaybettiği görülmektedir.

 

Yaptığım araştırmalarda mükemmeli hedefleyen kadın iş veya özel hayatında bir noktadan sonra tıkanmaktadır.

 

Özellikle evli olan ve hayatında mükemmel olmayı seçen kadın, iş hayatının dışında iyi bir anne, iyi bir eş hedefi ile adeta kendi ile savaşır duruma gelmektedir. Faturaların ödenmesinden, okul taksitlerine, yemek yeme saatlerinden temizliğe kadar ailenin tüm sorumluluğunu adeta tek başına üstlenip, yönetmeye kalkmak yapılacak en büyük hatadır.

Genelde aldatılma ile sonuçlanan bu evliliklerde kadın kendisine tercih edilen diğer kadının fiziksel veya kültürel özellikleri ile kendinden daha vasat olduğunu görecektir.  Bunun üzerine ‘neden ben?’ ‘bunu haketmedim’ gibi üzücü sorgulamalara girecektir. Halbuki aile içindeki diğer fertlerin görev ve sorumluluklarını da üstlenerek, onların kendini değersiz, hiç bir şeyden anlamaz, beceriksiz hissetmelerine neden olmuştur. Erkeğin gözünde diğer kadın kendine ihtiyaç duymaktadır. Onun en ufak ihtiyacını karşılamak bile erkeğin kendini değerli hissetmesine neden olacaktır.

Mükemmel kadın ise tüm iyi niyeti ile sürekli çözüm üretmiş, kendisine ait olmayan sorumlulukları üstlenmiş, tüm sevdiklerini mutlu etmek adına adeta kendini feda etmiştir. Sonuç: Kaybetmek olacaktır.

Hiçbir insan kusursuz değildir. İnsan hata ve yetersizlikleri ile insandır. İş ve özel hayatında mükemmeli hedefleyip kendimizi ilgilendirmeyen konularda yetkinliğe sahip olmaya çalışmak ise bize mutsuzluk olarak geri dönecektir.

 

Bu düşüncedeki kadınları,mükemmel olma gayretinden kurtarıp, hayatı sadece kendilerini ilgilendiren konuların sorumluluğunu alarak keyfini  çıkartmaya çalıştırmam gerekiyordu.

 

Danışanlarımın problemlerini karşılıklı görüşüp, onlara önlerindeki haftanın çözümünü sunarken saatler içinde yorgunluğumu hissetmeye başlamıştım. Her görüşme sırasında danışanımla içilen sıcak bir içecek ise başlayan yorgunluğumu hafifletmeye yardımcı oluyordu.

 

Eşimin ‘Akşama ne yiyelim?’ sorusunu duyduğumda, o günkü görüşmelerimi bitirmiş, bilgisayarın başında bana gelen mailleri okuyup, cevaplamakla meşguldüm.  Genelde tek taraflı düşünceleri ve olayları anlatan mailleri okuyup, çözüm bekleyenlere cevap yazmak, kişiyi uzaktan ameliyat etmek kadar imkansızdı. Yine de nezaket kuralları gereği en olabilecek genel bilgileri cevap olarak yollama çabasındaydım. Cevap vermeme gibi bir düşüncesizlik ne bana ne de mesleğime yakışırdı. Eşimin sorusu ile acıktığını anlayarak,

-‘sen ne istersen onu yiyeceğiz. Biliyorsun senin sevdiğin her şeyi seviyorum’ diyerek, kararı onun vermesini tercih ettim. Çünkü, bu cevap ona benim istediğimi yaptıracaktı.

  • Yine yaptın yapacağını demekte gecikmedi.
  • Ne oldu cadaloz keçin olarak ne yaptım?
  • Bu sözün üstüne kendi sevdiğimi değil, senin istediğini yemek bana şart oldu.

Yorgunlukla, ama huzur içinde ofisten ayrılırken aklımda yemek yemekten başka hiçbir şey yoktu. Acıktığımı iyice hissederek hemen herhafta sonu ısrarla gittiğimiz balıkçıya doğru yola çıktık.  Dışarıdan bakıldığında sıradan görünümlü, bahçe kapısından içeri ilk adımınızı attığınızda ise tüm tereddütlerinizi boşa çıkaracak kadar güzel bir yer. Çiçekler arasından geçerek girdiğiniz balık evine, birkaç basamak merdiveni indikten sonra varılıyor. İstanbul boğazının muhteşem manzarasını seyrederken adeta ruhunuzun dinlendiğini hissediyorsunuz. Buraya ilk geldiğimizde sadece karnımızı doyurmak istiyorduk. Ama müdavimi olduğumuzdan beri yemek bahane, sohbet ve dinlenmek şahane, duygusunu yaşıyorduk. Garsonların rahatsız etmeyen yaklaşımları, bakışınızla bile sizi yormadan isteğinizi öğrenmek için yanınıza ulaşmaları hizmetin güzel yanıydı.

 

Siparişlerimizi verme sırasında sık sık çalan telefonlar ve danışanlarımın sorularına cevap yetiştirme gayretlerime, garsonun yanımızdan ayrılmasını bekleyen eşim ;

 

  • Telefonunu sessize al. Yemekten sonra seni arayanlara geri dönersin teklifini getirdi. Doğru bulmuştum. Ancak o an için imkansızdı. Çünkü, danışanlarımın birkaç tanesi eşi ile aralarındaki problemi benim öğrettiğim şekilde tartışacaktı. Yardımcı olmam için mesaj atabilir, eşlerinin cevaplarına karşılık ne söylemeleri gerektiğini sorabilirlerdi. Mesaj geldiğini duymayabilirim endişesi ile;
  • Mümkün değil. Bazı evlerde şu an tartışma yaşanıyor. Adamların tartışma sırasında eşlerine ne cevaplar verdiğini bilmem gerekiyor. Mesajla aktarabilirler. Benimde onlara yardımcı olmam gerekebilir.
  • Hayırdır? Bugün evlerde ne tür tartışmalar var?
  • Kiminde eve vaktinde gelmeyen eşe sorumluluklar gösterilecek. Kiminde karısına yeterince ilgi göstermemenin sonuçları anlatılacak. Kiminde ise evin ihtiyaçlarının karşılanması sağlanacak.
  • Konusu ne olursa olsun, emin ol galibi danışanların olacak.
  • Olmalı. Aksi taktirde, çözülmesi mümkün olan problemleri doğru iletişim kurarak konuşamamanın sonucu ailelerin boş yere dağılması tehdidi ile karşı karşıya kalınıyor. Mutsuzlukta cabası.
  • Tamam o zaman bırak çalsın. Sadece mesajlarına bak. Yemekten sonra seni diğer arayanlara geri dönersin.

 

Masaya getirilen mezeleri yavaş yavaş atıştırmaya başlamıştık. Ağzımızda lezzet, gözlerimizde boğazın nefis manzarası bize gecenin güzel geçeceği hissini yaşatıyordu.

 

İnsandım. Benimde yemek yemeye hakkım vardı. Bu düşüncedeyken çalan telefona gayri ihtiyari elimi uzatıp açtığımda, içimden ‘tüh’ dedim. Hani yemek bitinceye kadar açmayacaktım diye eseflenirken, müsait olup olmadığımı soran bir danışanım

bulunduğum ortamı ve yemek yediğimi söylememe rağmen,

 

  • Afiyet olsun. İnci hanım. Ben bugün neler yaptığımı anlatayım öyleyse, diyince

 

Şaşkınlık içinde kalakaldım. Bu hanıma bana geleceği gün, davranışının ne kadar yanlış olduğunu ve aynı bencillikte eşine yaklaşıyorsa hata ettiğini söylemeye karar verdim. Telefonu kapattıktan sonra;

.

  • Evet hayatım. Bundan sonraki telefonları bir müddet açmayacağım. Seninle yemek keyfini yaşamak istiyorum

diyerek tüm danışanların soru ve sorunlarını yarım saatliğine kafamda erteledim. Harika bir yemek beni bekliyordu. Günlerden cumartesiydi. Dinlenmek de istiyordum.

 

  • Bir günde evde mangalda balık pişirelim diyen eşime gülümseyerek baktığımı hatırlıyorum.

–    Burası ne kadar güzel olursa olsun evde yemek daha zevkli değil mi?

  • Evet aşkım. Nerden anladın?
  • Bende evde yemek yediğimiz zaman daha huzurluyum. Çünkü sen benim pişirdiklerimi yiyorsun. Elaleminkini değil.
  • Baak sen. Kıskançlık da yaparmış benim aşkım.
  • Şaka bir yana. Gerçekten evdeki huzur hiçbir yerde yok. Oturman bile farklı oluyor değil mi?
  • Huzuru veren sensen, her yer seninle evim. Ayrıca, hiç kimsenin yemeği sendeki tadı veremiyor.
  • Eh, pişirirken içine konuşuyorum da ondan.
  • Nasıl konuşuyorsun?
  • Ey yemek çok güzel piş. Çünkü seni evimin erkeği yiyecek. Aman yüzümü kara çıkartma diyorum.
  • Gerçekten mi?
  • Tabii ki. Bilmiyor muydun?
  • Sakın kimseye söyleme. Gülerler.
  • Çok da umurumdu. Gülenler, önce yemek pişirmeyi görev olmaktan çıkarsınlar da ondan sonra gülebiliyorlarsa gülsünler.

 

Hiç vazgeçemediğim hamsi tava adeta bir çiçek görünümünde sunulmuştu. Bir an için eşimin tabağındaki levreğe gözüm takıldığında eşim;

  • İstersen biraz verebilirim dedi.
  • İstemem. Sadece süsledikleri yeşillikler ilgimi çekti. Bütün balıkları severim ama hamsi tava’nın tadı bir başka oluyor.
  • Her gün yesen bıkmaz gibisin cevabını verirken, eşimin hamsi tava konusundaki düşüncemi gerçekten merak ettiğini anlamıştım.
  • Nasılda bilirsin? Eh beni her anlamda gerçekten tanıyabilen iki erkek oğlum ve kocam olunca, neyi severim neyi sevmem sizden daha iyi bilen olmuyor. Ama oğluma bir türlü balığı sevdiremedim.
  • Sen sevdiremedin ama ileride evlenince eşi sevdirmeyi başarabilir.
  • Ben oğlan balık sevmiyor diyorum. Seninse dediğine bak.
  • Oğlun evlenip gidince ne yapacaksın kaynana adayı?

 

Oğlumla eşimin sık sık sorarak beni kızdırmaya çalıştıkları bu soru ile içimi hem hüzün hem sevinç kapladığını hissettim. Canınızı hiç düşünmeden vermeye hazır olduğunuz, üstüne titrediğiniz, yüzünde en ufak mutluluk ifadesi görmek için her şeyi yapmaya hazır olduğunuz evladınızın gittiğini düşündüğünüzde hissedeceğiniz hüzün, aile kurması, sevmesi sevilmesi ve bu nedenle karısı ile birlikte sizin de evlat sayınızın artacağını düşünmeniz ile sevinmenize neden olabiliyor. Çünkü aynı adamı iki kişi birden sevecektir. İkisi de kadındır. Ama çoğu kez anlaşamazlar. Kim haklı? Kim haksızdan çok gelin kaynana probleminin altında yatan nedenlerin ortaya çıkarılması gerekir.

Bugüne kadar ‘gelinim yüzümden yuvam dağıldı’ diyen bir kayınvalide pek görülmemiştir. Ancak, ‘kayınvalidem yüzünden yuvam dağıldı’ şeklinde yakınan binlerce gelin bulunduğu kesinlikle dikkate alınmalıdır.

Bazı ailelerde de ‘gelin-kaynana’ probleminin yoğun olarak yaşanmasının nedenlerinden biri ilk izlenimdir. Taraflardan biri veya ikisi de ilk izlenim öncesi  kendilerini farkında olmadan şartlandırmıştır. Hayal ettiği uysallıkta, beceride, fiziksel özelliklerde veya aile yapısında ki gelin olamayacağına dair düşünceleri vardır. İlk izlenim sırasında bunu doğrulayacak bir tek hareket bile kendisi için yeterli kanıt olacaktır.  O an sesini çıkarıp itiraz etmese bile, ileride problem yaşanacaktır.  Kayınvalide, gelinin de bir ana-baba evladı olduğunu göz ardı edebilir. Gelin için ise, kayınvalidesi kendi annesinden çok farklı, daha eleştiren, hemen her işlerine müdahale etmeye kalkan yaklaşımdadır.  Gelin eşini ne kadar severse sevsin bir süre sonra ‘anne’ diye seslendiği eşinin annesi için imaj çatışması yaşayacaktır.

 

Erkek anneleri bazen oğullarını paylaşmak istemedikleri gibi, hem cinsi olan gelini rakip olarak görebilir. Bazı kayınvalideler bu rekabeti, özellikle gelinin yanında,’oğlum bana çok düşkündür. Beni çok merak eder.’ Gibi sözlerle dile getirir.  Bu sözlerde amaç, geline gözdağı vermektir. İstediğimi yapmazsan, oğlumu kaybedersin. Beni seçer mesajını verir. Gelinlerin bu durumu anlayışla karşılaması ve eşinin ailesinin en önemli ferdinin bundan sonra kendisi olduğunu eşi ile birlikte kayınvalideye saygı çerçevesinde davranışları ile anlatması gerekir. Örneğin: Çocukların terbiye edilme şekline kayınvalide müdahale etmek istediğinde, erkek ‘eşim ile birlikte gerekeni yaparız. Gereksiz yere düşünüp, rahatsız olmanı istemiyoruz’ benzeri ‘BİZ’ li konuşmalarla eşine öncelik verir, müdahalelerin önüne geçer.  Erkek’de artık kendine ait bir ailesinin olduğunun bilincinde olmalıdır. Anne oğluna 25- 30 yıl bakmıştır. Ama gelin, geri kalan ömrün 50-60 yılında  o erkeğe bakacaktır. Artık bir aileden başka bir aile kurulmuştur. Yaşantısı, istekleri,  görüşleri o aileye özel olacaktır.

 

Bir diğer açıdan baktığımızda da, bazı gelinlerin kayınvalidelerine yaklaşımlarımda istenilen imaja aykırı davranış gözlemlenmektedir. Kocasını doğuran hanımefendiyi sırtında taşısa hakkını ödeyemeyecek olarak düşünmek yerine, saygısız davranışlar sergilemek, hastalandığında (eğer çalışan bir hanım değilse) kendisinin bakıp ilgilenmesi yerine bakıcı tutmak, evine davet etmemek, kayınvalide’nin ihtiyaçlarını öğrenmemek, arayıp sormamak, ziyarete gelen kayınvalidenin ev işi yapmasını beklemek gibi tamamen ilgisiz davranışlar da gelinlerin başarısız imaj sergilemelerine neden olur. Gelinler anne adayı ve gün gelince anne olacaklarını akıldan çıkarmamaya gayret etmelidirler.

 

Toplumumuzda kayınvalide- gelin problemine kayıtsız kalan erkek, annesinin ve eşinin gözünde gün gelir itibar kaybı yaşar. Bu yüzden her iki tarafın imaj başarısında erkeğin rolü çok önemlidir. Maalesef çoğu erkek henüz bu problemde bile, yeterli çözüme ulaşıp dengeyi sağlayamaz, iki kadını huzur içinde bir arada yaşatamaz iken   ne diye çapkınlık yapmaya kalkar ki? Yüzüne gözüne bulaştırma riski bu durumdaki erkeklerde çok fazladır. Evdekileri idare edemeyen dışarıdakini hiç idare edemez.

 

 

 

Ama, bunca gelin-kayınvalide problemine yakından şahit olarak getirdiğim tüm olumlu çözümlere rağmen, içimde yine de ‘acaba anlaşabilecek miyiz? Sorusunu barındırdığımı fark edip;

  • Oğlumun aile kurmasını, ona düğün yapmayı hasretle bekliyorum. Giden miden de olmaz umarım. Diyerek soruyu geçiştirmeye çalıştım.
  • Ne yani gelini yanına mı almayı düşünüyorsun? Diyerek beni tahrik etmeye, takılmaya devam ettiğini anlamama rağmen ,
  • Daha neler. İki ayrı aile’den yeni bir aile kurulacak. Tabii ki evleri ayrı olacak. Ama zor olan benim işim değil, dünürümün merak etme.
  • Seni gidi cadaloz keçi. Eminim sen gelinini kendine bağlayıp, bizim evden çıkmaz hale getirirsin. Haklısın esas kızın ve annesinin işi zor olacak. Üstelik kimseye ben kaynanam ile anlaşamıyorum diyemez. Kaynanan kim dediklerinde, İnci Yeşilyurt cevabı bile kızı haklıyken haksız duruma düşürür. Vay canına. Sözümü geri aldım. Kızın ve ailesinin işi çoook zor.

 

Bu cevabın üzerine neşe içinde tekrar yemeğimize yönelirken mesaj sesi ile telefonu elime aldım. Tahmin ettiğim gibi evlerden birinde çıkmaza girilmişti. Mesajda;

 

  • Konuştum. Param olmasa sen beni terk edersin diyor. Durmadan onunla parası için evlendiğimi, ayrılırsak sürüneceğimi söylüyor. Ağlamak üzereyim. Bunları hak etmiyorum. Ne yapayım?

 

Diye dazıyordu. Bir an kadının kocası gözlerimin önüne geldi. Aslında karısını kaybetmekten çok korkuyordu. Kendine güveni yoktu. Bu olumsuz yanını ise karısını sürekli suçlayarak örtmeye çalışıyordu. Ticaret ile uğraştığını biliyordum. Cevabı yazdım.

 

  • Ona de ki, bunu merak ediyorsan çözümü basit. Sana ait olan evlerden birini üstüme yaparsın. Eğer seni terk edersem değerimin bir ev parası kadar olduğunu görüp üzülmezsin. Terk etmezsem de bana güvenmiş olursun. Her iki durumda da kazançlı sen olur ve sevinirsin. Yok yapamam diyorsan bu suçlamayı geri almak durumundasın. Ya herro ya merro.

 

Telefonu tekrar masaya koyduğumda adamın bu cevaba tepkisinin ne olacağını tahmin edebiliyordum. Yıllardır kendi üstüne aldığı evlerle karısını tahrik etmesinin karşılığını ya diline ya da kesesine sahip olmayı öğrenerek ödeyecekti. Şimdi bizim değil onun düşünme zamanı gelmişti. Ailesinden Maddi imkanlarını kısarak, kaçırarak aile reisliği yapıp, otorite kurmaya çalışan erkeğin bu acziyetine de son verilerek yardımcı olmanın rahatlığını hissettim. Eşimin;

 

  • Artık şu telefonu sessize alsan diyorum.

 

Serzenişti ile ortama uyum sağlamam gerektiğini anlayıp gerekeni yaptım. O andan sonra aklımda, yüreğimde ve gözümde sevdiğimden başka hiçbir şey yoktu.

 

Saatler ilerliyor ama biz zamanı birkaç an gibi yaşıyorduk. Bir ara sessize aldığım telefondaki çağrı sayısını fark ettiğimde elime alıp kontrol etme ihtiyacı hissettim.

 

  • Yemeğin henüz bitmedi. Koy onu yerine diyen eşime,
  • Bu kadar çok kim aramış merak ettim. Cevabını verirken arayanları sorgulamak için tuşlara basıyordum.

Bugün arayıp, yarın tekrar arayacağını söyleyen Yıldız hanım aramış.

Yıldız diye iyi ki kaydetmişsin.  Hem de 19 kere dediğimi şaşkınlıkla

hatırlıyorum.

 

Numarasını çevirdiğimde daha ilk çalışta açmıştı.

  • Buyurun Yıldız Hanım. Ben İnci dememe fırsat bırakmadan, adeta söyleyeceklerimi ağzıma tıkar gibi konuşmaya başlamıştı.
  • Yarın arama imkanım olmayacak galiba. Onun için fırsat bulmuşken, eşimde eve gelmemişken sizinle konuşup problemlerimizi anlatmak istiyorum. Ah aslında nereden başlayacağımı da bimiyorum. O kadar çok derdim var ki. Biz evlendiğimiz günden beri problem yaşıyoruz desem yeridir.
  • Bir dakika Yıldız Hanım. Şu an siz neredesiniz?
  • Peki ben neredeyim?
  • Neredesiniz.
  • Dışarıdayım. Beni 19 kere aradığınızı görünce acaba acil bir şey mi oldu? Nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüp size geri döndüm. Ama anladığım kadarı ile benim kastettiğim aciliyette bir ortamınız yok. Şu anda sizi dinleyecek ne sakin bir mekandayım. Ne de sizi memnun edecek kadar rahat cevap verebilirim. Siz bana özelinizi anlatacaksınız. Ama ben cevap verirsem herkes duyacak. Eğer halimden anlarsanız yarın bir şekilde görüşelim.
  • Ben bunu nasıl düşünemedim. Özür diliyorum. Bu saatte müsait olacağınızı düşündüm sanırım.
  • Önemli değil. Yarın görüşürsek daha ayrıntılı konuşuruz.
  • Yarın bir şekilde size ulaşacağım.

 

Telefonu kapattıktan sonra tüm balık zevkimin kaçtığını hissettim. Sohbetimiz bölünmüştü. Eşim yemeğini kesmiş, beni bekliyordu. Onun tadını kaçırmamak için kendimi toparlamalıydım. Eşime bakıp;

 

  • Ne duruyorsun? Derya kuzuları bizi bekliyor. Haydi devaaam

 

Derken aklım biraz önceki Yıldız hanıma takılmıştı. Arka arkaya 19 kere beni aradığına göre, anlatacağı problemin içeriğini iyice sorgulayarak, taraflı anlattığı konuları ayıklamam gerekebilirdi. Anlatımda tarafsız kalabilecek bir kişi gibi görünmüyordu. Eşimin;

  • Ne oldu? Gerildin galiba

Sorusu üzerine tüm dikkatimi eşime vererek;

  • Kadınsı haller işte. Ama balıklarımız kadınsı hallerden anlamaz. Ye bizi, ye bizi diye bakıyorlar. Yoksa ağlarlar dediğimde;
  • Bu gece tamamen bizi yaşayalım. Bu yüzden o telefon şimdi benim şefkatli ellerimde yarın sabah açılmak üzere kapanacak

Cevabına, eşimin gözlerine bakarak beni düşündüğü için teşekkür ettim.   O gece bizi ertesi sabaha kadar sürükleyecek güzeliği ile devam etti.

 

Pazar gününü tüm sakinliği ile yaşamayı hedefliyorduk. Hemen tüm gazeteler okunacak, biraz yürüyüş yaplacak bol bol dinlenecektik. Bu düşünce içindeyken bir gece önce arayan Yıldız Hanım’ın birazdan hafta sonumu değiştireceğini bilmiyordum. Nitekim, öğle saatlerine yakın aramış, dakikalarca değil tam iki saate yakın konuşmuştu. Ben sordukça o sorularıma cevap verme yerine adeta anlatmak istediği neyse onu söylüyordu. Bu durumda herhangi bir sonuca ulaşmamız mümkün olmadığından;

 

  • Sizinle yakın bir zamanda bir araya gelelim diyerek, boşa kürek çekmeyi engellemek istedim.
  • Yarın müsait misiniz İnci Hanım? En erken kaç olursa razıyım ısrarı karşısında nerede oturduğunu kontrol ederek, İstanbul trafiğine takılmaması ikimiz için uygun olan saati kendisine söyledim.

 

Telefonu kapattıktan sonra bir an bu kadar çok konuşupta hiçbir şey anlatamamak ne kadar kötü diye düşündüm.

 

Ertesi sabah bir çok insan gibi yeni bir haftaya başlamanın sıkıntısını değil ama yeni bir güne uyanmanın mutluluğunu yaşayarak ofise geçtim. İlk randevum bir önceki gün telefonda görüşüpte anlaşamadığım Yıldız Hanım ile olacaktı. Aslında telefondaki halinden az çok nasıl biri olduğunu tahmin edebiliyordum. Çabuk öfkelenen, her şeyin kendi kontrolü altında olmasını isteyen, zayıf, minyo tipli bir kadın diye düşünüyordum.

Yanılmayacaktım.

 

Randevu saatinden yaklaşık yarım saat önce gelmişti. Kapıdan içeri adım atar atmaz doğruca bekleme koltuğuna yönelmesi, oturmadan önce çıkarttığı paltosunu itina ile katlayıp kucağına alması, çekingen gülümsemesi ve ensesinde topladığı sımsıkı sarı saçları ile düşüncelerimi doğruluyordu. Zayıftı ve tam anlamıyla bebek gibi minyondu. Kot pantolonun beline taktığı büyük tokalı kemer modaya uygun ancak vücut yapısına aykırıydı. Çünkü, boyunun kısalığını daha çok ortaya çıkarıyordu. Beyaz balıkçı yaka kazağının gögüs kısmındaki marka, kaliteli giyinmeyi sevdiğini gösteriyordu. Fakat boynu kısa olduğu için balıkçı yaka tercihi yanlıştı. Hiçbir aksesuar takmamıştı. Küçük küpeler kullansa çok hoş olabilirdi. Selamlaşmak ve tanıştığımıza memnun olduğumu söylemek için yanına yaklaştığımda hemen ayağa kalktı. Beni gördüğüne sevindiğini gülerken gözlerinin küçülmesinden anlamıştım.

 

  • Hoş geldiniz Yıldız Hanım. Tam tahmin ettiğim gibisiniz.
  • Hoş bulduk. Nasıl tahmin etmiştiniz?
  • Aynen böyle.
  • Nereden anladınız peki?
  • Konuşma şeklinizden. Bu kadar hızlı konuşan kişi fazla yemek yiyemez. Gergin ve Zayıf olur. Ancak saç renginizi tutturamadım.
  • Ne düşünmüştünüz?
  • Koyu renk ama boyu az çok benim düşündüğüm gibi diyerek, bir yandan odama doğru yürümeye başladık.

 

Birlikte bir şeyler içmeyi teklif ettiğimde, her nedense bütün danışanlarım gibi sütlü nescafeyi tercih etti.  Görüşmenin kendi kontrolümde sıkıntılarının kaynağını öğrenmek amaçlı olarak

Sürmesini istiyordum. Dünkü telefon görüşmesinde inisiyatifi ona bıraktığım gibi olursa hiçbir sonuç alamazdık. Bu yüzden;

 

  • Görüşmemiz sırasında sağlıklı bir sonuca ulaşmayı hedefliyorum. Bu yüzden sorularıma cevap vererek adım adım ilerlersek size daha faydalı olabilirim teklifini getirdim.

Masanın üzerinde duran içeceğini yavaş yavaş karıştırırken;

– Nasıl isterseniz cevabı ile sakinleşmeye başladığını anladım.

 

 

Çalışmıyordu. Aslında liseden sonra okumak istemişti. Ama babasının kendini evlendirmeye karar vermesi üzerine eğitimine devam edememişti. Nişanlandığı güne kadar evliliğe sıcak bakmıyordu. Bu düşüncesini babasına iletmişti. Ne var ki, babası da aile içi verilen evlilik kararında ısrarlıydı. Kızını yabancıya vermeye niyeti yoktu. Baldızının oğlu askerden yeni gelmiş, işe başlayacaktı. Yıldız’ a teyzesinin oğlu uygun görülmüştü. Ailenin kararıydı.  Nişan takıldıktan sonra müstakbel eşi ve ailesi kendini adeta hediyeye boğmuştu. Ne alınacaksa en kalitelisi seçiliyor, fiyatı önemsenmiyordu. Yıldız’ın evlilik düşüncesine ısınmaya başlamasına neden olan bu yaklaşım aslında ilerde yaşanacak problemlerin göstergesiydi.

  • Sana bu kadar eli açık yaklaşımda bulunulması dikkatini çekmedi mi hiç? Diye sorduğumda,
  • Tam tersi o kadar güzeldi ki. Hediyelerin dışında nişanlım sık sık bize geliyor. Gün içinde sık sık arıyor, ileriye yönelik çok güzel hayaller kurmamı sağlayan konuşmalar yapıyordu.
  • Evlilik öncesi doğallıktan uzak aşırı eli açık veya eli sıkı yaklaşımlar evlilikte doğacak iletişim problemlerinin göstergesidir. Dediğimde;
  • Haklısınız. Zaten o günler evlendikten sonra hayal oldu. Dedi.
  • Nasıl hayal oldu?
  • Eşim her gün evden çıkarken bir miktar harçlık bırakır. Üstelik ben istemezsem onu da bırakmadan çeker gider. Kendimi dilenci gibi hisseder oldum.
  • Seni anlıyorum. Ama geçmişte veren, bugün vermeyen bir erkeği geçmiş günlere geri döndürmekten başka çaremiz yok.
  • Ah İnci hanım. Keşke sizi evlenmeden önce tanıma imkanım olsaydı. Belki o zaman yaşayabileceğim problemleri görmemde bana yardımcı olurdunuz.

–    O yıllarda ben henüz okuyordum. Kendime bile faydam olamazdı. Dediğimde ufak bir kahkaha atmıştı. Gülmek ona çok yakışıyordu. Ama yaşadığı problemler onu gülmekten uzaklaştırmıştı.

 

Karşı cins olarak tanıdığı ilk erkek kocasıydı. 15 yıllık evliliğin meyvesi 13 yaşındaki tek kızıydı. İnşaat mühendisi olan eşi çok yoğun çalışıyordu. Ama 15 yılın ardından eşini aldatmaya zaman bulabilmişti. Yakalandığında ise pişmanlığını dile getirmiş, ‘Kurtulmak istiyorum. Bana yardım et’ diyerek kendince pişmanlığını ve iyi niyetini dile getirmişti. Sık sık o kadını bıraktığını, ayrıldığını dile getirmesine rağmen, kadın kocasına güvenemez olmuştu. Hem suçlu hem güçlü misali karısına karşı agresif tavırlarına, alay eden yaklaşımına, eve geliş saatlerine karışılmasına tepki göstermeye devam ediyor, karısının hemen her hareketini eleştiriyor, küçümsüyordu.  Boşanmayı düşünüp düşünmediğini sorduğumda;

 

  • Maddi güvencesizliğin dışında, akraba evliliği olması, kızımın üzülmemesini istemem elimi kolumu bağlıyor. Cevabı kendince çaresizliğini gösteriyordu.
  • Ya sevgi? Sevgi kalmadı mı? Diye sorularıma devam ettiğimde,
  • Aldatıldığımı öğrendiğim güne kadar seviyordum. Şimdi bilmiyorum cevabı Yıldız’ın kırılan gururunu, öfkesini, gelecek kaygısını göstermeye yetmişti. Çalışmalarımız sırasında Yıldız’ın sevgisini yeniden canlandırmamız da gerekebilirdi. Ama öncelikle adamın hala karısını aldatıp aldatmadığından emin olmam gerekiyordu. Bu süre içinde, adamdan emin olana kadar Yıldız’ın içindeki şüpheleri arttırmamak adına o konuda hiçbir şey hissettirmemeye karar verdim.

 

‘Kocacığım İstersem Kölem Olursun’ da işlediğim Aynur’un problemine ilk bakışta benziyor gibi görünse de, Yıldız’ın problemi ondan daha farklıydı. Çünkü, eşi, Yıldız’ın hemen her isteğine itiraz edip ‘Hayır’ diyecek kadar cesurdu. Cahil insan cesur olur. Çünkü hareketinin sonucunu, nereye varabileceğini iyi ve kötü taraflarını kestiremez. Böylesi ‘Hayır’ diyen bir erkeğe, cesaretinin aslında cahillik olduğunu kadın gösterebilirdi. Ancak Yıldız iletişim açısından öylesine pasif, bastırılmış, korkutulmuştu ki, bu eksikliği acil olarak giderilmeliydi. Ailelerin akraba olması problemin çözümünü iki ucu keskin bıçak durumuna getirmişti. Adamın karısını aldattığı duyulduğunda, akrabalık ilişkileri hasımlığa dönüşecek kadar kötüleşmiş, normalde yeğeni için kendini feda eden teyzesi, kayınvalide kimliği ile ‘Kadın olsaydın da oğlum yapmasaydı. Herkes aynı şeyleri

geçmişte yaşamıştır. Elinin kiri. Sabret. Geçer’ yaklaşımında bulunmuştu. Hani akrabalık nerede kalmıştı? Teyzeliği nerede? Yıldız’ın babası bile ‘Aldattı ama akrabayız. Yapacak bir şey yok’ diyerek olayı iyi niyetle yatıştırmaya çalışmıştı. Akraba evliliği problemlerin çözümünde çiftlere yardımcı olur gibi görünebilir ama akrabalığın getirdiği rahatlık ise bir anda ipleri kopma noktasına taşıyabilirdi. Çalışmalarımız sırasında Yıldız’ın kayınvalidesi olan teyzesi ile bağlarını güçlendirecek yönde öneriler getirmediğimizde klasik gelin-kaynana probleminin de ötesinde zorlu günler yaşanabilirdi.

 

Kendisine çalışma prensiplerimi, uyulması gereken kurallar ve izleyeceğimiz yolu aktardığımda  hiç tereddüt etmeden kabul etmişti. Eşi ile iletişim yolunda tek başına olmak istemediği her halinden belliydi.

 

  • Buraya geldiğinde paltonu o kadar itina ile katlayıp kenara koyduğuna göre titiz ve disiplinli bir hanımsın. Dediğimde şaşkınlığını tebessüm ederek ifade etti.
  • Temizliğe ve düzene çok dikkat ederim. Ama ilk görüşmede bunu bile anlamanız beni şaşırttı. Çok enteresan bir insansınız.
  • Disiplinli Olman seninle birlikte geçecek günlerimizin daha kolaylıkla başarıya ulaşmasını sağlayacak. Çünkü, önerilerimin eksiksiz uygulanmasını isterim. Ancak, titizliğin evinin diğer yaşayanlarını rahatsız ediyor olabilir mi?
  • Nasıl Yani? Anlamadım.
  • Hangi günler temizlik yapıyorsun?
  • Özel bir gün yok. Evde haftada bir genel temizliğe gelen yardımcım var. Ama ortalık hemen her gün dağınık olduğu için, her gün kendim topluyorum. Eh ardından da süpürge filan.
  • Eşin evdeyken de mi?
  • Tabii ki. Ne var bunda?
  • Eşin Pazar günü evdeyken, üstelik gazete okurken, kaldır ayaklarını diyen bir kadın. Süpürge sesi de oluyor değil mi?
  • Nerden anladınız?
  • Çok düzenli olmandan. Paltosunu bile bu kadar itina ile katlayan bir insanın evde nasıl olduğunu tahmin etmek zor değil. Ancak, sen evini temiz ve düzenli tutayım derken, evdekilerin rahatını kaçırmıyor musun?
  • Ama onlar dağıtıyor. Üstelik en ufak bir eşyanın yeri bile değişse ben çok rahatsız oluyorum.
  • Ev demek, özel yaşam alanı demektir. Rahatlık ve huzur demektir. Dağılacakta, kirlenecekte. Önemli kirlenmeler olmadıkça en ufak dağınıklıkta temizlik yapmaya kalktığında eşini rahatsız eder, huzurunu kaçırırsın.
  • Hiç böyle düşünmemiştim.
  • Bunun yerine, eşine, ‘evimiz dağılsa da yarın toplarım. Bugünü seninle yaşamak istiyorum. Tek tatil gününde temizlik yaparak sana eşlik etmek istemiyorum hayatım’ desen, eşin ile beraber gazete okuyup, sohbet etmeye çalışsan eşinin gözündeki değerin ev temizliğinden öte olacaktır.
  • Uygulayacağım. Bana güvenebilirsiniz İnci hanım. Yüzünüzü kara çıkartmayacağım.
  • Önemli olan senin aile düzeninin daha sağlıklı yarınlara ulaşması. Sen ödevlerini tam ve eksiksiz yaparsan sonuç da o kadar başarılı olacak. Demek ki, tüm istenilenler sadece senin ve ailenin iyiliği, mutlu yarınları için.
  • Haklısınız İnci hanım. Problemlerin düzelmesi için üstüme düşen her neyse eksiksiz yapacağım.

 

İlk haftayı Yıldız’ın kocasının hareketlerini gözlemleyerek geçirmemiz gerekiyordu. Bu amaçla Yıldız,  aldığı ufak deftere istediğim notları eksiksiz tutmaya başlayacaktı. Her sabah bana aktardığı bilgilerle önümüzdeki sekiz haftalık yolun ilk ışıkları yanacaktı.

 

 

Fotoğraflarda gördüğüm koca modeli Kamil, yıllar içinde göbeklenmiş, saçları hafif dökük, ciddi görünümlü bir adamdı. Çok zor güldüğü her fotoğraftaki zorunlu gülümsemesinden anlaşılıyordu. Bacaklarını açarak verdiği pozlar, rahatına ne kadar düşkün olduğunu ve saygı kurallarını özel hayatında uygulamakta başarısız olduğunu gösteriyordu. Eşi ile birlikte çekilen fotoğraflarda karısına sarılışı çok sıradan, o esnada gülümsemesinin zorakiliği,  rutinleşmiş hayatına arayış arayan erkeğin göstergelerinden biriydi. Yıldız’ı kolay kolay anlayacak bir adam gibi görünmüyordu. Bencil yapıda, kendini herkesten daha akıllı zannedip, her konuyu en iyi kendisinin bildiğini iddia edecek kadar cahil biri olduğunu anlamakta zorlanmamıştım. Zorlu bir dönem olacaktı.

 

 

Yıldız’ın topladığı bilgiler arasında, Kamil’in karısına sık sık aşağılayan, alay eden, küçümseyen konuşmalar bulunması rahatsız ediciydi. Adamın gözünde karısının değeri kalmamış gibi görünüyordu. Yıldız’a bu değer yeniden kazandırılmalı, saygı duyulması sağlanmalıydı.

 

  • Eşinin sana hakaret etmesinden rahatsız olmuyor musun? Diye sorduğumda,
  • Olmaz mıyım? Ama eve geç geldiğinde nedenini sorduğumda öyle kötü tepki veriyor ki, hakaretlerine cevap verdiğimde üstüme yürüyor. Ortada ne varsa kırıp döküyor. Bağırma sesine uyanan kızımın dersleri bile etkileniyor. demişti.
  • O zaman onun anlayacağı dilin ne olduğunu bulduğumuzda ilk olarak buna çözüm getirmeliyiz dedim.
  • Ah İnci hanım. Hayal gibi geliyor bana bu söyledikleriniz.
  • Neden öyle geliyor?
  • Kocamın eve geç gelmesine, arkadaşları ile eğlenip, gezip bize vakit ayırmamasına o kadar alıştık ki, değişmesi mümkün değil gibi geliyor. Üstelik o kadınla hala görüşüyor mu bilemezken, emin olamazken nasıl güveneyim?
  • Sen önce kendine güvenecek, sonra da kararlı olmaktan vazgeçmeyeceksin. Sana gelecek mutluluğa tek engel ümitsizliktir.

 

Yıldız’a ilk haftaki planlamamızı aktardıktan sonra, önerileri uyguladıkça eşinin tepkilerini not etmesini de istemiştim. Düzenli yapısı gereği notlarını en ufak ayrıntısına kadar tutmaya gayret etmesi işimizi kolaylaştıracaktı. Akşama eşi saat kaçta gelirse gelsin tepki vermeyecek, tam tersi sanki vaktinde eve gelmiş bir koca gibi karşılayacaktı.

 

Ertesi sabah aradığında hızla notlarını aktarmaya başlamıştı.

 

  • Eşim akşam 22’ye doğru eve geldi İnci Hanım.
  • Günaydın Yıldız.
  • Ah pardon İnci Hanım. Günaydın. O kadar heyecanlıyım ki, hatırınızı sormayı unuttum. Nasılsınız?
  • İyiyim de. Bak bir öğretide daha bulunacağım şimdi. İsteklerin ve düşüncelerin karşındaki kişinin hatırını sormanın önüne geçerse, isteklerini yaptırmakta zorlanırsın.
  • Öyle mi? Neden?
  • Çünkü, karşındaki kişi senin yaşadıklarını, isteklerini ve düşüncelerini sen söylemedikçe anlayamaz. Doğru algılanmak içinde önce karşındaki kişiye değer verdiğini hissettirmelisin.
  • Doğru. Bunu hiç düşünmemiştim.
  • Bundan sonra çocuğun bile eve geldiğinde önce onun hatırını sorup ilgilen, ondan sonra duygu ve düşüncelerini aktarırsan kazançlı çıkacaksın.
  • Tamam uygulayacağım.
  • Şimdi dün akşam neler olduğunu aktarabilirsin.
  • Biraz önce de söylediğim gibi eşim saat 22’ye doğru eve geldi. Normalde yüzümü asar, sırtımı döner giderdim. Ama siz tembihlediğiniz için tam tersini yaptım.
  • Ne yaptın?
  • Hiç suratımı asmadım. Zaten saat 20:30 gibi bana telefon edip akşam yemekte ne var diye sormuştu. Bende hazır döner, pilav, bezelye salata diye menüyü saydığımda ‘hazır yiyecek sevmiyorum’ cevabını vermişti.
  • Sen ne cevap verdin?
  • Bende kızımızın bu yemeği istediğini söyleyince, sadece ‘iyi’ diyerek yüzüme telefonu kapattı.
  • Sen ne tepki verdin peki?
  • Hiiç. Her zamanki gibi bozuldum. Ama bu kabalıklarına alıştım artık.
  • Alışkanlıklarımızı değiştireceğiz. Bundan böyle aynı hareketi tekrarladığında hemen ardından arayıp, telefonu açtığında ‘hösst’ diyerek suratına kapatacaksın.
  • Ay yapamam İnci hanım. Çok kızar. Üstüme yürür.
  • Hayır yapmayacak. Eğer konuşursan, niye suratıma telefon kapattın diye sorarsan kızacak. Ama ona onun hareketleri ile cevap verir ve yaptığı saygısızlığın kime layık olduğunu gösterirsen tebessüm bile eder. Sen kocanın saygısızlıklarını eğitmezsen kendi değerini nasıl ortaya koyacaksın?
  • Haklısınız. Deneyeceğim.
  • Denemek yok. Kesinlikle uygulayacağız. Öte yandan, eşine yemek hazırlarken nelere dikkat etmen gerektiğini de öğretmemiz gerekecek. Böyle menü erkeği çekmez.
  • Neden? Güzel bir menü değil mi?
  • Hayır. Menüde uyum ve bütünlük önemlidir. Döner ile bezelyenin uyumu maalesef yok. Menü kopuk olmuş. Dönerin yanına patates kızartma ve pilavı garnitür olarak sunabilirsin. Domates ve biber kızartma ile de şıklık katardın. Eğer bezelye ile pilav sunacaksan cacık eşliğinde ve taze soğanlı salata ile de olabilirdi.
  • Bende çok iyi yemek hazırladığımı zannederdim.
  • Tabii ki hazırlıyorsundur. Ancak, yemek menüsü akla gelen yemeklerin hazırlanması demek değildir. Tat, uyum, bütünlük, görünüm ve sıralama gibi faktörler vardır.
  • Gelecek haftaki seansta birlikte bir kaç menü hazırlarız değil mi İnci Hanım?
  • Tabii ki. Hatırlat. Hazırlayalım.
  • Nerde kalmıştım? Hah. Eve geldiğinde üstümdeki kahverengi elbise dikkatinden kaçmamış olacak ki, ‘ooo. Bu ne şıklık? Diye tepki verdi. Hiç ses etmedim. Kızımla beni öptü. Yemeğe oturdu. Biz önceden yediğimiz için ona servis yaptım. Ardından salona geçti. Çayını, meyvesini ve hep yaptığı gibi atıştıracağı çerezleri hazırlayıp önüne koydum.
  • Aferin garson hanım.
  • Anlamadım.
  • Sadece hizmet ettiğinin farkında değil misin? Tek kelime konuşmamışsınız. Halbuki, iletişim kurarak sunduğun yiyecekler erkeğin gözünü doldurur. Her akşam aynı düzende sadece senden beklenen hizmetleri sunmak ilişkiyi rutinleştirir. Seni de evde hizmet edenden öteye götüremez.

 

Evliliklerde iletişim olmadan eşlerin birbirine sadece beklentileri sunması, evliliği görev hayat şekline getirir. Tehlikeli olan bu yaşam şekli kopukluklara neden olabilir. Aynı saatlerde yenilen yemekler öncesi veya sonrası kurulamayan iletişim, bir süre sonra çiftleri yemek sırasında birbirinin yüzüne dahi bakmaya gerek duymayan, acele ile yenen yemek sonrası hızla terk edilen masa ve yıkanmayı bekleyen bulaşıklar görüntüsü içinde bırakır. Hayat artık bir rutine girmiştir. Halbuki, evlilik öncesi böyle midir? Yenilen yemeğin ne olduğu bile önemli değildir. Bakışmalar, birbirine tebessüm eden gözler, kurulan hayaller bile masada duran tabaklarda hangi yemeğin olduğunu unutturmuştur. Yemek bahane, biraz olsun görüşmek bile şahane yaklaşımında olan çiftlerin, evlilik birliği içine girdiğinde o günleri tebessüm ederek hatırlamaları yerine sık sık yaşamaları gerekmez mi? O günlerde sergilenen imaj sahte ise evlenince zaten doğal imajlar ortaya çıkmayacak mı?  Evlenmeden önce tanıdığım kişi bu değil diye düşünmeye başladıkça, kıyaslama, sorgulama yapmalar artacaktır. Gün geçtikçe eski günlere duyulan özlemle umut içinde ilk günlerin sevgisi, ilgisi beklenir olacaktır. Nafile. Gelmek bilmeyecektir. Çünkü kişi aslında o kişi değildir. Karşısındakini o günlerde gördüğü kıyafet, makyaj, saç sekli ile benimsemiş, o günlerdeki içten, güler yüzlü, samimi davranışlarına aşık olmuştur. Aşık olduğu kişiye daha özel görünmek amaçlı, iyi niyetli de olsa sahte davranışlar sergilemesi kaçınılmazdır. Eh evlenmek istemektedir. Karşısındaki kişiyi mutlu etmek için bazen istemediği davranışları bile sergilemekten kaçınmayacaktır. Çiçekler, hediyeler verilecek, sürekli aranacak, dinlenecektir. Ama evlilik sürekli mutluluk değildir.  Evlenince doğal imajlar ortaya çıktığında ilk kavga da bile saygı sınırları aşılmaya başlanacaktır. Önemli olan kişilerin evlenince değil, evlenmeden önce birbirlerini daha iyi tanıyacak yöntemlere ilgi göstermeleridir. Aksi taktirde yaşanacak hüzün, çiftleri ‘keşke evlenmeseydik’ düşüncesine dahi itebilir.

 

Evlilik ve beraberliklerde hiç sorun olmaması mümkün değildir. Önemli olan sorunlara çiftlerin birbirini kırmadan, incitmeden, hakaret etmeden çözüm bulabilmeleridir Aksi yönde uygulamalar ileride çözülmesi daha zor iletişim problemlerine neden olabilir.

 

‘Biz tartışmaya başladığımızda muhakkak kavga ediyoruz.’ Diyenler tartışma sırasında iletişim problemi yaşamaktadırlar. Böylece çözülecek problemden sapma ve karşılıklı sarf edilen kırıcı sözlere takılı kalma problemi yaşanacaktır. Birikimler artacak. Küs kalma aralıkları artacak. Çözülmeyi bekleyen sorunların üstüne kırgınlıklarda eklenecektir.

 

Çiftler birbirlerinin iletişim dilini öğrenerek, sorunları konuşma sırasında bu dile uygun yaklaşımla problemlerini birbirini kırmadan çözme yoluna gitmelidir. Her kadın ve erkeğin iletişim dili aynı değildir. Bu yüzden geçmişte yaşadığımız tecrübelerin bugünkü ilişkimize ışık tutmasını beklemek yanlışından öncelikle kaçınmak gerekir.

 

Genelde çok iyi tanıdığınızı iddia ettiğiniz kişinin kavga sırasında ağzından çıkanları duyduğunuzda hayrete düşebilirsiniz. Bu ortam, aslında size eşiniz ile aranızdaki iletişim probleminin belirtisini vermektedir.

 

Genelde tartışma sırasında kendisinden çözüm beklenen taraf sesini yükseltmeye başladığında aslında acziyetini ve çözümü bilmediğini göstermektedir. Bu durumda kişiye yönelik suçlamaları terk edip, sakin olarak soruna odaklanmak yapılacak eylemlerin başında gelmektedir. Çözülmesi beklenen sorun ‘eve sürekli geç gelme’ ‘ ailesi ile ilgilenme me’ ‘aile büyüklerinin gereksiz müdahaleleri’ ‘ilgisizlik’ vb ise kişiye beraberlik sırasında her birinin üstüne düşen görevleri ne derece yapıp yapmadığı ve problemin çözülmemesinin getireceği daha büyük sorunların nasıl yaşanacağı anlatılarak karar vermesi istenmelidir.

 

Çiftlerden biri ‘ben buyum’ yaklaşımında ise, toplum içinde yaşadığını unutmuş demektir. Çünkü en küçük toplum birimi aile’dir. Kişiye aile içi davranış kurallarının öğretilmesi gerekir.

 

Bazı çiftlerde sorunlara çözüm bulmaktan kaçma eğilimi görülebilir. Bu amaçla kaçan kişi, konuyu saptırmak amaçlı karşı tarafa bambaşka bir konuda suçlama ile cevap verebilir. Yapılması gereken konuyu saptırmadan çözüme ulaşmaktır. Sorunlar konuşulmaya çalışıldığında ‘abartıyorsun’ ‘ ne var bunda’ ‘yine mi başladın’ yaklaşımında olan kişi ile aranızda belirti veren iletişim problemine öncelikle çözüm bulmadan sorunu konuşmaya kalkmak nafiledir. Çünkü kişi sizi algılama problemi yaşayacaktır. Bu durumda acil olarak eşiniz ile aranızdaki iletişim diline uygun yaklaşımı tercih etmelisiniz.

 

Tartismalar sonrasi kapiyi çarpip çikan erkek, evi terk eden kadin sorunlardan kaçma eğiliminde demektir. Bazi kadinlarda esine adeta gözdagi vermek amaçli olarak evi terk eder. Esinin sevgisinden emindir. Şımarıklık içinde, erkegi en ufak problemde cezalandirmak ister. Evi terk etmesi ile birlikte her iki tarafin ailelerinin huzursuzlugu ögrenmesine neden olarak, sevgisine de sahip çikamamis olur. Aileler eşleri barıştırma gayretine girer. Önce barışılır. Birkaç zaman huzur bulan evlilik ortami sonra tekrar bozulur. Artik herkes git gel’lere alışır. Bosanma kaçinilmaz olur.

 

Beraberliklerde iniş ve çıkış yaşanması doğaldır. Sürekli mutluluk asıl mutsuzluğun belirtisidir. Tartışmalar sırasında karşılıklı saygısızlık içeren sözlerden kaçınılmaya dikkat edilmeli, bu yönde davranmayan kişiye terbiye kuralları hatırlatılmalıdır. Çünkü ailesinin bireyine saygısı olmayanın kimseye saygı gösteremeyeceği ve iş hayatında bile kayıplara neden olacak yanlışlara düşmesi kaçınılmazdır.

 

 

İlk haftalarda Yıldız’ın kendinde yapması gereken değişimleri gerçekleştirmiştik. Olumlu yanlarını daha fazla ön plana çıkartıp, olumsuz özelliklerini törpüleme yolunda gayretini gördükçe onunla çalışma azmim artıyordu. Söyleneni hiç vakit kaybetmeden uyguluyordu. Her gün bir kere düzenli olarak beni arayarak bilgilendirmeyi de ihmal etmiyordu. Birlikte çalıştığımızı sadece kız kardeşi biliyordu. Gördüğüm andan itibaren nedenini kestiremediğim şekilde ısınamadığım kız kardeşi Kamil’in işyerinde muhasebe görevlisi olarak çalışıyordu. Sürekli eniştesini eleştiren, ablasına üzüldüğünü belli eden konuşmaları beni rahatsız etmişti. Evet. Biri ablası diğeri ise kuzeni olan eniştesiydi. Ama hem yemek yediği kaba ediyor hem de ablasına üzüldüğünü belli eden konuşmaları ile Yıldız’ın bilerek ya da bilmeyerek motivasyonunu engelliyordu. Bu hanımla günü geldiğinde biraz konuşarak iyi niyetle bile olsa yaptığının yanlışına değinme kararı vermiştim.

 

Yıldız’ın eşinin şirketi 3 ortaklıydı. Yıldız ile ilk görüşmemizin haftalar sonra ortaklardan birinin ani vefatı üzerine Yıldız’ın tansiyonu yükselmiş, ev ortamına hüzün çökmüştü. Eşinin Yıldız’a o ortamda ilgisi ise dikkatimden kaçmamıştı. Sık sık eşinin sağlığını kontrol etmiş, moralinin yüksek olmasına gayret göstermişti. Bu yaklaşım evdeki problemlerin çözümünde umut ışığı olabilirdi.

 

Bir sonraki görüşmemize geldiğinde Yıldız’ın zaten narin olan vücudu daha da solgun ve süzülmüş görünüyordu?

 

-İyi misin? Diye sorduğumda,

– Zaten tansiyon problemim vardı. Bu vefat üzerine dengem bozuldu galiba. Ancak eşime hayret ettim.

– Neden?

– İlk defa tansiyonumun çıkmasına üzüldüğünü hissettim. Eskiden hiç tepki vermezdi. Ama cenaze evinde tansiyonumu ölçerlerken moralinin bozukluğunu anladım. Açıkçası hoşuma gitmedi değil. Akşam eve geldiğimizde de sabaha kadar beni uyumadan beklemek istediğini söyleyince şaşkınlığım iyice arttı. Ancak, ertesi gün ondan istediğim şeyi yapmaması yine canımı sıktı.

– Ne istemiştin?

– Ertesi gün eşim cenaze işlemleri için koştururken beni de sağlığım düzeldiği için ortağının evine bırakmıştı. Kızımızda annemdeydi. Ödevlerini yapabilmesi için defterlerinin evden alınıp anneme bırakılması gerekiyordu. Bu yüzden eşimi arayıp bu talebimi ilettiğimde ‘ sen hallet’ cevabına çok bozuldum.

– Bak seeen. Buna mı bozuldun? Eşin o anda cenaze işlemlerine koşturmuyor muydu?

– Evet. Olabilir. Herkesin işine koşturuyor. Bize gelince ‘sen hallediver’ olması yanlış değil mi?

– O ortamda eşinin bu cevabı vermesi değil, senin bu talebin yanlış olmuş. Eşler toplum içinde bulundukları ortama göre birbirlerine destek vermelidir. Eşin o anda cenaze işleri için oradan oraya koştururken senin defterleri evden alıp götürmesini istemen yerine, bir taksiye binip halletmen veya başka bir yakınından yardım rica etmen gerekirdi. Bu hareketini de eşine aktarırken ‘ sen çok yoğundun. Sana destek olmak istedim’ demeliydin. Öylece eşinin gözündeki hayat arkadaşı sadece talep ileten, yemek pişiren, güzel giyinen kadın olmaktan çıkardı.

– Haklıyken haksız mı oldum şimdi?

– Önemli olan haklı kim demek değil, doğru iletişim ve davranış şeklini belirlemektir. Buradaki eksiklik senin kendini eşinin yerine koymadan düşünmen olmuş. Öyle yoğun bir ortamda senin yapman gereken ise, ya isteğini kendin gerçekleştirecektin ya da eşine müsait olduğu herhangi bir zaman diliminde isteğini yapıp yapamayacağını sorarak hareket edecektin.

 

 

Eşler istek ve beklentilerini dile getirmeden önce kendilerini diğer eşin yerine ve ortamına  koyarak düşünmelidirler. Aksi taktirde, isteklerimizin yerine getirilmediğini düşünüp problem yaşayabilir, üzülebiliriz.

 

Bazı evliliklerde eşler kendi isteklerinin öncelikli olarak yapılmasını beklerler. Böyle hatalı beklenti sonucu, istekleri zamanında karşılanmadığında tepki gösterirler. Aslında kendisini karşısındaki kişinin yerine koyup, o anda hangi ortamda, nasıl bir durumda olduğunu kontrol edip taleplerini ona göre iletseler, eşine daha saygılı davranmış olacaktır. Bu yaklaşım eşin gözünde itibarını arttıracak, talepler ‘angarya’ niteliğinden çıkacaktır.

 

Bazı eşlerde çocukları ile ilgili sağlık dışındaki tüm problemlerin çözümünü ya tamamen kendileri üstlenirler veya eşinin üstlenmesini beklerler. Çocuk yetiştirmek çiçek yetiştirmek gibidir. Emek ister, sabır bekler. Ancak çocuğu tek başına değil, birlikte ortak hareket ederek yetiştirmek en güzelidir. Çalışmayan hanımların sorumluluğu bu konuda biraz daha ayrıcalıklıdır. Çocukla daha çok beraber olma imkanları olduğu için bu yönde çoğu görevi doğal olarak üstlenirler. Ancak, babayı sadece bilgi verilen veya problemin çözümünde çocukla ilgili şikayetlerin dile getirildiği son durak haline soktuklarında yanlışa düşmüşlerdir.

 

Evde yardımcısı’da olan bir danışanım beni arayarak ‘Bu ne ilgisiz adam. İçimden boşayasım geliyor’ şeklinde şikayetini ilettiğinde, nedenini sorgulamak istemiştim.

 

  • Hayırdır? Neden böyle düşünüyorsun? Dediğimde
  • Daha ne olsun İnci hanım? Çocuk hastalandı. Acile kaldırdım. Eşim gelmedi dedi.

Normalde bu cümle ile adamın son derece düşüncesiz ve ilgisiz olduğunu düşünüp, tepki göstermem gerekirken, konuyu irdelemek amaçlı;

  • Nasıl yani? Siz hastane’ de yatıyorsunuz ve eşin ortada yok mu? Diyerek durumu biraz daha anlatmasını sağlamak istedim.
  • Evdeyiz.
  • Acile ne zaman gittiniz?
  • Birkaç saat önce.
  • Çocuğun nesi var?
  • Biraz üşütmüş.
  • Sen şimdi şunu bana baştan anlatsana.
  • Sabah uyandığımda çocuğun ateşi olduğunu fark ettim.

Hemen eşimi aradım. Eve gelmesini istedim.

  • O ne dedi?
  • Toplantıya girmem lazım. Sen evdeki yardımcı ile beraber hastaneye geç. Beni oradan ara dedi.
  • Sen ne yaptın?
  • Ona tepki gösterip, tek başıma kaldığımı anlayınca yardımcıyı da yanıma alıp, arabamla hastaneye gittik.
  • Hastanede ne dediler?
  • Biraz üşüttüğünü söylediler. İğne yapıp, ilaçlarını vererek eve gönderdiler.
  • Peki eşini arayarak bilgilendirdin mi?
  • O birkaç kere aradı zaten. Çocuğun durumu önemli miymiş? Merak etmiş miş.
  • Sende şimdi eşini boşanmayı düşünecek kadar tepki duyuyorsun değil mi?
  • Ne düşüncesiz. Ne ilgisiz, sorumsuz adam. Çocuğunu bile düşünmekten aciz.
  • Eşine haksızlık yapma. Esas tepki gösterilmesi gereken kişi sensin.
  • Ben miyim? Neden?

 

Aybaşı gelince eşinden para beklediğin gibi, aklına estiği her an yanında olmasını da bekleyerek bencillik yapmıyor musun?

  • Ama çocuk hastaydı.
  • Aması maması yok. Adam çalışıyor. Toplantıya gireceğini söylüyor, Üstelik çocuğun durumu da belli değil. Elinde araba imkanı ve yanında yardımcın varken onu arayıp hemen çağırmak yerine, ‘çocuk ateşli. Biz şimdi hastaneye gidiyoruz. Seni oradan haberdar ederim. Sen toplantına gir. Önemli bir şey varsa ona göre hareket ederiz demen gerekirdi. Sen böyle düşünceli hareket etmediğin için eşin bu görevi üstlenmiş. Düşünmese senin arayıp bilgilendirmene gerek kalmadan o aramazdı.
  • Gelmesi gerekmez miydi? Yanımda olarak bana destek olması gerekmez miydi?
  • Sen yıkılmak üzere olan bir apartman mısın? Ne desteği? Boşansan her adımda yanında mı olacak sanıyorsun?
  • Madem bunu ben çözdüm. Madem yalnız kaldım. O zaman geri kalan hayatımı da yalnız sürdürebilirim diye düşündüm. Çok sinirlendim.
  • Hakkari’nin dağlarında kalıp, sırtında çocuk taşımadın. Altında araban, yanında yardımcın var. Üstelik eşin herhangi bir olumsuzlukta yanında olmaya hazır olarak telefon hattının diğer ucunda iken, sen şımarıklık yapmıyor musun?.Çözdüğün bir şey de yok. Üstelik kırdığın, azarladığın, boşamayı düşündüğün hayat arkadaşını nasıl toparlayacaksın?
  • Ne düşündüm? Ne buldum?
  • Olayları yaşarken farklı açılardan da bakabilmeyi başarmak gerekir. Kendini eşinin yerine koy. Anlayacaksın. Senin eşin düşünceli de bir baba. Üstelik organize olabiliyor. Senin yapman gerekenleri bile yapmış. Ama kıymeti bilinmemiş.
  • Aslında haklısınız. Her zaman böyle davranmaz. Genelde gelir.
  • İşteyken genelde gelmemeli. Gerektikçe gelmeli. Eşler birbirlerinin iş hayatlarına köstek değil destek oldukları sürece değerleri artar. Şimdi eşini ara, gönlünü al. Senin hakkında beceriksiz, düşüncesiz, kaprisli gibi olumsuz düşünceleri olsun istemiyorum.

 

 

Yıldız’ın zayıflığına gösterdiği özeni eşi ile iletişim kurma başarısına göstermesi bile sorunların çözümüne katkı sağlayacaktı. Bu amaçla bir sonraki seansa kadar eşinin nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını içeren görüşlerini de hazırlamasını istemiştim. Bunun üzerine;

 

  • Eşimi çok iyi tanıyorum. Kolay olacak demişti. Hafif gülümsediğimi hatırlıyorum. Danışanlarımın tamamına yakını eşlerini çok iyi tanıdıklarını iddia eder, haftalar içinde ise gerçek anlamda tanımaya birlikte başladığımızı görünce şaşkınlıklarını ifade ederler.

 

Erkek ve kadının iletişim becerilerini incelerken, yetiştirilme tarzı ve kültür seviyesine de dikkat etmek gerekir. Yıldız’ın eşi kardeşlerin en küçüğü ve ailenin tek erkek çocuğu olması nedeniyle ayrı bir özenle yetiştirilmişti. Büyüme çağında hemen her isteği adeta emir kabul edilmiş, imkanlar doğrultusunda yerine getirilmeye çalışılmıştı. Adam da iş hayatına atıldıktan sonra, ailesinin hemen her ihtiyacını karşılama gayretine girmişti. Ablası evlenirken tüm çeyiz masraflarını üstlenmiş, evin erkeği pozisyonunu, alınan kararlarda son mercii olarak sürdürmeye başlamıştı. Doğal olarak eleştirilere kapalıydı. Kadınlar konusunda tecrübeli olduğunu ima eden konuşmalar yapması aslında arayışlarını gösteriyordu. Bu konuda gerçek tecrübe sahibi erkek, karda yürür izini belli etmez misali davranır. Kadınlar konusunda tecrübe çok kadınla beraberliği değil, kadını mutlu ettiği süre ile anlam kazanmalıdır.

 

Yıldız’ın ensesinde sımsıkı topladığı sarı saçları gözümün önüne sık sık geliyordu. Kendisine neden ısrarla bu modeli tercih ettiğini sorup değişiklik önermeye karar verdim. Çünkü kısa boyuna karşılık omuzlarından aşağıya inen saçlarını kısa ve küt olarak değiştirse çok hoş olacaktı. Zaten vücudu incecik adeta ne giyse yakışacak ölçüdeydi. Ne var ki bana ilk geldiğinde bir çok danışanım gibi, kendisine yakışanı bildiğini sanan ama yanılanlardandı. İlk hafta giyimi için gerekli önerileri getirmiş, seçmesi gereken renklere kadar tüm ayrıntıları belirlemiştim. Önerileri uyguladıkça yakın çevresinden gelen olumlu tepkiler üzerine, giyiminde daha özenli ve dikkatli seçimler yapmaya başlamıştı.

 

Yıldız bir sonraki görüşmemize elinde liste ile geldiğinde, kocasını tanıdığını iddia eden her kadının duruşunu sergiliyordu. Kendinden emin, tebessüm eden yüz ifadesi ve yüzündeki hafif makyaj, bakımlı olmaya gösterdiği özen ile eşini tanımaya gösterdiği özen arasındaki çelişkiyi ortaya çıkarmalı diye düşünerek;

 

  • Makyaj yapman ne kadar zamanını alıyor? Diye sohbete başladım
  • Şu an ki mi? Yoksa ortalama mı?
  • Ortalama?
  • 5-10 dakika.
  • Eşini tanıman ne kadar zamanını aldı?
  • Yılları mı aldı İnci hanım?
  • 5- 10 dakikada mükemmel makyaj yaptığına göre, eşine tanımaya ayırdığın yıllar, makyajın sağladığı katkıdan daha çok olmalı değil mi?
  • Nasıl yani? Anlamadım?
  • Kendini tanıman ile eşini tanıman arasındaki süre ne kadar çelişkili değil mi?
  • Ama ne ilgisi var?
  • Kendine gösterdiğin özeni, eşine gerçek anlamda gösterseydin yıllarına yazık olmazdı. Çünkü, eşine dair aldığın notların arasında hangi yemeği sever, hangi renkleri tercih eder, temizliğe ve düzene dair bilgilerin dışında hiçbir şey yok. Üzüntüleri, kaygıları, sevinçleri, öfkesi, kırgınlıkları, hayalleri, hırsları, hayata dair görüşleri, nerede?
  • Onları ben nereden bileyim?
  • Bu yazdıklarını eşinin sekreteri de, arkadaşları da cevaplayabilirdi. Senin farkın ne?
  • Bunu hiç düşünmemiştim. Karısı olmayı en büyük fark gördüm sanırım.
  • Karısı olman onu iyi tanıdığını göstermez. Ama onu iyi tanıyan kişi gerçek karısı olursa hiç şaşma.
  • Anlamadım?
  • Notlarında ki bilgiler çok sıradan. Eşini birkaç zaman tanıyan herkes aynı cevapları yazabilir. Halbuki karısı onu en iyi tanıyan kişi olarak farkını ortaya koymalıydı. Sen daha bunu cevaplayamazken, aldatıldığını öğrendiğinde neden tepki gösterdin?
  • Yani, ben eşimi tam tanımadığım için mi aldatıldım?
  • Tek başına bu nedenle değil. Sen eşini değiştirmek istiyordun. Kafanda çizdiğin modeldeki erkek olsun istiyordun. Ancak öyle mutlu olabilirdin.
  • Evet doğru.
  • Ama diğer kadınla arandaki en önemli fark. O eşini olduğu gibi kabul etti. Geldiği zamanlarla yetindi. Fazlasını istemedi. Gel demedi. Gelince mutlu olduğunu belli etti. Git demedi. Giderken tekrar gelip gelmeyeceğini sorgulamadı. Eşin sana ‘bana yardım et’ derken aslında sana ‘vıdı vıdı yapma’ ‘beni sorgulama, değiştirmeye çalışma’ diyordu. Ya sen ne anladın?
  • Sabret ve bekle olarak algılamıştım.
  • Bak işte. O ne söylüyor. Sen ne anlıyorsun? Aldatılmak hiç hoş değil. Hiç kimse bunu hak etmiyor. Ama eşin yılların ardından ilk kez bunu yaptıysa, dönüp kendimizi gözden geçirmemiz gerekir. Eşin içinde umut taşımasa tansiyonun yükseldiğinde o derece ilgi göstermezdi. O aslında seni aldatmak istemiyor. Aldatmaya itiliyor. İlk adımda onunla arandaki bu güven problemini kaldıracak uygulama yaparsak daha rahat hareket edeceğiz.
  • Siz nasıl isterseniz İnci hanım? Kafam çok karıştı.
  • Aslında seni gerçeklerle yüzleştiriyorum. Seni geliştirmek, aileni daha sağlıklı yarınlara taşımak için meburum.
  • Her aldatma da kadın mı hatalı İnci hanım? Siz beni hatalı buldunuz ya.
  • Aldatılmayı hiç kimsenin yaşamasını istemiyorum. Ancak, aldatılma durumunda sen haklısın ben haklıyım diye düşünmeyi terk etmediğimiz sürece kaynağına inilemez. Çünkü her aldatılmanın nedeni aynı değildir. Sebepleri ortaya çıkarıp ortadan kaldırmamız şart. Bu durum yaşandığında, herkes üstüne düşeni yapmalıdır. Sen evli olmasaydın. Tek kelime ile ‘terket’ cevabını benden duyardın. Ancak, tekrarlanmayan ve aile ortamında oluşmuş bu probleme çare bulup, bir daha yaşamamanız yolunda seninde, eşinin de yapması gerekenler var. Eşin seninle aile olmak istemese evlenir miydi? Hangi erkek ‘Ah şu kadınla evleneyimde aldatayım’ diye evlenir?
  • Doğru söylüyorsunuz. Aslında ben eşimin ilk günlerde bana aşık olduğundan emindim.
  • Sonra ne oldu?
  • Dediğiniz gibi kendi isteklerimi ön plana daha çok çıkarttım galiba. Hatırlıyorumda ilk zamanlar eve iş nedeniyle bile geç gelmesinde suratımı asar, haftalarca konuşmaz yatağımı da ayırırdım.
  • Aferin sana.
  • Doğru mu yapmışım?
  • Rahatsız olduğun bir konuyu açık ve net şekilde, bağırıp çağırmadan, suratını asmadan konuşmayı denemek yerine, ağzını kapatıp suratını asman eşini bir süre sonra evden uzaklaştırır. Sen barıştın sanırsın. Ama o biriktirebilir. Arayışa girebilir. Evinin temziliğine gösterdiğin özeni, eşine daha çok göstermen gerekirdi. Üstelik ceza bile vermişsin. Hemde yatak ayırarak. Önce kov. Sonra gelsin diye bekle. Hayatta en önemli ilken şu olmalı. ‘Baktığın yüze etme. Ettiğin yüze bakma.
  • Kafamda acaba hala aldatılıyor muyum? Sorusuna net cevap veremiyorum.
  • Gel biz bugünden itibaren aldatılmadığından yola çıkarak üstümüze düşeni yapalım. Ondan sonra baktık ki, eşin aldatmaya devam ediyor, sen de gerekeni, üstelik vicdanın rahat olarak yaparsın.
  • Ah İnci hanım. Sizin sesinizi duymak bile beni rahatlatıyor. Hayatımda sürekli var olmalısınız.
  • Hayır olmayacağım. Dostluk olarak tabii var olacağım. Ama danışman olarak birkaç hafta sonra yokum. Seni, aldığın kararları doğru verebilen, kendi ayakları üstüne basabilen, kendine güvenen hale getirdiğimde bana ihtiyacın olmayacak.

 

Evlilik veya beraberlik tek başına mı yaşanıyor? Problemlere çözüm bulmak için çaba sarfetmemek, kendince çözümler üretmeye kalkmak çözüm yerine hüzün ve çaresizlik getirir. Danışılan sizi seven bir yakın ise, bir noktadan sonra tarafsız kalması mümkün olamaz. Halbuki, Yıldız gibi aslında belirtilerini yıllar önce küçük tartışmalar sırasında veren iletişim problemine zamanında çözüm üretilse belki de bugün dah büyük problem yumağının içine girilmeyecekti.

 

Bir sonraki haftaya kadar Yıldız ile her gün yaptığımız telefon görüşmelerinde aldatılma konusuna hiç değinmemesi dikkatimi çekmişti.

 

Normalde, en azından konu aralarında değinmesini, düşüncelerini, kararlarını açıklamasını bekliyordum. Hayır. Yapmıyordu. Üstüne gitmek istemedim. Gelecek görüşmemizde düşüncelerini öğrenmek üzere günlük gelişmelerini, önerilerimi uygulama başarısını konuşmaya devam ettim.

 

O haftaki notların arasında Yıldız’ın kızkardeşinin davranışları dikkatimden kaçmamıştı. Ailece ne zaman toplansalar Yıldız’ın kardeşi adeta köşeye çekilip oturuyor, ‘ben çalışıyorum. Yorgunum’ gerekçesi ile ablasından bile hizmet bekliyordu. Gün içinde herhangi bir nedenle ablasına telefon ettiğinde ise ‘eniştem dışarıda. Eniştem şimdi geldi gibi sorulmadan gereksiz bilgiler veriyordu. Ablasına sık sık;

 

– Bugün ne pişirdin aşçı hanım? Şeklinde sorusu ise, ilk bakışta şaka olarak algılansa da, ablasını yemek pişirmekten öte hiçbir şeyden anlamaz görürken, Yıldız’ın ablalık saygınlığının kalmadığının göstergesiydi. Yıldız ile o günkü görüşmemizde kardeşi ile ilgili bir çalışma yapmasını talep edip sonucunu beklemeye başlamıştım. Nedenini anlayamadığım şekilde bu kızkardeş beni rahatsız etmişti. O hafta sonu Yıldız’ın doğum günüydü. Eşi hem ziyaret hem ticaret hesabı Bodrum’ a iş seyahatini Yıldız’ın doğum gününe denk getirmişti. Kızkardeş ise ablasına ‘eniştem zaten iş için gidecekti. Seni de araya sıkıştırmış’ diyerek bozuk olan aile ortamına körükle gider gibiydi. Hafta başı Yıldız bana gelecekti. Böylece kafamdaki sorulara da cevap bulabilecektim.

 

Yıldız koltuğuna otururken yine özenli yerleşmeye çalışıyor ama uygulamasını istediğim rahatlığa kavuşma gayretinden bu sefer çantasını kucağına almak yerine, yan tarafa yerleştiriyordu.

  • Daha rahatsın değil mi? Diyerek onun düşüncelerini almak istemiştim.
  • Hangi açıdan anlamadım?
  • Kendini sıkmadan, titizliği, düzeni hayatının merkezinden çıkarmak konusunda daha rahat olduğunu görüyorum. Eskiden görüşme boyunca çantanı kucağında sıkı sıkı tutardın. Şimdi yanına koyuyorsun daha rahat oturup konuşabiliyorsun değil mi?
  • Ah evet doğru söylüyorsunuz. Bana bu yanımı gösterdikten sonra, uzun uzun düşündüm. Düzene, titizliğe ve herkesin buna uymasını istememe ne gerek var diye? Üstelik kendimi ve yakın çevremi de sıkıyordum. Şimdi yine düzenliyim. Ama abartmıyorum. Gördüm ki, eşim evde koltuktan kalkınca hemen yastıklarını düzeltmeyerek onun bile rahat etmesine neden oldunuz.
  • Hayat içinde düzen tabii ki önemlidir. Ama evde düzen uğruna rahatlığınıza engel oluyorsanız o düzende bir problem var demektir. İnsan rahat ettiği yerden ayrılmak istemez.

 

Yıldız ile o gün geride kalan günlerin değerlendirmesini yapıp, önümüzdeki haftalarda yapılacaklar üzerinde konuşmaya karar vermiştim. Ancak kızkardeşi ile ilgili sonuca da varmak istiyordum. Yıldız bu konuda da kendine tembihlediğim çalışmayı yapmıştı. Sonuçta kızkardeşinin kendisi hakkında hak etmediği rahatlıkta bir hayat sürmesinden rahatsız olduğunu kulakları ile duymuştu. Oysa kardeşi çalışmak hem de eniştesinin bir anlamda emrinde olmak zorundaydı. Böylece eniştesinden Yıldız’a, Yıldız’dan eniştesine laf taşıyarak adeta ateşle oynuyordu. Bunu isteyerek yapmadığına emindim. Sadece çocukluktan beri ablasını kıskanması onu kendi içinde problemli ve çevresine zararlı bir hale getirmişti. Yıldız’ın kızkardeşinin durumunu anladığımda, özellikle ona özel hayatı ile ilgili hiçbir bilgi vermemesini ve benimle olan çalışmasını da kestiğini söylemesini istedim. Gerekçe olarak benim Yıldız’ı beceriksiz bulmam olacaktı. Bu arada, kayınvalidesi ve kayınpederinin kendilerine gelmek istediğini, bu düşüncelerini görümcesi yoluyla Yıldız’a ilettiklerini öğrendiğimde;

  • Neden direkt olarak sana söylemiyorlar? Diye sorarak dolaylı yoldan kurulan iletişimin yanlışına değinmek istemiştim.
  • Bir süredir aramız nane. Aldatma olayından sonra, bize pek gelip gitmediler. Hoş gelmemelerine de üzüldüğümü söyleyemem. Hoş gelince Kamil bütün gün işte. Onlarda başımda olacak. Her işime karışırlar.
  • Kendi annen gelince parmaklar şıkır şıkır, eşinin tarafı gelince dişler gıcır gıcır olmamalı. Her ailede sıkıntılar olur. Ama sen onları ne kadar iyi ağırlar, memnun edersen, yanlış bile yapsalar utancı onlara ait olur.
  • Arayıp davet et demeyin lütfen. Yapamam. Üstelik onlar utançdan filan anlamaz.
  • Anlatmasını bilmezsen tabii ki anlamazlar. Sen kendin arayamayacaksan, akşam eşine, görümcenin ilettiklerini söyle. ‘Keşke direkt bana söyleselerdi. Ama önemli değil. Onları görmekten memnun olacağını ilet. Davet etmesini sağla.
  • Offff İnci hanım. Sıkıntılı bir hafta olacak.
  • Hayır olmayacak. Onlar hem akraban hem de ailen. Aradaki huzursuzluğun kalkmasını istiyorum. Yalnız onlar ne zaman gelecekse bana önceden haber ver. Sana önerilerim olacak.

 

Yıldız ofisten ayrılırken pek hoşnut değildi. Haksız da sayılmazdı. Destek olması gerekilen günlerde kendine adeta köstek olunmuştu. Gelin demek, her hareketi eleştirilmeye çalışılan, sadece hizmetten sorumlu makine değildir. Üstelik kayınvalidenin daha olgun yaklaşımda olması gerekirken, maalesef gelini eleştiren, çekiştiren yaklaşımda olması güven ve sevgiyi kaybettirmişti. Gelin ise bir gün kayınvalide olacağının bilince değildi. Karşılıklı yanlışlar gösterilmeli, bunun içinde bir araya gelinmeliydi. Bu düşüncelerimi Yıldız’a aktardığımda doğrulamıştı. Ama yine de çekingenliğinin tesiri ile başarma endişesi taşıyordu. Kapıdan çıkarken;

  • Her daim telefonunuz açık olacak mı? Diye sormasından şüphelerimden iyice emin olmuştum. Kendine güvenmesi gerekiyordu. Başaracağını biliyordum. Bu yüzden;
  • Evet açık olacak. Ama senin telefonarına bakmayacağım.
  • Lütfeeen. Yapmayın. Zorda kalırsam aramak isterim.
  • Senin zorda kalmayacağına eminim. Zaten, kayınvalidenler gelmeden önce seni hazırlayacağım. Eh ondan sonrasını da kendin çözebilecek durumdasın.
  • Ya hiç beklemediğim bir şeyler olursa,
  • O Zamanda kendin çözmelisin. Aksi taktirde kendine güvenin olmaz. Merak etme ben seni hazırlayacağım.

Yıldız’ı uğurlarken, gözüm saatini bekleyen diğer danışanıma ilişmişti. Bizim halimize gülümsüyordu. Eh bu yollardan geçeli haftalar olmuş. Sıkıntıları çözülmüş, kontrol görüşmesine gelmişti.

  • Bende böyleydim galiba İnci hanım? Derken kendi geçmişi gözlerinde canlanır gibiydi.
  • Hayır. Kesinlikle değildin. Daha beterdin. Açıkça her adımda böğüre böğüre ağlayarak ‘başarabilecek miyim’ diye sormandan bıkmış usanmıştım.

 

Biraz utanarakta olsa onaylarcasına kafasını sallamasının ardından son görüşmemizi yapmak üzere içeri geçtik. Tam koltuğuma oturmaya hazırlanırken gelen mesaja gari ihtiyari bakmak ihtiyacı hissettim. Yıldız’dan geliyordu. Mesajda;

 

Oradayken söylemeyi atlamışım. Eşim tek başıma annemlere gitmemi istemiyor. Birlikte gideriz diyor. Ama gitmeyi de sürekli erteliyor. Ne yapmalıyım?

 

Adam yine hayır diyecek bir şeyler bulmuştu. Cesareti haddini aşmıştı. Bazı erkekler maalesef sadece kendi aileleri ile görüşülsün. Kızın ailesinden uzak durulsun isterler. Ama kendi kız kardeşleri evlendiğinde bunun aksini savunurlar. Kadın mal değildir. Ona bu yaklaşımda bulunmak ve izin konusu yapmak bile kişinin özgüven eksikliğini ve sahiplenme yetersizliğini gösterir. Kızı o aile yetiştirdi. Demek ki iyi yetiştirmiş ki sen evlenmek istemişsin. Daha çok görüşüp kendi kızını da iyi yetiştirmenin yollarını öğrenmen gerekmez mi be adam demezler mi? Kızın da kendi ailesi ile görüşmeleri abartmaması şarttır. Daha çok kendi annesinin evine gidip kayınvalideye daha az gitmek yanlışına düşmemelidir. Dengeyi sağlamalıdır. Bazı kadınlar ev seçiminde mecburi bir durum olmamasına rağmen, kendi ailesine yakın semtleri tercih ederek yeni bir aile kurduklarını unuturlar. Bu durumda erkeğinde başka bir kadınla karılaşınca karısını unutmasına şaşırmamak gerekir. Erkek ve kadının iki ayrı aileden çıkıp yeni bir aile kurduklarını bilerek, ona uygun davranışlar sergilemesi gereklidir. Ailelerden kopmadan ama yeni ailenin istek ve beklentilerine öncelik vererek düzenlerini kurmaları gerekir.

 

Cevabı hemen yazdım.

 

Aileni ara ve yatıya kalmaları için davet et. Eşine’de senin sürekli işlerin oluyor. Teyzen olan kayınvalidenlere gidemiyoruz. Birbirinizi özlemişsinizdir. O zaman onlar gelsinler dersin.

 

Yola çıkmak üzere otomobile bindiğimizde aklım yine Yıldız’a takılmıştı. Bir aydan fazladır Yıldızla çalışıyorduk. Evliliğinde ki bir çok sorunu çözmüştük ama ne Yıldız nede  benim için isteğimiz durumda değildik. Hepsinden önemlisi içim rahat değildi. Gözüm arkada kalmadan onun kararlarını sağlıklı vereceğinden hala şüphe duyuyordum. Bu düşünceler içindeyken çalan telefon sesi ile Yıldız’ın beni aradığını gördüm. Bir kere çalıp kapanmıştı.

Çok önemli bir şey oldu galiba diyerek numarasını çevirdim. Numaramı görünce telefonu hemen tüm danışanlarım gibi meşgule düşürdü. Bu, ben sizi ararım anlamına geliyordu.

  • Teknoloji ilerlerken kendi içinde ayrı bir iletişim yolu geliştirdi. Baksana, arıyorsun. Meşgule düşürüyor. Ama anlamını biliyorsun. Siz rahatsız olmayın. Ben ararım demek. Eskiden bu hareket nezaket kurallarna aykırı sayılırdı diyerek, eşime bir yandanda yol arkadaşlığı yapmaya çalışıyordum. Meraklanmıştım.

Telefon çalar çalmaz ilk seferde açtım.

  • Hayırdır Yıldız Ne oldu?
  • Eşime mesaj atmıştım. Cevap yazmadı.
  • Ne mesajı attın ki?
  • Akşam kaçta geleceğini sormak istedim. Ona göre yemek hazırlayacaktım. Ayrıca annemleri de davet ettiğimi söylecektim.
  • Ne zaman yazdın?
  • Yaklaşık yarım saat önce.
  • Yarım saat içinde cevap gelmeyince, sende oturdun İnci hanımı arayıp durdun yani.
  • Müsait değil misiniz yoksa. Pardon. Ama kızgınım. Beni hiç saymıyor baksanıza.
  • Oooo ne çabuk yargılarda, asarmışız kocanı.
  • Haksız mıyım İnci hanım. Ona göre yemek hazırlanıyor bu evde. Saygısızlık yapmıyor mu?
  • Eşin şu anda işte ne yapıyor?
  • Peki eşinin ortamını bilmeden onu yargılaman hoş mu? Elinde cep telefonu, gün boyunca ‘Aman karım mesaj yazsında cevap yazayım’ diye boş boş mu bekliyor? Sen eşini aynen beni arka arkaya aradığın gibi rahatsız ediyorsun sanıyorum. Acil nedir bilmiyorsun. Hazır sırası gelmişken sana insanları sık sık aramak ne zaman yapılır anlatayım. Örneğin beni aradığında, numaran çıkıyor. Müsait olduğumda kesinlikle aradığımı bilmiyor musun?
  • Evet Biliyorum.
  • Biliyorsun ama çoğu zaman benim seni aramamı beklemeden ısrarla tekrar tekrar aramıyor musun?
  • Ama size ne yapmam gerektiğini sormak istemişimdir. Ayrıca eşime kızmışımdır.
  • Demek ki müsait olmasa bile insanlar sen aradığında kesinlikle sana cevap versinler diye talebi olacak kadar bencilliğimiz var. Öncelikli olarak senin bu olumsuz yönünü düzeltmeni ve daha sabırlı olmanı istiyorum. Beklemelisin. Baktın ki cevap yazmıyor. Sende onun en sevmediği yemekleri pişirirsin.
  • Öyle mi yapayım? Kızmaz mı?
  • Eğer sen daha arayıp sormazsan, onunda sana kızma hakkı olamaz. Kızmaya kalkarsa, ‘Hayatım sana mesaj atmıştım. Cevap yazmaya vaktin olmadıysa, yemeğe de gelmeye vaktin olmayabilir diye düşünüp, kendi sevdiğim yemekleri hazırladım dersin. Oturur afiyetle yersin. Bir daha da sana cevap vermemezlik yapmaz.
  • Harikasınız İnci hanım. Aynen uygulayacağım. Bakalım ne yapacak?
  • Merak etme. Başaracaksın. Yeter ki sık boğaz etme adamı. Ayrıca annenleri davet ettiğini telefonda söylemende hoş olmazdı. Tepkilerini görmeni istiyorum. Yüz yüze söylemelisin. Bu geçiştirilecek bir konu değil. İnsanlar yüze bakmadıkları zaman daha rahat hayır derler.

 

Telefonu kapattıktan sonra nedense değiştirmeyi düşündüğümüz evimiz aklıma gelmişti. O evde kitabımı yazarken Yıldız’ıda kesinlikle anlatmalıydım.

 

  • Üçüncü kitabımı sakin bir ortamda yazmak istiyorum. Şu anki ev ortamı bizim için aşırı gürültülü değil mi aşkım? Diyerek eşimin düşüncesini öğrenmek istedim.
  • Haklısın. Biz en iyisi başka semtte ev bakalım. Yarın şöyle bir çıkıp emlakçıları dolaşalım mı? Cevabını verirken eşimin de aynı düşüncede olduğunu hissetmenin mutluluğunu yaşadım.
  • Evet dolaşalım. Ama önce kafamızda nasıl bir ev olduğunu belirlememiz lazım.

–      Sakin. Deniz manzaralı. Yeşillikler içinde. Ferah olmalı değil mi hayatım derken eşim, adeta hayalimdeki evi anlatıyordu.

 

Ertesi gün birkaç yakın arkadaşımızı arayarak düşüncemizi paylaşmamızın ardından belirlediğimiz semte doğru yola çıktığımızda öğle saatlerini geçmiştik.

 

İstanbul’un hemen her saat yoğun olan trafiğinden kurtulup, arkadaşlarımızın önerdiği semte yaklaştığımızda adeta İstanbul’dan farklı bir yere geldiğimizi hissettim. Bu düşünce içindeyken eşimin;

 

Ne harika bir yer. Sözü ile aynı anda aynı düşüncelere sahip olmanın güzelliğini hissediyordum.

 

Sokak aralarında biraz dolaştıktan sonra, karşımıza ilk çıkan emlakçıya girmiştik. Yıllar öncesinin kabadayı görünümlü, sorgulayan tavırlı çalışanları ile kıyasladığımda, iki masa bir sandalye ortamı pek değişmese de, en azından gülümseyerek ‘hoş geldiniz’ diyen emlak danışanına eşim ev aradığımızı ilettiğinde çalışan;

  • Ne kadar fiyat aralığında? Sorusunu yöneltme gafletinde bulundu. Dayanamayıp;
  • Fiyata göremi ev beğenmek zorundayız? Diye sordum.
  • Bütçenizi bilirsek ona göre portföye bakacağım cevabı ile çalışanın profesyonellik adı altında ne kadar yanlış satış gayretinde olduğunu anlayarak,
  • Öncelikli olarak kaç paramız olduğunu değil, nasıl bir ev ihtiyacında olduğumuzu sorsaydınız bizim güvenimizi kazanır, böylece daha kolay satış yapardınız. Şu durumda ne kadar ekmek o kadar köfte yaklaşımı sergilediniz. Sizin portföyünüzde ki evlerin kalitesinide böylece düşürmüş oldunuz diyerek ayağa kalktım. Oradan çıktığımızda eşimin;
  • Buralardaki emlak firmalarının çalışanlarına doğruyu göstereceğim derken, ev bulamayacağız galiba sözü ile kendime geldim. Haklıydı. Aslında bana ne demem gerekiyordu. Ama bu tür yaklaşımda olan çalışanların bana zaman kaybettirmesini istemiyordum. Düşüncemi açıkladığımda eşimin isteği ile diğer emlakçının yaklaşımına dikkat etmemeye söz verdim.

 

O günden sonra yaklaşık 10 gün süre ile aynı semtte adeta dolaşmadığımız emlakçı kalmamıştı. Üstelik o semtte oturan bazı arkadaşlarımız bile seferber olmuş, her yere haber bırakılmıştı. Ev çoktu. Ancak söz ile güzel, harika, muhteşem, olarak ifade edilen evleri dolaşmaya gittiğimizde anlatılanın çok altında kaliteye sahip olduklarını görüyorduk.

Hatta emlakçının biri;

  • Size önce bilgisayardan bir ev göstereceğim. Beğenirseniz gider dolaşırsınız. Tam aradığınız gibi, deniz manzaralı, dubleks, ferah, yeşillikler içinde muhteşem bir ev sözü ile öyle ümitlenmiştik ki, bilgisayardan evi gördüğümüzde ‘hemen bakmalıyız’ diye düşünmüştük. Ancak bahsedilen eve gittiğimizde bir anda hayal kırıklığı yaşadığımızı hissettik. Bayağı dik ve dar tahtadan bir merdiven ile çıkmayı başardığınızda, tavan adeta ikiye bölünmüş, adı olmuş dubleks. Balkona çıkıp parmak uçlarınıza bastığınızda denizi gören, yeşillik olarak da 4. kattan aşağıya baktığınızda gördüğünüz birkaç ağaç dışında sadece kasvetli bir daire. Üstelik ederinin çok üstünde taleple bize sunuluyordu.
  • Ne bu? Dediğimde emlakçının;
  • Muhteşem değil mi? sorusu ile eşim ve ben adeta irkildik. Birbirimize baktığımızda bir an önce o evden ve satıcıdan uzaklaşma isteği içine girmiştik.
  • Herhalde burada aradığımız gibi bir ev bulamayacağız diye düşünürken telefonumun çaldığını duydum. Arayan Yıldız’dı. Sesi neşe içindeydi.
  • Başardık galiba İnci Hanım.
  • Hayırdır. Ne oldu?
  • Yaşasın Karnabahar.
  • Anlamadım. Canın karnıbahar mı çekti?
  • Ay alemsiniz. Siz bana eşin mesajına cevap vermezse sevmediği yemeği pişir demiştiniz ya.
  • Yoksa karnıbahar sevmez mi kocan.
  • Kokusunu bile duymak istemez. Bende baktım ki cevap vermiyor. Hem yemeği hem de salatayı karnıbahar’dan hazırladım. Ardındanda eşimi beklemeye başladım.
  • Eşinin tepkisi ne oldu peki?
  • Aynı sizin dediğiniz gibi tepki verdi. Neden bu yemeği pişirdiğimi sorarken kızgınlığı belliydi. Ama ona sizin öğrettiğiniz cevabı verdiğimde susup, ilk defa;
  • Haklısın haber vermeliydim. Ancak o kadar yoğundum ki, galiba önemsemedim. Dedi.
  • Sen ne cevap verdin?
  • Önemli değil hayatım? Galiba bende senin yoğunluğunu düşünemeyip, sadece senin sevdiğin yemekleri yapma gayretine girmişim. Bundan sonra, haber verirsen ona göre hazırlık yaparım dedim.
  • Aferin sana.
  • Haklıydınız İnci hanım. Sizinle konuştuktan sonra düşünüp bencillik yaptığımı anladım. Her hangi bir isteğim olduğunda bunun hemen gerçekleşmesini istiyorum. Bu sırada da sadece kendimi düşünüyorum. Tezcanlı olmamı da kontrol etmem gerekecek sanırım.
  • Peki eşin, yemeği beğenmeyince dışarı mı çıktı? Yoksa evde mi kaldı?
  • Evde kaldı.
  • Çok güzel.
  • Neden?
  • Eh eşinden emin oldum da ondan. Sırası geldiğinde açıklarım. Sana sadece şunu söylemek istiyorum. Rahat ol. Kocan sana artık sadık.
  • Gerçekten mi? Rahat edeyim mi?
  • Emin olmasam konuşmam.

Emin olmuştum. Adam aldatmıyordu. Diğer kadına gitmek istese, sudan sebeplerle kavga çıkartabilir, kendini dışarı atmanın bahanelerini üretirdi. Karnıbahar iyi bir nedendi. Ama gitmemişti. Evinde mutlu olamayan adam kendini dışarı atar. Sevmese, mutlu olamasa evde durmazdı. Halbuki,  bu aralar akşamları işi biter bitmez eve geliyordu. Adam baldızını da aynı iş yerine aldığından işten çıktığı saatleri öğrenmek de zor olmuyordu. Bundan sonraki adımlar adamın cahil cesareti ile, sürekli olarak kadına ‘hayır’ demesine çözüm üretmek olmalıydı. Bu düşünce ile Yıldız’a

  • Eşin yarın evden çıkarken para bırakırsa almayacaksın dedim,
  • Neden? Ya bırakmazsa,
  • Bırakmazsa akşama buzdolabındaki yemekleri boşaltır, saklarsın.Kahvaltı hazırlarsın. Ama bırakmak isterse, ben gündelikçi eleman değilim. O yüzden almayacağım diyeceksin.
  • Nasıl yani? E peki ihtiyaçlarımı nasıl alacağım?
  • Birkaç günden bir şey olmaz. Ölmezsin merak etme. Zaten senin eşin birkaç güne kalmadan düzelecek. Bu arada dışarı yemeğe filan gidelim derse ona da gitmeyeceksin.
  • Ne cevap vereyim peki?
  • Sen aklına estikçe, düzensiz olarak ve bana neye ihtiyacım olduğunu sormadan para bıraktığına göre durumun vahim olmalı. Bu kadar zorda kalmış bir adam ancak borç harç yemeğe çıkarabilir. Yok hayatım kendini sıkma. Evde ne bulursak onu yeriz diyeceksin.
  • Hah hah hah. Bunu hiç düşünmemiştim. Kamil ve fakirlik ne kadar tezat.
  • Eşin zengin ama beş kuruşa muhtaç gibi sana davranıyorsa, sende ona acıyarak iletişim kurmalısın. Yaptığı hareketin yanlışını kavga etmeden göstermelisin.

 

Yıldız önerdiklerimi aynen uygulamaya başlamıştı. Eşi sabah evden çıkarken çocuğa cep harçlığı olacak kadar miktarda parayı bırakmak istemiş, Yıldız’da söylediğim şekilde kabul etmemişti. Adam bu hareketine pek anlam verememiş ancak yüzsüz bir şekilde parayı tekrar cebine koymuştu. Bunu öğrendiğimde cesaretine son noktayı koymak için harekete geçmeye karar vermiştim.

 

Ertesi sabah Yıldız aradığında ilk işim haftalar önce, konuşmaları arasında dikkatimden kaçmayan Kamil’in ortağının yakında evlenecek olan kızına alınacak olan hediyeyi sormak oldu;

 

  • Ortağının kızına eşin ne hediye alacaktı?
  • Beyaz eşya.
  • Aldı mı?
  • Henüz almadı. Ne oldu?
  • Ortağının karısını ziyaret ederek, eve doğru dürüst para bırakmaktan aciz olmana rağmen, hediye olarak beyaz eşya alacağını duyduğunu, sizin ihtiyaçlarınızı karşılayamazken bu hediyenin sizi daha çok borca sokacağını söyleyeceksin.
  • Duyarsa ,küplere biner, beni döver.
  • Seni dövmeye kalkarsa, o elini çok iyi düşünüp kaldır. Cevabını çok ağır alırsın diyeceksin. Ortağına gidip, üstelik beni bu yüzden dövdüğünü de söylerim. Sizin yüzünüzden mahkemelik olduk derim, mahkemeye de başvururum şeklinde karşılığını vereceksin. Zaten vurmayacak. Anladığım kadarı ile ortağı düzgün bir aile. Eşine gereken cevabı bizim adımıza toplum verecek.
  • Biliyor musunuz, bıktım bu adama dilenmekten. Ne olacaksa olsun artık. Bir işe girip çalışsam ayağımı ona göre yorganıma uzatırım. Üstelik, gereksiz kaprislerini de çekmezdim. Acaba boşansam mı? Etrafın baskısına dayanabilir miyim?
  • Bunları düşünmene şimdilik gerek yok. Sen dediklerimi uygula, eşinin tepkisine göre hareket edeceğiz. Ama eşin etrafın görüşlerine çok önem veren biri. Bu yüzden etkili olacak.

 

Yıldız’ın kendini geliştirme gayretine gün geçtikçe hayran oluyordum. Eskiden eline gazete aldığında şöyle başlıklara bakmanın ötesine geçmeyen, aşk içerikli dizi film hayranı kadın gitmişti. Yerine, güncel konularda rahatlıkla fikir üretebilen, sosyal kurumlara katılma gayretinde, tartışma programlarına ilgi duyan bir kadın gelmişti. Hatırlıyorumda bilgisayarı açmayı dahi bilmiyordu. Başarmasını sağlayıp, internette sörf yapmasını öğrettiğimde, ‘bu hakkınızı ödeyemem’ cümlesi bugün gibi kulaklarımdaydı.

Hatta bilgisayar öğrenme aşamasını eşinden öylesine gizlemişti ki, nedenini sorduğumda;

  • Eşim bilgisayarla bile beni küçümsüyor demişti.
  • Nasıl yani? Bilmediğin için mi?
  • Hatta akşamları benden diz üstü bilgisayarını getirmemi isterken, sık sık lap top desem anlamazsın. O yüzden diz üstü mü getir derdi. Oturup açarken sanki bilim adamı edalarında olurdu. Şimdi ona cevap vermek istiyorum.
  • Eh vermelisin de. Ancak eşini sen bu şekilde algılamışsın ama bence eşin senin bilmediğin konulardan mutluluk duyuyor. Üstün olduğu imajını vermek istiyor.
  • Anlamadım. Ne üstünlüğü?
  • Eşin gibi erkekler aslında diplomalı cahillerdir. Evde karısının gönlünü hoş etmekten acizdir. Ama karısı her hangi bir konuda zayıfsa bunu ön plana çıkartmak isterler. Böylece sadece ben bilirim. Benim dediğimi aynen uygulamalısın demek isterler.

Eşin bir daha bilgisayarı istediğinde ‘bir dakika hayatım benim de biraz bununla işim var’ diyerek, karşısına geçeceksin. Sörf yapmaya başlayacaksın.

  • Hah hah hah. Harika olacak.
  • Aileni davet ettiğini eşine söyledin mi?
  • Söylemez miyim?
  • Eee ne tepki verdi peki?
  • Hiçbir cevap vermedi. Senin istediğin gibi olsun dedi.
  • Yok hayatım daha benim isteklerim başlamadı diye içinden geçirmedin mi?
  • Geçirmez miyim? Gör bak daha neler isteyeceğim dedim.
  • Bu olmadı şimdi Yıldız.
  • Olmayan ne İnci hanım? Ne oldu?
  • Sen içinde eşine kızgınlık taşıyorsan ben yokum. Böyle düşünmek ailene zarar verir.
  • Yanlış anladınız. Ben öyle demek istemedim. Sadece aldattığını unutamıyorum.
  • Zaten sormadıkça o konuyu açmak bile istemiyorsun.
  • Neden? Aldatılan benim. Güvenmiyorum hala yapmadığına.
  • İyi. Sabaha kadar güvenme. Hatta otur kendi kendini ye o zaman. Bana niye geliyorsun ki? Sen zaten yargılamış ve karar vermişsin.
  • Anlamıyorsunuz.
  • Kadın olarak seni çok iyi anlıyorum. Ama adamın yerine kendimi koyduğumda, bir kere hata yapmışım. Eksik ve yanlışlarla doluda olsa kendimce hatamı düzeltip, evden işe, işten eve gidip geliyorum. Bunun nedeni olan kadınsa bana hatamın bedelini bir şekilde ödetmenin yollarını arıyor. İntikam istiyor. Güvenmiyor. İstemem böyle bir kadın. Bana lafta yardım eden, şans veren kişiye esas ben güvenemem.
  • İyi de adam aldatacak. Kadın mı haksız olacak?
  • İşte bak buraya takılısın. Haklılık veya haksızlığı konuşmuyoruz. Üstelik aldatmak hak değildir. Kimsenin kimseyi aldatma hakkı yoktur. Ama herkesin yaşadığı problem kendine özeldir. Bu yüzden senin yaşadığın problemin çözümü yolunda eğer erkek bir daha hata yapmayacağına dair karar almışsa, en azından uygulaması için fırsat vermek gerekir. Uygulamazsa yapman gerekeni zaten yaparsın. Ancak uygulama aşamasında onun her hareketini sorgulamak, güvenmediğini belli etmek, kontrol etmek bizi hedeflediğimiz sonuçtan uzaklaştırır. Eğer sana söz verdiğinde, geri geldiğinde tekrar aldatacağına dair şüphelerin varsa o zaman boşanacaktın. Affetmeyecektin.
  • Doğru söylüyorsunuz.
  • Öncelikli olarak bu hayatı eşinle birlikte sürdürmeye karar verdiysen, düşüncelerinden ‘beni geçmişte aldattı’yı silmemiz gerekiyor. Başarman şart. Aksi taktirde ben yokum.
  • Aman İnci hanım yapmayın.
  • Sen yapma ben de yapmayayım. Sana güvenmemi sağla lütfen. Ayrıca, kayınvalidenlerle arandaki probleminde çözülme vakti geldi de geçiyor. Unuttuğumu sanma. Artık hareket görmek istiyorum.

 

Bu konuşmanın ardındaki günlerde Yıldız’ın daha sakin ve kararlı davranışlar sergilemesi beni memnun etmeye başlamıştı. Kendisi de gelişmesinden memnundu. Sesi daha sık neşe içinde geliyordu. Tembih ettiğim konuşmaları eşine yapmış, kayınvalidesi ve kayınpederini evine davet etmişti. O gün geleceklerdi. Bu yüzden hafif gergin olduğunu merak içinde sorular yöneltmesinden anlamıştım.

 

  • Ya bana laf sokarlarsa?, ya beni tahrik ederlerse? Eleştirirlerse gibi onlarca olumsuz soruya cevap arıyordu.
  • Merak etme. Artık karşılarında iletişim becerileri yüksek gelinleri olacak. Eski Yıldız olsa bende endişe ederdim. Ama her şeyden önce onların senden yaşça büyük olduğunu ve senin hayat arkadaşını sana doğuran insan olduğunu aklından çıkartma.
  • Kayınpederim yemekte bile bana saldıracak eminim.
  • Nasıl saldıracak?
  • Hep aynı şeyi yapar. Tabağına ne kadar yemek koysam fazla bulup, ‘kocanın paralarını israf ettiğin bu kadar çok yemek koymandan belli’ diyecek. Bir kaşık bilekoysam aynı sözü işiteceğim.
  • Çözümü basit. Yemeği masaya servis tabağında getir. Kayınpederine ‘de ‘babacığım sen ne kadar istiyorsan o kadar koyayım. Sen bana dur de. Kocamın parası demek benim demek. İsraf olmasın. Kalanı yarında yeriz’ dersin.
  • Hah hah hah. Yapacağım. Rahatladım şimdi.
  • Ayrıca, onların kendini rahatta hissetmeleri için sana önerdiğim uygulamaları yapmayı unutma.

 

Beklediğim olmuştu. Önemli bir adımı Yıldız’ı kayınvalidesi ile anlaştırarak atmıştık. Geçmişte aralarında yaşanan problemi de konuşmuşlar. Yıldız’ın ‘benimde hatalarım vardı. Sizlere Yansıtıp, üzmememiz gerekiyordu. Sanırım destek aramıştım. Kendimi yalnız ve çaresiz hissetmiştim’ yaklaşımı karşısında kayınvalidesinin ‘torunumu düşünüp, ya ayrılırsınız diye üzüntümden geceler boyu uyumadım. Sen çok çektin. Biraz daha anlayışlı olmam gerekirdi. Bizi rahat ettirmek için bak nekadar yoruldun. Allah senden razı olsun kızım’ cevabı soğuk geçen geçmişi ısıtmaya başlamıştı. Geriye adamın yapması gereken görevlerine ‘hayır’ demesine son noktayı koymak kalmıştı. Vakit gelmişti. Adam karısının ailesi ile iletişimin düzeldiğini görünce sevinmiş, karısına daha çok değer vermeye başlamıştı. Bu fırsat kaçırılmamalıydı.

 

Hafta sonuna gelindiğinde Yıldız’a yazdırdığım önerilerden adamın karsına para bırakmakta zorluk çıkarmasına dair olanını fırsat düşerse uygulamasını istemiştim. Adam muhakkak kararsız bir davranış veya alay eden bir kelime söyleyecekti. İşimi sağlama alıp, Yıldız’a eğer beklediğimiz olmazsa düğün hediyesi konusundan yola çıkarak uygulama yapmasını istedim.

 

Pazar sabahı’nı evde güzel bir kahvaltı ile başlayarak, ailece sıcak bir ortamda geçirme isteğindeydim. Hafta içinde İzmir’e giderek İstanbul’a getirdiğimiz kayınvalidem ile  annem ve  oğlumunda yanımızda olması nedeniyle daha huzurluydum. Gözümün önündeydiler. Merak etmeme, aklımın onlarda kalmasına gerek kalmıyordu. Her zamankinden daha erken, onlardan önce  kalkarak, kahvaltı hazırlama sırasında bana yardımcı olma isteklerinin önüne geçmek istiyordum. Mutfakta özellikle ses çıkartmamaya gayret etmeme rağmen kayınvalidemin;

  • Kızım niye erken kalktın? Çayı ben koyardım sözü ile uyanıp yanıma geldiğini fark ederek;
  • Günaydın. Çay may koymayı hiç bekleme. Sizi buraya dinlenin, gezin, alışveriş yapın diye getirdik. Kahvaltı birazdan hazır olacak anne derken yanağına bir öpücük kondurmuştum.

Bizim konuşmamıza anneminde katılması ile, onlar mutfakta yanımda otururken daha keyifli bir kahvaltı hazırlığına devam ettim. Geriye oğlumun ve eşimin uyandırılması kalmıştı. Sessizce odasına girdiğim oğlumu uyandırırken, büyüdüğünü boğuşmamızı sürekli kaybetmekten anlıyor ama görmezden gelmek hoşuma gidiyordu. Artık tek koluyla bile bana engel olabiliyordu.

  • Haydi şahane bir kahvaltı bizi bekliyor derken odasından çıkıp, eşimi de uyandırmış, çaylarını bardaklara koymaya başlamıştım.

 

Kahvaltı sonrasında eşimin ‘kızlar sizi bugün nereye götürelim?’ sorusu üzerine annemlerin ‘nereye isterseniz’ cevabına eşim;

  • Kesinlikle alış veriş harici bir yer olacak. Aksi taktirde tek bir mağazadan bile birkaç saatten önce sizi koparamam diyince ikisi birden;
  • Ne yapalım yani? Zor beğeniyoruz. Öyle acele acele alamayız. Burada Pazar filan kurulmuyor mu? diyerek aslında gitmek istedikleri yeri söylemişlerdi.
  • Anlaşıldı. Birazdan çıkıp, gezeriz. Ama buranın pazarı cumartesi günleri. Haftaya gidersiniz diyen eşim onlarla sohbetten aldığı zevki belli ediyordu.

 

 

O sırada çalan telefonumda eski bir danışanımın numarsını görünce ‘hayırdır’ diye düşünerek açtım.

– Günaydın Seda. Nasılsın?

– Günaydın. İnci Hanım. Müsait misiniz?

– Tabii ki. Hayırdır? Bir peoblem mi var?

– Yoo. Her şey çok güzel. Dün bir arkadaşımla sizi konuştuk.

– Dedikodumu iyi yapmışsındır sen.

– E herhalde. Sizden ir ricam olacak.

– Yapabileceğim bir şeyse hayhay.

– Arkadaşımın hayatında bir süredir birisi var. Önce evlenmek istiyordu. Sonra ne olduysa evlenmekten vazgeçti. Korktuğunu filan söylemiş. Arkadaşımda endişeli. Size gelse onunla konuşup ne yapılması gerektiği konusunda yardımcı olur musunuz?

– Arkadaşının adı ne?

– Reyhan.

– Reyhan’a söyle beni arasın. Önce telefonda konuşup ona göre planlama yapalım.

– Hemen aratacağım. Teşekkür ediyorum. Şimdi rahatladım.

– Dur bir dakika. Hemen rahatlama. Önce bir dinleyip anlayalım. Sıkıntının kaynağını bulduktan sonra hep beraber rahatlarız.

 

Telefonu kapattıktan sonra aklıma Yıldız gelmişti. Acaba başarabilmiş miydi? Başarması şarttı. Kadına yerli yersiz ‘hayır’ demenin sonuçlarını kocasına göstermeliydi. Eşimin;

 

  • Hazır mısınız kızlaaaaaar seslenişi ile düşüncemi erteleyip, çıkacağımız gezi için hazırlanmaya başladım.

 

Akşam saatlerine yaklaşırken gezimizi bitirmiş, eve dönüş yolundaydık. Arabanın teybinde çalan şarkıya eşlik etmeye çalışıp, hep birlikte el çırparken çalan telefonun sesini duymamıştım. Eve varıp, çantamdan telefonumu çıkardığımda fark ettiğim numarayı hemen aradım.

 

  • Ben İnci Yeşilyurt. Beni aramışsınız dediğimde, karşıdan gencecik bir kızın;
  • Ah ben aradım sizi. Ben Reyhan cevabı ile sabah yaptığım telefon görüşmesinde, aramasını istediğim hanım ile konuştuğumu anlayarak,
  • Nasılsınız Reyhan hanım? Arkadaşınızdan duyuğum kadarı ile sorularınız varmış. Yardımcı olmak isterim
  • Evet. Ben evlenmek istiyorum. Ama o istemiyor. Neden acaba? Diyince,
  • Böyle soruya fal açmak lazım. Ama ben falcı değilim. İsterseniz görüşünce konuşmamızın ardından nedenini birlikte çözelim diyerek, hem karşımdaki kişiyi rahatlatmak hem de biraz daha tanımak istedim.
  • Am ben çalışıyorum. Ancak hafta sonu gelebilirim.
  • Hafta sonu boşalacak bir yer var. O saate sizi alabilirim diyince,
  • Daha erken saat olabilir mi? Sorusu ile hanımın kendini randevu konularında bile ne kadar şartlandırdığını, kendisine önem verildiğini hissetmekten ne kadar hoşlandığını anladım. Çünkü henüz saat söylememiştim.
  • O saatten öncesinde yolda oluyoruz.
  • Peki o zaman.
  • Reyhan hanım ben size saat söyledim mi? Diye sorunca birkaç saniye kadar sustu. Ardından;
  • Doğru ya söylemediniz. Kusura bakmayın. Kafam Bertan’a takılı da ondan. Kaçta geleyim?
  • Saat 11:00 de bekliyorum. Görüşmek üzere.

 

Telefonu kapattığımda her nedense bu kıza içim ısınmıştı. Onunla görüşmek hoş olabilirdi. Aslında akıllıca bir düşünce ile evlenmeden önce hayatındaki kişi ile aralarındaki problemlerin nedenini sorgulamak isteyen, ilerde elinde çocuğu ile evliliğini kurtarmanın zorluklarını yaşamak istemeyen yüzlerce genç kızdan biri geliyordu. Hayatını sağlam kurmak isteyen bu hanımlara adeta ablalık yapmaktan ayrı bir mutluluk duyuyordum.

 

Pazar günü Yıldız’dan haber gelir sanmıştım. Gelmedi. Herhalde ortam uygun olmadı. Ya da hala mücadele ediyor diye düşündüm. Aslında en azından mesaj atabilirdi. Çünkü, bir çok danışanım gibi mesajlarını tuvaletten veya balkondan gizli gizli atıyordu. Hatta bir ara kocasının;

  • Bu kadar sık tuvalete neden gidiyorsun? Hasta mısın? Sorusuna maruz kalmıştı.

 

Yarın nasıl olsa gelecek. Anlarız diyerek yattığımda saat epey ilerlemişti. Yeni haftaya yine Yıldız ile başlayacak olduğumdan hediye paketini açmayı bekleyen çocuklar gibi heyecanla Yıldız’ın getireceği haberi bekliyordum.

 

Kapıdan girerken yüzündeki ifade iyi haberler getirmediğini gösteriyor, yere bakarak içeri giriyordu. Çantasının yanında taşıdığı beyaz torba bile sanki ona çok ağır geliyordu.

İçimden,

 

  • Başaramadık galiba. Mümkün değil. Neden? Diye geçirirken yüzünü yerden kaldırıp, dudaklarına yerleştirdiği gülümsemesi ile;
  • Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ay dayanamayacağım diyerek, boynuma hızla sarıldı.
  • Çoook teşekkür ediyorum İnci hanım. Mutluluğumu bana geri verdiniz. Başardık demesi üzerine,
  • Kalbime indirecektin. Cidden uygulayabildin mi? Diyebildim.
  • Hemde nasıl uyguladım anlatamam. Bakın bakalım beğenecek misiniz? Derken elindeki beyaz poşeti sevinç içinde bana uzattı.
  • Nedir bu? Yıldız lütfen daha fazla beni şaşırtma
  • Eee beni kim yetiştirdi? Şaşırtmayı da sizden öğrenmedim mi? Derken kendine güvenen, ayakları sağlam yere basan her kadının davranışını sergiliyordu.

 

Poşeti açtığımda içinden çıkan şal, el emeğinin tüm güzelliğini gösteriyordu. Hayran kalmıştım. Beğendiğimi anlayınca;

 

  • Sevdiğiniz renk olduğunu tahmin etmiştim. Umarım beğenmişsinizdir diyerek, görüşlerimin teyidini almak istedi.
  • Beğenmek ne kelime. Hayran kaldım. Ellerine sağlık. Teşekkür ediyorum. Hemen kullanacağım diyerek, omuzlarıma attım. Odama geçtiğimizde, görüşmeye başlamadan önce,
  • Saat 11’e geliyor. İstersen keyif kahvelerini içerek başlayalım önerisini getirdim.
  • Bugünkü kahvenin tadı farklı olacak. Cevabı ile birazdan güzel haberler alacağımı anlamıştım.

Tam konuşmaya başlayacaktı ki; telefonu çalınca, uzanarak yan tarafa koyduğu çantasından telefonunu çıkardı.

 

  • Kamil arıyor. Hayret. Bu saatte diyerek telefonu açtı.
  • Efendim hayatım. Demesinin ardından karşı taraftan duydukları karşısında yüzünde hem bir telaş, hem de gülümseme oluşuverdi.
  • Peki aşkım görüşürüz. Dedikten sonra kendinden emin şekilde telefonu kapatarak,
  • Kamil benim teyzemle dışarı çıktığımı sanıyor. O da bu tarafa geçecekmiş. Öğlen saatlerinde sizi nerdeyseniz alıp, yemek yedireyim dedi.
  • Eee teyzen yok. Ne yapacaksın?
  • Teyzemi arayacağım. Kamil gelmeden evvel buluşup, bizi almasını bekleyeceğim derken teyzesinin numarasını çevirmeye başlamıştı.

 

Yıldız iyice organize olmaya başlamıştı. İsteyen kadının neler yapabileceğini sergiliyordu. Kendini çok akıllı zanneden kocasına bu hareketi bile ders olacak nitelikteydi. Ancak, ilişkilerde dürüstlüğün olması gerektiğini düşündüğümden;

 

  • Eşine bu hareketin yanlış değil mi? Dedim.
  • Zaten yemek sonrası bunu ona açıklayacağım. Beni kontrol etmek amaçlı sık sık yaptığı bu yemek teklifinin aslında ne boş ve gereksiz olduğunu anlatacağım. Güveniyorsan ve istiyorsan yemek yiyelim. Kontrol amaçlı veya görev için değil diyeceğim.

 

Bu konuşma sonrası kapıdan içeri girdiğinde hissettiklerimi anlatarak uygulamayı nasıl başardığına geçmek istedim. Neşe içinde ve birazda yaramaz çocuklar gibi;

 

  • Sizi şaşırtarak sevindirmek, sürpriz yapmak için sabaha kadar kendimi zor tuttum. Hayatıma sabır katmayı başardığınızı da böylece göstermek istedim diyince kendimi tutamayıp kahkaha attım.
  • Bu kadar sabır, taşı bile deler Yıldız’cığım. Eee anlat bakalım derken kahvemden ilk yudumu aldım.

 

– Cumartesi akşamı eve geldiğinde gergindi. Önce yemeğe laf etti. Nimete böyle konuşulmaz. Ağzını toplamalısın diyince sustu. Salona geçip televizyon seyretti. Yarın sabah seni kahvaltıya götüreyim diye teklif etti. Yemek konusundaki hatasını telafi etmek istiyordu. Bunun dışında her hangi bir ortam oluşmadığından, eh evede vakitli geldiğinden konuyu açamadım. Sabah uyandığımızda yataktan kalkar kalkmaz televizyonu açıp, koltuğa tekrar uzanmış. Yanına gittiğimde tembellik yapıyor, hiç kahvaltıya götürecek gibi değildi. Gene verdiği sözü unuttu diyerek mutfağa geçtim. Çayı koyup, kahvaltı hazırlamaya başladım. O sırada yanıma gelip;

-Ne diye kahvaltı hazırlıyorsun? Dışarı gitmeyecek miyiz? Diyerek sözünü hatırladığını ama sanki ben gitmek istemiyor muşum gibi göstermek istediğini anlayıp,

– Kamil’ciğim çay hazır. Kahvaltıda hazır olmak üzere. Baktım sen götürecek gibi değil, tam tersi koltuğa yayılmış, uyukluyordun. Yorgunsundur diye seni düşünüp evde yeriz dedim. Hiç cevap vermedi. Sessizce oturup kalhvaltısını etti. Ardından teşekkür bile etmeden sofradan kalkınca sinirlenmeye başladım. Ama kendime hakim olmalıydım. Hedefimiz başkaydı. Yatak odasına geçerek giyinmeye başladı.

Tam o sırada, kapının dışından bir gürültü duydum. Ürkerek;

  • Ne oluyor? Ne bu dediğimde verdiği cevapla adeta kucağımıza düştü.
  • Matkapla duvar deldiklerini anlamadın mı SALAK?

O anda mutfakta yaptığım işi hemen bırakıp hızla yatak odasına yöneldim. Kamil çoraplarını giymek üzere eline almıştı.

– Otur şuraya bir dakika Kamil derken, yüzümdeki kararlı ifadeye şaşırdığını anladım.

– Ne oldu gene derken yatağın kenarındai koltuğa oturmuştu. Duymazdan gelerek;

– Kaç zamandır senin hareketlerine ve sözlerine dikkat ediyorum. Bana para vermemen, verirken bin bir dereden su getirmen, verdiğin sözü tutmaman, kıllı arkadaşlarına daha çok vakit ayırman, aşağılayan sözlerin ve şu salak demelerin seni şımarttığımı gösteriyor. Evet sen şımardın. Bir süredir farklı yaklaşarak hatalarına sünger çekip, yeni bir şans tanımıştım. Daha çok değer vermiştim. Ama sen bu şımarıklıklarına devam edersen, verdiğim değeride aynen geri almayı iyi bilirim. Dediğimde adeta dondu kaldı. Elindeki çorapları yatağın üzerine bıraktı. Hiç cevap veremedi. Zaten cevabını beklemeye niyetim de yoktu. Hemen odadan çıktım. Mutfağa geçerek yarım bıraktığım işlerime başladım. Birkaç dakika sonra ardımdan gelerek;

– Her şeyi bırak. Dışarı çıkıyoruz dedi. Yüzü allak bullaktı. Kafamla onayladım. Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde saatlerce dolaştık. Hiç konuşmadık. Eskiden olsa konuşmaya çalışırdım. Bu sefer içimden bile gelmiyordu. Yapması gereken görevleri yapmalı, kendine gösterilen saygıya karşılık vermeliydi.

 

Akşama doğru durduğumuz yerde yemek yiyeceğimizi anladım. Ama içimden hiçbir şey yemek gelmiyordu. Siparişleri almak için yanımıza gelen görevliyi gördüğünde bana bakarak ne yemek istediğimi sordu. Eskiden aç bile olmasam ortama uymak için bir şeyler söylerdim. Ama bu sefer;

  • Sen ne yiyeceksen ona eşlik edeceğim. Özel bir şey istemiyorum diyerek, bir yemekle gönül almanın artık mümkün olmadığını gösterdim.

 

Yemek bitip eve dönmek üzere yola çıktığımızda, birden yıllardır yapmadığı şekilde elimi tutup haifçe öptü. Ardından birkaç saniye kadar sessiz kalıp;

 

  • Hakkını Helal Et dedi. Şaşırmıştım. Cevabımı duymazcasına konuşmaya başladı.
  • Bugün bana beni gösterdin. Sen ne sabırlı ne anlayışlı kadınmışsın. Bense evet gerçekten şımardım galiba. İlk kez gideceksin sandım. Korktum. Elimdeki aile nimetinin kıymetini bilmezcesine seni kırdım. Affet. Bundan böyle Kamil hepsini sana unutturacak

 

Sözü ile adeta kulaklarıma inanamaz oldum. Başarmıştık. Kamil ailesinin önemini anlayabilmişti. Sadece;

 

  • Umarım sözde kalmaz diyerek aradaki mesafeyi korumak ve saygınlığı tekrar oluşturmak istedim. Gece de muhteşem geçti. Kızım anneannesindeydi. Balayı gibiydi. Önce saatlerce konuştuk. Onun gözünden kendimi gördüm. Ona benim gözümdeki Kamil’i gösterdim. Yarın sabah ilk iş banka hesaplarını da ortak yapacağız. Sen yoksan paranın ne önemi var? Sözü ile gerçek anlamda bir evliliğin 15 yıldan sonra başladığını anlamıştık.

 

Yıldız bunları anlatırken adeta yeniden yaşıyor gibiydi. Yüzünde ki aydınlık ifade ile omuzlarından ağır bir yük kalkmış gibiydi.

 

Duyduklarım karşısında içtiğim kahvenin tadı bir kat daha artmıştı. Bir aile daha dağılmak üzereyken, toparlanmış biraz gayret ile dişi kuş yuvasını sağlamlaştırmıştı. Üstelik katılan mutluluk ortamı ile bir daha yıkılması önlenmişti. İkiside bugünden sonra evliliklerinde en önce saygıya önem vereceklerdi.

 

Görüşmemiz bittiğinde Yıldız’ın;

  • Başardık ama hayatımdan çıkmanızı istemiyorum sözüne her zamanki gibi gülümseyerek ve kararlılıkla,
  • Haftaya zaten geleceksin. O zaman daha ayrıntılı konuşuruz diyerek cevap verdim. Yıldız’ın artık bana ihtiyacı yoktu. Kendi evliliğini sağlam olarak yaşatacaktı. Güveniyordum. Ancak yavaş yavaş hayatından çıkmazsam ona zarar vermiş olurdum.

Kapıdan çıkmaya hazırlanırken, sırada bekleyen danışanıma dönüp;

– Ben başardım. Darısı başınıza derken mutluluğu ile çevresine de katkı sağlama çabasındaydı.

 

Yıldız’ın ardından o günkü görüşmeler tüm hızıyla ve aralıksız sürerken,  Pazar günü arayan Reyhan hanım telefon ederek hafta sonu için aldığı randevuyu bekleyecek kadar tahammülü kalmadığını, mümkünse hemen gelmek istediğini iletmişti. Tüm randevular doluydu. Üstelik, her pazartesi olduğu gibi akşam saatlerinde de radyo programım vardı. Zor durumda olduğu belliydi. İzin alacağını ve kesinlikle gelmek istediğini söylediğinde yapılacak tek destek, hasta olduğu için gelmesi şüpheli olan danışanımı arayarak gelip gelmeyeceğini kontrol etmekti. Eğer gelemeyecek ise Reyhan hanımla görüşeceğimizi bildirdim.

 

Şanslı diye düşündüm. Çünkü hasta olan danışanım da arayarak randevuyu ertelemek isteyecekmiş. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletip, ihtiyaçlarını kontrol ettikten sonra Reyhan hanıma randevu saatini ilettim.

 

Saatinden önce ofise geldi. Modaya uygun ancak ciddi kıyafetiyle işten geldiği belli oluyordu. Bekleme koltuğuna oturduğunda rahatlığı, yüzündeki ışıl ışıl gülümsemesi ve uzun dalgalı,  kahverengi saçları ile hayranlıkla kendisine baktıracak kadar güzeldi. Bakımlı kelimesinin tam olarak karşılığı karşımda duruyordu. Mesleğini bilmediğim halde, ‘podyumlara yakışacak kadar uzun boylu ve güzel’ diye düşünmüştüm.

 

Her danışanımla olduğu gibi onunda yanına giderek tanışmak istedim. Ayağa kalktığında kendimi pigme gibi hissederek ‘aman ha benden uzak dur. Boyumun kısalığı daha fazla ortaya çıkmasın ‘dediğimde, boyu ile ilgili görüşleri sık sık duyduğunu belli edercesine ‘çocukluğumdan beri spor yaptığım için’ cevabını verdi.

 

Odama geçtiğinde sütlü nescafe talebi beni şaşırtmamıştı. Otururken koltuğa kendini bırakması, rahatına düşkünlüğünü gösteriyordu.

 

  • Uykuyu sever misin? Dediğimde,
  • Hemde nasıl. Hafta sonları çok uyurum. Nerden anladınız? Gözlerimin şişliğinden mi? Hala geçmemiş mi?
  • O şişlikler gece ağladığın için. O yüzden bekleyemedin. Hemen gelmek istedin. Halbuki koltuğa kendini öyle bırakıyorsun ki, rahatı sevdiğin belli oluyor diyerek, toplum içinde nasıl davranması gerektiğini anlatmak istedim.

 

29 yaşında ama en az üç yaş daha genç gösteriyordu. Banka’da çalışıyordu. Kendinden üç yaş küçük erkek kardeşi ve Ankara’da yaşayan babasından başka kimsesi yoktu. Annesini kaybetmeden çok önce henüz 12 yaşındayken anne ve babası boşanmıştı. Annesinin anlattığı kadarı ile babası annesini aldatmış ve ayrılarak yeniden evlenmişti. Büyüme çağını babasının kendilerini başka bir kadın yüzünden terk ettiği dolduruşları ile geçirmişti. Kızgındı. Ama babasına değil. Evlendiği kadına. Onu görmemek için de babası ile de görüşmeyi istemiyordu. Üniversiteyi bitirip ilk işine başladığında annesinin emekli ikramiyesi ve kredi desteği ile ev almaya karar vermişlerdi. Satın aldıkları eve yerleşemeden annesi vefat etmişti. Anlatırken sık sık gözleri doluyor. O günleri yeniden yaşıyor gibiydi.

İlk aşkı olarak tanımladığı erkek ile evlenmiş, ancak 8 ay sonra boşanmışlardı. Daha sonra birkaç beraberliği olmuş, kısa sürmüştü. İkinci evliliğini yaparken hata istemediğini, bu yüzden beraber olduğu kişiyi de tanımak adına neler yapması gerektiğini merak ediyordu.

Üzüntülerini biraz olsun gülümsemeye çevirmek istediğimden;

 

  • Hatasız Kul Olmaz şarkısını biliyor musun? Diye sordum. Hafif tebessüm ederek;
  • Tabiî ki. Severim. Hatamla Sev beni diyordu galiba dedi.
  • Öncelikle şarkıda da söylendiği gibi insanları ufak tefek hataları ile kabul edip, sevmeyi başarmak gerekir.
  • Ama erkekler hata kabul etmiyor İnci hanım.
  • Biz öyle erkeklere soğan erkeği diyoruz. Kolay cücüklenirler. Esas erkek, hoş görü sınırı yüksek olandır. Ders bir.
  • Of offff. Ben galiba erkekler konusunda hiçbir şey bilmiyorum.
  • Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. Bu yüzden umarım çözümü olan bir beraberliktir. İstersen bana biraz şu an beraber olduğun damat adayından bahset.

 

Yaklaşık bir yıl önce ortak bir arkadaşları aracılığı ile Ortaköy’de tanışmışlardı. Aslında Ankara’da yaşayan Bertan özel bir şirkette satın alma uzmanı olarak çalışıyordu. İstanbul’a gezmek ve okul yıllarındaki arkadaşlarını görmek için gelmişti. Geliş o geliş. Reyhan ile tanıştıktan sonra hemen her 15 günde bir bahaneler üretip İstanbul’a gelmiş, Reyhan ile beraber olmak istemişti. İlk zamanlar Bertan’ı fazla dikkate almadığını bu yüzden umursamadığını ifade ederken;

  • Ne oldu da ciddiye aldın dedim;
  • Aslında ben hemen her ilişkimin başlangıcında erkeği pek umursamıyorum. Zamanla ilk günlerin takmayan hali gidip, bu seferde galiba fazla ciddiye alıyorum diyerek, bir anlamda öz eleştirisini yapmıştı.

 

Bertan üçüncü ayın sonuna doğru evlenme teklif etmiş, hatta Reyhan’ın hayatında abla ve ağabey değeri taşıyan yakın arkadaşları ile tanışarak evleneceklerini kendi ağzıyla söylemişti.  Her ne olduysa o seyahat sonrasında olmuş, birkaç günlük uzak durmanın ardından kıza karşı soğuk davranışlar başlamış ve evlilik konusu açılınca  ‘kararsız’ olduğunu ‘ kendini baskı altında hissetmek istemediğini’ beraberliklerini zamana bırakmak istediğini dile getirmişti. Reyhan bu durumdan rahatsızdı. Hem evlenmek istiyor hem de Bertan’ın gerçek niyetini merak ediyordu.

  • Evlenme niyeti yoksa ne yapacaksın? Diye sorduğumda
  • Tabii ki terk edeceğim. Çünkü, artık gerçek anlamda aile kurmak istiyorum. Zaman kaybetmek, geçici ilişkiler yaşamak istemiyorum derken adamın fotoğraflarını bana uzatıyordu.

 

Fotoğraflarda birbirlerine çok yakışıyorlardı. Esmer, uzun boylu, atletik yapıdaki genç adam olgun bir duruş sergiliyordu. Anlatılanlara tezat görünümdeydi. Dışı seni içi beni yakar misali olabilir, yanılıyorum belki düşüncesi ile görüşlerimi söylememeye biraz daha incelemeye karar verdim.

 

Bertan daha önce hiç evlenmemişti. Reyhan’ın geçmiş evlilik tecrübesine dair de sorusu hemen hemen hiç olmamıştı. Onunda annesi ve babası boşanmıştı. Aralıklı olarak ikisi ilede görüşüyordu. Tek ağabeyi evliydi. Bertan’ın ailesinde en düşkün olduğu kişiler ağabeyi ve teyzesiydi. Aslında kalabalık bir ailesi vardı. Ancak, dağınıktı. Yalnız yaşıyordu. Daha önce uzun süren iki beraberliği olmuş ama ikisi de evlenme aşamasından geri dönmüştü. Bertan’a göre o kızların hayat standartı kendisinden yüksek olduğu için teredütte kalmış ve evlenmemişlerdi.

  • O kızlar sonradan mı zengin olmuş Reyhan? Diye sorduğumda
  • Nasıl anlamadım? dedi
  • Yani üç yıl boyunca beraber olduğu kızın yaşam şeklini ve hayat standartını anlayamamış mı? Dedim.
  • Doğru. Bunu hiç düşünmemiştim derken kafası karışmaya başlamıştı.
  • Sorduğumuz soruların bir amacı olmalı. Dinlerken de anlatılanların içinde bize fikir verecek olanlarına önem vermeliyiz. Yoksa aşkım, balımlarla fikir edinemeyiz.

 

Reyhan’a beraberliğini daha iyi analiz etmek istediğimi ilettim. Bu nedenle o günden itibaren Bertan’ile internet ortamında yaptıkları tüm görüşmeleri bana yollayacaktı. Her gün beni arayarak, erkek ile aralarında geçen telefon görüşmelerini de iletecekti. Sakin ve sabırlı olmalıydı. Ben söyleyene kadar adama evlilik konusunu açmayacaktı. Evlilik gibi önemli bir konuda verilecek karar sağam alınmalıydı.

 

Hayatımızda ailemizi seçmek gibi bir olanağımız olmamasına karşılık, doğru evlilik yapma şansımız bizim elimizdedir. Yeterki beraberlik dönemini ‘gezelim, eğlenelim’ den öteye geçirmesini başaralım. Birbirimizi tanımak için gerekeni yapalım.

 

Bekar danışanlarımın evlilik öncesi birbirlerini tanıma aşamasında bana başvurduklarında en önemli talepleri ‘benim için doğru insan mı? Daha iyi nasıl tanıyabilirim ? sorularına cevap almak olduğunu hatırlıyorum. Bir kısmı ‘ne yapsam da illaki bu insanla evlensem? Diye sorduğunda

  • O zaman git evlen. Mutsuz olacağından korkun yoksa, iyice tanımışsındır. Niye bana geldin ki? Diye sorarım.
  • İyi ama İnci hanım. Evlenmek istemiyor. İkna etmek istiyorum diye cevap verdiklerinde;
  • Evlilik oyuncak değildir. İkna edeyim evlensin. Bozuk çıkarsa, sıkılırsam atarım diyemezsin  Önce tanı. Tanıdıktan sonra gördüğün gerçekler hoşuna gidecekse o zaman zaten o da seninle evlenmek isteyecektir.
  • Zaten senelerdir beraberiz. Onu çok iyi tanıyorum dediklerinde
  • Zaman uzadıkça insanı daha iyi tanıyacaksın diyenler ahmaktır. Bir insanı tanımak için yıllar boyu beraber oluyorsan dönüp kendi algılama kabiliyetini gözden geçirmen gerekir. Karşındaki erkek de ‘zamana bırakalım’ diyorsa, seninle ilgili endişeleri var ama o an için seni kaybetmekten çekiniyor demektir. Kendince oyalıyordur.

 

Bazı bekar danışanlarımda, geçmiş ilişkilerinin sağlıksız yürümesi ve ayrılma ile sonuçlanması neden ile yeni başladıkları ilişkide aynı sıkıntıları yaşamamak için başvururlar.

  • Beraber olduğum kişi ile hangi iletişim yanlışlarına düştüğümü öğrenmek ve sağlıklı bir iletişim kurmak istiyorum dediklerinde, kendilerine yaşadıkları ilişkide üstlerine düşen görevlerin neler olduğunu, karşısındaki kişinin hangi davranışlarına daha çok önem vermeleri gerektiğini öğreterek işe başlamak gerekir. Evlenip birkaç yıl sonra elinde çocuğu ile bana başvurup dağ gibi olmuş problemlerin çözümünü, hüzünle istemelerini yaşamaktan daha avantajlılar.

 

Reyhan evliliği, aile kurmayı istiyordu. Ama ilk eviliğinin ayrılıkla sonuçlanması nedeniyle ürküyordu. Haksız sayılmazdı. İlk evliliğini sorguladığımda, erkeği tanıma aşamasında fark ettiği ama önemsemediği ufak tefek iletişim problemleri evliliğinde büyüyerek çıkmaza girilmesine neden olmuştu. ‘Birlikte her zorluğun üstesinden geliriz. Birbirimizi seviyoruz’ iyi niyetiyle karşılıklı hatalara, anlaşmazlıklara, uyumsuzluklara perde çekilerek evlenilmişti. Birkaç ay sonra gerçeklerle buluşulduğunda karşılıklı suçlamalar, eleştiriler artmıştı. Evlenmeden önce önemsenmeyen herhangi bir tamirat bile evlenince erkeğin sorumsuzluğu olarak önlerine çıkmıştı. Kadının yemek pişirmede ki acemiliği alay konusu haline dönüşebilmişti. İlk günlerde ki sevgi yerini birbirini görmeye bile tahammül edilemez duygusuna bırakmıştı.

 

  • Şu anda görüşüyor musun eski eşinle diye sorduğumda,
  • Ara sıra görüşüyoruz. Ama hiçbir doğumgünümü unutmaz dediğinde hafif ama buruk gülümsediğini fark ederek,
  • Özlüyor musun? Pişman mısın? Diye sorularıma devam ettim.
  • Özlemiyorum. Ama neden ayrıldık hala pek anlayamadım. Çünkü oda beni seviyordu diyince,
  • Sevgi evliliği yürütmede önemli ama tek başına yeterli değildir. Karşılıklı saygı, sevgi, fedakarlık bütününde değer bulur. İlgi, paylaşım, anlayış evliliği canlı tutar dediğimde,
  • Galiba biz önce saygıyı sonra da anlayışı küçümseyerek kaybettik. dediğinde eski eşi ile yaşadıklarını hatırlar gibiydi.
  • O günlerde seni tanısaydım. Belki de yardımcı olabilirdim. Ama artık önümüzdeki günlere ışık tutacak ve sana sağlam, doğru bir evliliğin gereklerini öğretecek çalışmalar yapmak lazım diyerek, hüzünlerine ara vermek istedim.

 

Reyhan yanımdan ayrıldığında, bal rengi gözlerindeki ışıltının gel-git ler yaşadığını fark ettim. Neşeli, cıvıl, cıvıl görüntüsünün, çocuksu tavrının ve aşırı tempolu konuşmasının altında olgun bir kadın duruyordu. Bu çelişki imaj problemi yaşamasına da neden olabilir diye düşündüm. Çünkü Mevlana’nın dediği gibi ‘Ya Göründüğün gibi Ol Ya da Olduğun Gibi Görün’  sözü en çok imaj problemi yaşayanlara uygundur.

 

Ertesi güne başladığımda bana gelen maillerle cevap vermenin ardından danışamlarımla yapacağım görüşmelere geçmek istiyordum. Maillerin arasında Reyhan’dan gelenini hemen açmak ve okumak istedim. Çalışmaya hemen başladı galiba düşündüm. Mailde;

 

Günaydın,

Nasılsınız?

Dün size bahsetmediğim bir konu vardı. Ben araba almak istiyorum. Bugünlerde fiyatlar düşünce birden gündeme konuyu getirdim. İlk başta Bertan ilgiliydi. Sonra gerildi. Son olarak da dün akşam kesin almaya karar verdiğimde sıkıldı.

Gün içinde ‘hayatım 2 araba arasında kaldım, beraber karar verelim’ dedim. O da ‘sen kullanacaksın sen beğendiğini al’ dedi. Akşam  tekrar bu konuyu açınca fazlasıyla gergin konuştu ‘’benim hiç arabam olmadı, bence lüks, 15-20 ye de 2. el bi araba alınabilir. Ne gerek var.dedi

Yatmadan önce aradı. İyi geceler derken sesi kötü geliyordu. Tabii benim içime sinmedi deştim. Klimasının olmadığını, üşüdüğünü söyledi. Sadece salona alabildi, ben oraya gidene kadar satın alacak  ve üşümeyecekmişiz. Yani, klimayı da erteliyordu ben geleceğim diye hızlandırdı. Bu davranışı bana değer verdiğini gösteriyor mu?. Sizce bu konuda ne yapabilirim. İstediğimi alıp, konuyu kapatıyım ve konuşmayayım mı?

 

Diye yazıyordu. Çok enteresan dedim. Aralarında geçen konuşmayı okuduktan sonra karar vermek ve yapması gerekenleri aktarmak istedim. Konuşmada;

 

Reyhan: alooooo
Bertan: Efendim aşkım
Reyhan: müsait olunca 5 dakika vakit ayırıp bu konuyu konuşur muyuz?

ne düşündüğünü bilmek istiyorum. Senin yerine düşünmek

istemiyorum. Ev konusunda düşündüm. Bak evlenemez

olduk.Araba alırsam sonra planlarımızda aksayabilir. Net konuş

benle, açık konuş benle..içim sıkıldı..
Bertan: sen yazarak anlaşamıyorsun sanırım ama denemeni istiyorum.

Yazarak anlaşmaya çalış. Hiç bir planımız aksamaz. Evimiz yanı,

karşıklı seninde benimde evim var lLazım olursa bir gün ev alırız
Reyhan: eeee çok beğendiğimiz bir ev olsa ve az miktar kalsa keşke o

kadar pahalı araba almasaydık demez miyiz? hayallerimize ne

oldu?
Bertan: çok ihtiyaç duyarsak ben evimi satar para katarım
Reyhan: hani bizim yüksek katta evimiz olacaktı
Bertan: sen keyfini bozma
Reyhan: ben sen olmasın demedik mi
Bertan: odlumu?
Reyhan: biz olalım demedik mi?

Bertan:  ev alacağımız zaman kredi filan bakarız. Yetmez ise para, ben

satarım evimi ilave ederim ortak evimizin alımına
Reyhan: Valla içim sıkıldı .Hiç hevesim kalmadı araba konusunda
Bertan: içini sıkma canım içini ferah tut
Reyhan: içim sıkılıd ve işe yoğunlaşacağım. Sen bana biz ev alıcaz, sonra

araba alırsın demeliydin. Önümüzü görelim sonra da kalanla

araba alırız demeliydin
Bertan: demeliydim??? Suçu bana atmak en kolayı bu. Anlıyorum seni

artık aşkımm
Reyhan: aşkımmm yaaaa ben ne diyorum sen ne diyorsun. Demin yazında

yazmışsın artık bakmıyorum sana araba diye, sanki ben araba

alıcam diye bozuluyorsun.
Bertan: aşkım sen benle dalgamı geçiyorsun? beni etrafındakilerden biri

gibi salakmı sanıyorsun?
Reyhan: yazarak anlaşılmıyor? ben ne demek istediğimi ifade

edemiyorum. Sen çok akıllısın. Hiçbir zaman aksini düşünmedim
Bertan: neyse işlerimiz var. Daha sonra yazışalım
Reyhan: yanlış bişey anlaşıldıysa özür dilerim. Buradan yazarak yanlış

anlıyoruz birbirimizi. unut gitsin. Ben gelince konuşuruz. araba

konusunu. Hevesim kaçtı. O kadar paraya değmez..Belki

almam..Şu an hiçbişey yapmak istemiyorum.
Bertan: bence al kesinlikle
Reyhan: sadece şunu bil…Ben ikimiz rahat edelim diye araba almak

istedim. Lüks için değil. 20 ye ucuz alacağımıza 30 a uzun süre

beraber kullanabileceğimiz olsun istedim. Ev konusunda da sen

konuşmadığın için ben konuyu açamadım. Sonuç olarak ikimizin

ilerde de kullanabileceği  güzel bi arabamız olacak diye çok

hecanlanmıştım. Ama şu an hevesim tamamen bitti. Ben işe

dönüyorum. Seni çok seviyorum, akıllı buluyorum, fikirlerine

değer veriyorum. Ama bana biraz daha açık olmanı , benim seni

anlamamı beklemezsen sevinirim
Bertan: seni seviyorum

 

Yaklaşık 20 dakika yazışmışlar ama anlaşamamışlardı. Çünkü dolu olması gereken içerik boşaltılmıştı. Dikkatimi çeken diğer bir nokta sabahın dokuzunda mesai başlangıcında yapılan bir konuşma olmasıydı. İçerik olan araba satın alma konusu için yanlış bir zamanlamaydı. Sabah henüz güne adapte olunmadan, özellikle maddi gidere dayanan konuların konuşulmaya çalışılması kişileri anlaşmadan çok anlaşmazlığa götürebilir.

 

Buna benzer davranış şeklini bazı danışanlarımda kocası sabah evden çıkarken ‘para bırakır mısın? Sorusu ile görüyorum. Özellikle serbest meslek sahibi kişilerin eşlerinin maddi beklentilerini sabah eşi uğurlarken dile getirmeleri erkek de bıkkınlık ‘bu kadına para dayanmıyor’ ‘ne kadar müsrif’ ‘yine mi para bitti’ gibi olumsuz düşünceler uyanmasına neden olmaktadır. Ne kazanacağı belli olmayan, ödemeleri yüksek olan erkekler bu durumda, benzer düşüncelerini dile getirdiklerinde ev ortamında huzursuzluk yaşanılması kaçınılmazdır.

 

Reyhan ile Bertan’ın konuşmalarında fark ettiğim yanlışların başında Reyhan’ın araba konusunu evlilik konusu ile bağdaştırarak konuşmaya çalışmasıydı. Ne alaka? Öte yandan henüz nişanlı bile olmayan, evleneceği belli olmayan bir kişiye kendi bütçesi ile almayı planladığı arabayı ‘alayım mı? Diye sorması erkeğin gözünde ‘bu kız benimle ilgili evlilik planları yapıyor. Halbuki ben düşünmüyorum. Bunu ona söylemiştim gibi benzeri düşünceler uyanmasına neden olabilir. Evet Reyhan iyi niyetle, samimiyetle ve daha çok sahiplenilme isteği ile bu soruyu soruyordu. Ama yanlıştaydı. Adam evlilik konusunda bile ‘eğer’ ‘olursa’ diyecek kadar açık ama yuvarlak konuşuyordu. Kızı kırmak,üzmek istemiyordu. Evlenmeyi henüz istemiyordu. Reyhan’da aslında bunu anlamıştı. Kızgınlığı, sıkılması, bu yüzdendi. Ama oda bunu açık açık dile getirmek istemiyordu. Kaybetmekten korkuyordu. Halbuki iletişimde asıl olan, duygu ve düşüncelerin karşı tarafa aktarılmasıdır. İkisi de kendini kapatıyor, kelimelerin arkasına kaçarak birbirini konuşturmaya ve kendilerini ifade etmeye çalışıyordu. Böyle durumlarda insanların birbirini doğru anlaması mümkün değildir.

 

Cevap yazmam şart olmuştu. Reyhan’a;

Bundan sonraki yazışmalarında lütfen zamanı gelene kadar evlilik konusunu açmamaya özen göster. Ayrıca, erkek arkadaşının bildiğim kadarı ile kenarda birikmiş 30.000 lirası var. O yüzden sana klima alamayacak durumda olduğunu söylemesi abes olmuş. Senin yapman gereken henüz aile olmadan olmuş gibi davranmamak. Bu yüzden eğer planlıyorsan kendi beğendiğin ve istediğin arabayı almalısın. Diye yazdım.

 

Cevabım gider gitmez beni aradı. Sesi heyecanlıydı.

  • İnci hanım cevabınızı aldım. Sizce gerçekten o arabayı almalı mıyım? Ona haksızlık yapmış olmaz mıyım?
  • Neden böyle düşünüyorsun Reyhan?
  • Çünkü, Bertan’ın beni yanlış anlamasını istemiyorum. Gözü yükseklerde gibi düşünür mü?
  • Sen araba konusunu bile evlilik konusu ile bağdaştırıp konuşmaya çalışırsan tabii yanlış anlar.
  • Ah evet. O konuda bundan sonra daha dikkatli olacağım. Peki sizce benimle evlenecek mi?
  • İstersen bu konuyu aamızda konuşmak bile bir kenara, düşüncelerinde de ertele. Aksi taktirde sırf seninle evlensin diye ileride problem yaşamana neden olabilecek hatalar yapabilirsin.
  • Ne gibi hatalar?
  • Örneğin şu araba konusunda olduğu gibi. Sırf onun yanlış anlamaması için acaba almasam mı diye düşünüyorsun. Oysa, sen net olsan, şeffaf olsan, o istediği için değil, onun yanlış düşünmemesi için ise hiç değil, kendi isteklerinle karar versen doğruyu daha çabuk göreceğiz.
  • Haklısınız. Ben bu araba satın alma durumumu tekrar gözden geçireceğim. Ama onunla değil, sizinle paylaşarak.
  • Şimdi doğru yola girmeye başladık.
  • Bizim aşkımız nasıl biter diye çok sık düşünür oldum İnci hanım?
  • Sen kendi açından doğru olanı önce yap. Ondan sonrası zaten kendiliğinden gelecektir.

Ayrıca, Aşkın nasıl bittiği değil, bitip bitmeyeceği önemlidir. Aşkın bitecek mi yoksa kalıcı mı olacağı beraberliğin ilk dönemlerinde rahatlıkla anlaşılabilir. Çiftlerin birey olarak karşı taratça nasıl algılandıklarına ve kendilerinin karşı tarafı nasıl algıladığına dikkat ettiklerinde sonunu baştan görmek mümkündür. Biz beraberlik yaşayan bekar danışanlarımıza ilişkilerinin gerçek durumunu ve olabilecek süreci daha ilk seanslarda önlerine koyup, kararı sağlıklı vermelerine yardımcım oluyoruz. Ülkemizde özellikle bayanlar erkekten gördükleri ilgiyi çoğu zaman aşk ile karıştırabiliyorlar. Halbuki erkek beraberliğin kendi beklentileri doğrultusunda yaşanması için o esnada oyunu kuralına göre oynuyor olabilir. Erkek ise kendinden kaçan, uzak duran kadını aşık olunacak kadın olarak algılayabiliyor. Beraberlik içindeki bu evreleri tarafsız olarak gözlemlediğimizde tarafların aile, kültür, sosyal yaşam, gelenek, hırs, hayal yapıları, duygu, donanımları gibi benzerlik ve farklılıklar aşkın sürekli olup olmayacağını belirliyor. Beraberliğin ilk günlerinde aşık olduğunu sanan hiç evlenmemiş erkek için kadının yaşça kendinden büyük, daha önce evlilik yapmış ve çocuklu olmasının önemi, duygu yoğunluğu nedeni ile göz ardı edilmeyebilir ama aileler devreye girip karşı çıktığında, erkeğin ikilem yaşamaya başladığı an o aşk bitmeye başlamıştır zaten. Biz çılgın ama tutarlı aşkı seviyoruz.

 

İddia edilenin aksine gerçek aşk bitmez. Aşkın yerini sevgi alıyor, arkadaşlık başlıyor gibi söylemleri olanlar dönüp önce kendi hayatlarını beraberliklerini bir uzmana analiz ettirsinler. Aşkın çoşkusunu muhafaza edebilmek için kişinin kendini ve karşı tarafı doğru algılaması gereklidir. Bazen canlı tutulan nefret duygusu bile aşkın süresini uzatabilir. Çiftler her durum ve koşulda birbirlerini mutlu etmeye kendilerini adadıkları sürece aşk sürer gider.

 

Kadının aşka bakışı ile erkeğin bakışı birbirinden farklıdır. Kadın ilgi, çoşku, anlayış gördüğü ilk günlerin tesiri ve özlemi ile aşkın süresini adeta son nefesini verene kadar uzatmaya meyillidir. Erkeğin ise hayalinde bir kadın tipi vardır. Bunun saç ve göz renginden çok davranışlarla ilgisi bulunur. Bazen sofrada kadının kendine eşlik etmesi, bazen cıvıl cıvıl bir kadın arayışı bile erkeğin aşkını etkiler. Erkeklerin genelde ‘keşke kadın olsaydım. Erkekleri avucumda oynatırdım’ söylemleri aslında kendilerinin aşka bakışını, ve erkeklerin istenirse ne kadar kolay aşık edilebileceğinin göstergesidir. Aşkın bitmesi aşamasında ülkemizde kadının daha sabırlı olduğunu görüyoruz. Erkek yeni bir aşka toplumun kendine tanıdığı kolaylıklar nedeni ile daha kolay başlarken, kadın çoğu zaman ayrılsa bile anılarla aşkı yaşatmaya devam eder.

 

  • Hiç bu açıdan düşünmemiştim İnci hanım. Sevdikten sonra her şey kolay derdim hep.
  • Yanılıyorsun. Sevgi önemli. Ama tek başına yeterli değildir. Senin beraber olduğun kişi, içi dışı bir, doğal ve dürüst bir kadın istiyor olabilir. Oysa sen bunun böyle algılanması aşamasında yanlış davranıyorsun.
  • Nasıl yani?
  • Örneğin, konuşacağın konu ne ise onu konuş. Başka bir konuyu o konuya bağlama. Şuan ki ortamın neyse öyle davran. Yani evliysen evli gibi, berabersen beraber gibi.
  • Siz yanımda olduktan sonra doğruyu bulacağım. Tekrar hatırlatmak istiyorum. İkinci evliliğimi ayrılıkla sonuçlandırmak istemiyorum. Bu yüzden, Bertan bana ayrılık yaşatacaksa şimdiden bileyim istiyorum.
  • Eğer sen yapman gerekenleri yaparsan aldığın kararlar hem sağlıklı hem de vicdanın rahat olacaktır. Dediklerimi aklından çıkarmadan hareket etmeyi unutma.
  • Söz veriyorum İnci hanım.

 

Telefonu kapattıktan sonra bir an gözlerimin önüne Bertanın fotoğraflardaki  olgun görüntüsü geldi. Bu adam ya çok iyi rol yapyor ya da bizim kız onu yanlış algılıyordu. Bir yerlerde eksikler vardı. Ama neydi? Neden adam parası olduğu halde kıza kliması olmadığı için üşüdüğünü söylemişti. Denemek mi istiyordu? Yoksa parayı çok mu seviyordu? Sorular kafamda dönüp durmaya başlamıştı. Zaman içinde bu sorulara kesinlikle cevap bulmalıydım. Çünkü enteresan bir şekilde  bu kızın iyi bir evlilik yapmasını, aile kurmasını istiyordum. Belki yalnızlığı beni daha çok kamçılıyordu.

 

Reyhan’ın ardından hemen hemen tüm bekar danışanlarım tek tek gözlerimde canlanmaya başlamıştı. İçerikler farklı farklı olsada, aslında temel beklentiler aynıydı.

 

Danışanlar evli ve bekar olarak ayrı kategorilerde başvursa da temel istek, mutlu beraberlik. Evli olanlar aldatılma, ilgisizlik, gelin-kaynana problemleri dışında ‘eşime nasıl araba aldırtabilirim?’ gibi tuhaf isteklerlede başvurabiliyor. Bekar danışanlar ise mutlu evlilik için kendi üstlerine düşen görevleri öğrenmek, erkeği daha çok mutlu etmek veya beraberliğinin gelecek vaat edip etmediğini, geçmişte yaşadığı beraberliklerde nasıl ve nerede hatalar yapıldığını sorgulamak için başvurabiliyor.

 

Beraberlikten itibaren dikkatten kaçan, göz ardı edilen veya sadece uzman eşliğinde anlaşılabilecek problemler evlilik içinde boşanmaya kadar sürecek kritik dönemleri oluşturabilir. ‘Birbirimizi seviyoruz. Tüm problemleri aşarız.’ Yaklaşımı çiftler açısından tek kelime ile ilişki intiharıdır. Bir çok çift evlenmeyi gezelim, eğlenelim, yorgan altında film izleyelim, sevişelim olarak algıladıkları için kritik dönemleri görmezden geliyorlar. Fark ettiklerinde ise maalesef hep karşı tarafı haklı çıkaracak bahaneler üretiyorlar. Örneğin: erkeğin veya kadının ‘evlenince iki aileden de mümkün olduğu kadar uzakta oturalım’ talebini diğeri ‘benimle baş başa kalmayı ne kadar çok seviyor’ diye algılayıp ileride doğabilecek aile çatışmalarını göz ardı edebiliyor. Çalışan çiftlerde ise, erkeğin kadının kazancını kuruşuna kadar bilip, kendisinin geliri ve harcamaları hakkında ketum ve agresif yaklaşımı ileride doğacak sorumluluk paylaşımı problemlerine temel oluşturuyor.

 

‘Beni bugün neden aramadı? Neden mesaj göndermedi? Gibi gereksiz düşünceler yerine, yapacağı sohbet ve iletişim uygulamaları ile gerçek anlamda tanımaya gayret etmek gerekir.

 

Kadın ilginin azalmasından erkek ise kadını gördüğünde hissettiği heyecanın sıradanlaşmasından bugünlerde yakınıyor. Kadın aşkta garantiyi ve ilgiyi, Erkek ise heyecan ve risk almayı sever. Aşkta en büyük sorun saygının kaybolması ile başlıyor. Yatakta barışılan kavgaları insanlar tutkulu aşkla karıştırabiliyor. Güven kaybı ise sorunların devamını getiriyor. Her aşk kendi içinde özeldir. Günümüz aşklarının uzun sürmemesinin temelinde ise hayatlara saygısızlık var. Yola tüküren veya çöp atan, trafikte kuralları sürekli çiğneyen bir insan aşık olduğu kişiye ne kadar saygı gösterebilir ki? Topluma saygısı olmayanın aşka saygısı hiç olmaz.

 

Oysa, aşk mutluluktur. Bazen anlaşamamakta aşktır. Aşkı nasıl tanımlamak, nasıl yaşamak istediğin ile ilgilidir. Hırçın, sakin, cıvıl cıvıl, olgun, çocuksu, veya hepsi birden. Bu seçenekleri istediğimiz kadar çoğaltabilir ya da azaltabiliriz. Ama anne babalarımızın yaşadığı aşklara özeniyorsak, ‘kalmadı o aşklar’ diye yakınıyorsak, gözümüzden kaçan en önemli farklı davranış biçimi ‘saygı’ oluyor. Günümüzün  gel geç ilişkilerinde ‘saygı’ var mı?

 

‘Bir gecelik ilişki’ olarak tanımlanan cinsellik amaçlı ilişkiler serseri hayatın göstergesidir. Beraberlik sürdürmede başarısız, iletişim kabiliyetinin ise zayıf olduğunu gösterir. Sağlıklı beraberlikler uzun ve mutlu günler içerir. Bazı kadın ve erkekler tek gecelik ilişkiyi ‘tercih’ ettiğini ifade ederek aslında kendi yetersizliklerini örtmek isterler. Üstelik bununla ilgili övünen davranış sergileyenler acziyetlerinden övünç duyar durumdadır.  Bu konuda izlediğim bir film sonrası, gazetecilerin ‘toplumda böyle erkekler çoğaldı. Çaresi nedir? Sorusuna;

 

– Serserilik çoğaldı diyorsanız, serseri ile beraber olacak kadar ahmak olmamak gerekir dediğimi hatırlıyorum.

 

Reyhan o hafta sonunu Ankara’da Bertan ile görüşerek geçirmeyi planlıyordu. Birlikte aldıkları karar gereği 15 günde bir yüz yüze görüşeceklerdi. Eskiden her 15 günde bir Reyhan’a gelen adam artık ‘bir sen gel, bir ben geleyim’ e dönüştürmüştü. Reyhan’da bunda hiçbir sakınca görmüyordu. Eh masraflar bölüşülmeliydi. İlk bakışta normal gibi gelen bu değişim bana hiçte öyle gelmiyordu. Bu değişim olmadan önce adam, habire kıza bir şey teklif etmeden, istemeden kendi ayakları ile gelip gidiyordu. O zaman sorun değildi de şimdi neden sorundu? O zaman masraf bölüşülmesi diye bir problem yoktu. Şimdi ne olmuştu? Adam bazı uyanık geçinenler gibi kızı etkilemek amaçlı ilk günlerde farklı davranmış, artık hevesi geçmeye başladığı için mi değişiyordu? Durumu izlemek için Reyhan’ın seyahatine engel olmak istemedim. Hatta giderken ufak bir hediye almasınıda önerdim. Ondan istediğim bu seyahati gönlünden geçirdiği gibi, evlilik konusunu hiç açmadan, hatta bu düşünceyi kafasında ertelediğini adama belirterek tatil yapmasıydı. Önümüzde hafta sonuna birkaç gün vardı. Diğer önerilerimi de gitmeden ona aktaracaktım.  Bu adamın ak mı kara mı olduğu,  niyeti iyi ise evlenmelerinin sağlanması yolunda kararları seyahat sonrasına erteledim. Düşüncelerimden Reyhan’ı çıkarıp eşime seslendim;

 

– Gidip şu ev işini halletmeye çalışsak mı?

 

Birkaç hafta önce aramaya başlayıp yarıda bırakdığımız ev değiştirme işini o hafta hızlandırmaya karar vermiştik. Eh o gün zamanımızda vardı. Biraz daha araştırabilirdik.

 

Yine sokaklar arasında dolaşıyorduk. Internet üzerinden birkaç evi not etmiştik. Görebileceğimiz emlakçının adresine yaklaşmak üzereyken eşim;

 

– Artık eli boş dönmek istemiyorum. Belki de gönlümüze göre ev buralarda yok. Boşuna kürek çekiyor olmayalım. Bu gittiğimiz son emlakçı olsun. Bulamazsak, başka zamana erteleyelim. Dedi. Haklıydı. Bu semt güzeldi. Ama evler bizim beklentimize uymuyordu. Saray aramıyorduk. Ama Dökülen evlerin saray gibi pazarlanmaya çalışılması iticiydi. Kendinizi kazıklanmış hissediyordunuz.

 

Aradığımız emlakçının bulunduğu adrese geldiğimizde, daha önce gittiklerimizden farklı olduğunu söyleyebilirdim. Ana cadde üzerinde ama küçücük, boyası eski bir dükkandı. Tereddüt edebilirdiniz. Ancak işin kalitesi, dükkanın kalitesinden daha önemlidir görüşünü benimsediğimizden zor açılan kapıyı adeta itekleyerek açıp girdik.

 

İçeride ki, 20 li yaşlarda ki iki delikanlı  bizi gördüğünde hemen ayağa kalkarak karşıladı. Efendi görünümlüydüler. Dükkanın küçüklüğüne tezat bir ciddiyetle davranıyorlardı. Tek masa olduğundan biri otururken diğeri ayakta yanında duruyordu. İkram ettikleri nescafe’nin ardından aradığımız özellikteki evi sordular. Yaşlarına aykırı şekilde profesyonel davranıyorlardı. Aradığımız özellikteki evi söylediğimizde birkaç alternatif sıraladılar. Görmek için yola çıktığımızda içlerinden biraz daha kilolu olanı dükkanda kalırken, esmer olanı bizimle geldi. Araba’da ben susmayı tercih ederken eşim ile ikisi sohbet etmeye başladılar.

İlk evin bulunduğu sokağa gelip delikanlının;

  • İşte şu karşıdaki bina sözü üzerine eşim;
  • Yok biz bunu görmeyelim. Bulunduğu yer bile bize sıcak gelmedi. itirazı üzerine diğer emlakçılar olsa,
  • Muhakkak görmelisiniz. İçi harika gibi ikna edici konuşmalar yapmaya yeltenirdi. Oysa bu delikanlı,
  • Nasıl isterseniz. Size nasıl bir ev lazım olduğunu şimdi anladım. Diğerlerini göstermeme gerek kalmadı. Dükkana geri dönelim. Timuçin ağabey sizi isteklerinize kavuşturur. Size uygun olan portföy onda. Sözü üzerine eşimle birbirimize baktığımızı hatırlıyorum. Doğru adresteydik.

 

Dükkana geri geldiğimizde orta yaşlarda, saçları hafif dökük, tebessümü yüzünden hiç eksik olmayan, terbiyeli, yardımcı olmak istediği her halinden belli Timuçin Bey ile tanıştığımızda, delikanlının bizim isteklerimizi hiç eksiksiz ona aktarmasının ardından, günlerdir onca meslekdaşının davranış yanlışının aksine,

 

  • Önce evi beğenin. Gerisi nasıl olsa çözülür yaklaşımını sergilemesi kişiye güvenmemizi sağladı.

 

Evleri görmek için yola çıktığımızda, eşim ile ikisinin sohbetinden dükkandaki diğer çalışanların emlak yönetimi okuduklarını öğrenerek sevinmeme rağmen, kendimi tutamayıp,

 

  • İşi severek yapan ile yapmayan hemen belli oluyor dediğimi hatırlıyorum.

 

Dükkan küçüktü. Ama biz dükkanı değil hizmeti satın almak için oradaydık. Hizmet muhteşemdi. Bu çalışanlar diğer meslekdaşlarına ‘müşteriye davranış kuralları ve müşteri ile iletişim’ konusunda ders verecek kadar bilgiliydiler. Çünkü, müşterinin beklentisine yardımcı olma isteklerini tüm davranışları bütününde, bıkmadan, usanmadan göstererek güven kazanıyorlardı.

 

İlk gördüğümüz ev güvenlikli bir site içinde müstakildi. Hoş, sakin, ferahtı. Onca evin arasında ilk defa kafamızda tasarladığımıza benzerini görüyorduk. Şartlarıda anlaşılmayacak gibi uçuk, kaçık değildi. Ederdi.

 

  • Bunu beğendiyseniz sizin adınıza görüşeceğim. Ama diğer alternatifi de göstereyim. Daha sağlıklı karar verirsiniz önerisi bile ‘hah beğendiler hemen satıp para alayım’ düşüncesini yıkıyordu. Satıcının farkını bir kere daha gösteriyordu.

 

Diğer evi gördüğümüzde bir an kararsızlık yaşayacak kadar beğenmiştik. Hayalimizdi. Müstakil değildi. Ama müstakil kadar rahat mimarisi vardı. Boydan boya camlı salona oturup, ara sıra muhteşem manzaraya bakarak yeni kitabımı yazdığımı ve günün gürültülü ortamından uzak, sakin geçebilecek saatleri düşünerek sevindim. O anda, eşimin bana bakarak, düşüncemi anlamaya çalıştığını fark ederek ona gülümsedim. Bu beğendiğim anlamına geliyordu. Ev kadınındır. Kadının beğenmesi gereklidir. Bundan sonrası eşime aitti. Gerekli olan pazarlıkları o yapacaktı. Eğer şartlarımızı aşarsa ısrar etmeyeceğimi çok iyi biliyordu. Bu yüzden rahattı.

 

Zorlu geçen anlaşma aşamasının ardından evin anahtarı elimizdeydi. Sevinç içinde o sırada oturduğumuz eve dönerek, toplanmaya başlamak istiyorduk. Hayatımda bu kadar çabuk, planlı ve düzgün ev toparlayabilen, bilgili bir eşimin olması ayrıcalıktı. Bu adama hayranlığım hiç azalmadan sürekli artıyordu.

 

Eve geldiğimizde karşı dairedeki komşuma yakında taşınacağımızı söylediğimde üzüldüğünü hemen anladım. Bir çok evde artık hayal olan ‘bizim evde pişenden size de getirdim’ uygulamasını yıllardır aramızda sürdürüyorduk. Onun nefis zeytinyağlı dolmasını özleyeceğimi düşündüm. Güleryüzü, yardımseverliği ve tüm iyi niyetiyle sevdiğim komşuma en azından önümüzdeki bayramda ziyarete gelerek tamamen kopuşun önüne geçmeye karar verdim.

 

Akşam saatleri danışanlarımla  telefon görüşmeleri ile geçiyordu. Bir yandan kolilerin içine ufak tefek kırılacakları sararak yerleştirmeye çalışıyor, diğer yandan da telefonda onlarla konuşuyordum. Saatler ilerlediğinde gün içinde Reyhan’ın bir daha beni aramadığını fark ederek, numarasını çevirdim. Bir kere çaldırıp, kapatarak aynı onlar gibi müsait olunca beni aramasını istedim. Zaman değişiyor. Zamanında gerekleri değişiyordu.

 

Hemen aradı.

  • Size mail attımyine okuyabildiniz mi? Diye sorunca
  • Henüz okuyamadım. Yarın muhakkak okurum. Nasılsın? Bertan ne yapıyor dediğimde
  • Şu anda çok iyiyiz. Oraya gideceğim için çok mutlu dedi.
  • Ne hediye almayı düşünüyorsun?
  • Aldım bile.
  • Öyle mi? Ne aldın?
  • Resim çerçevesi aldım. İkimizin resmini koysun diye. Cevabına gülmemek için kendimi zor tuttum.
  • Sen alacağını almışsın O isterse ikinizin resmini koyar, isterse beğendiği sanatçının sana ne diyerek duygularını anlamak istedim.
  • İkimizin resmi olacak. Yoksa niye alayım ki?
  • Bak yine yanlıştasın. Adama senin isteklerini yaptırmak için hediyeyi bile ona göre seçiyorsun.
  • Ama evinde ikimizin resmi yok.
  • Mecbur mu?
  • Seviyorsa koyması gerekmez mi?
  • Ama şart değil. Fizyolojik bir problem olmadıkça alyans takmamak kadar abes değil.
  • Ha evet. Alyansıda gerekli bulmuyor.
  • Neden?
  • Benim sevgimi, bağlılığımı bir halka mı ispat edecek? Ona mı ihtiyacım var diyor?
  • Bak seen. Peki bu kadar engin düşünceliyse o zaman senin eve vaktinde gelip gelmemeni de problem etmiyor olmalı. Öyle ya, sen nasıl olsa seviyorsun, vaktinde gelmesen sevgin mi bitecek? Onun isteklerini yapmazsan sevmemiş mi oluyorsun sanki değil mi tatlım?
  • Hah hah hah. Çok doğru İnci hanım. Bundan böyle işine geleni yap gelmeyeni yapma bana sökmeyecek.
  • Bir konu hakkında itirazın varsa ona benzer konulara da itiraz edeceksin. Yoksa, güvenilir olmazsın. Bazı erkeklerin alyans takmak işine gelmez ama evdeki karısına her türlü yaptırımı uygulamaya çalışır. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Böyle davranan erkeğe davranış ve sorularınla yanlışını göstermen gerekir. Madem öyle. Madem bu kadar ileri görüşlüsün, o zaman şu konuda da tutucu davranmaman gerekmez mi? Hayatım önce sen karar ver. Medeni misin? Değil misin? Hangisini tercih ediyorsan, tüm yaşamın ve davranışlarınla ona göre hareket edelim diyeceksin.
  • Çok doğru İnci hanım. Ya öyle ya böyle olmak lazım. Rengini belli etmek lazım. En azından ben üstüme düşeni yapacağım.
  • İnanıyorum Reyhan. Yapacaksın.

 

Telefonu kapattıktan sonra tekrar toparlanmaya, eşime yardım etmeye devam ettim. Bir an önce yeni evimize geçmek istiyorduk. Bunun telaşına düşmüştük. Temizlik yapmak içinde iyi bir fırsattı. Atılacaklar atılıyor, gereksiz olanlar ayrılıyordu. Evimde gereksiz olan hiçbir eşyaya tahammülümüz yoktu. İlla yeni modeli çıkmış diye, ihtiyacım yokken eşime evimde olan eşya’dan tekrar aldırmazdım.

 

  • Gideceğimiz evdeki komşuların mobilyalarını gördün mü? İstersen bizimkileri de yenileyelim diyen eşime,
  • Güle güle otursunlar. Ama bizimkiler henüz eskimedi. Hem sen seviyorsun bu mobilyaları hayatım diyerek eşime yeni bir masraf kapısı açılmasının önüne geçmek istedim.
  • Ama senin mobilyaların onlarınkinden daha eski model olarak görünecek dediğinde ise,
  • Mobilyaya değil, oturana bakarak karar verenleri tercih ettiğimi bilirsin. Mobilyasını benimki ile kıyaslayıp olumsuz düşünecek kadar aptal insanlarla zaten görüşmem ki diyerek konuyu kapattım.
  • Sana aşığım diye içerden cevap veren eşime, bulunduğum odadan cevap vemek yerine yanına gidip kondurduğum öpücük ile en iyi cevabı verdiğime emindim.

 

İkmizde yorulmuştuk. Biraz mola vermek amaçlı oturduğumuzda evi tanıyamaz haldeydim. Koliler salonun ortasında kapanmak üzere bekliyor, halılar toplanarak yıkanmaya gitmek üzere hazırlanmış, adeta her yer her yerde olması gerekirken yine de derli topluydu.

 

  • Sen harika bir adamsın derken eşime bakıyordum.
  • Niye?
  • Sendeki beceri bende olsa neler yapardım?
  • Mesela neler yapardın?
  • Ne bileyim? Senin kadar becerikli olmayı çok isterdim. Baksana ne güzel toparlıyorsun
  • Seninde farklı maharetlerin var hayatım. Unutma ben erkeğim sen kadınsın. Bende senin yemeklerine hayranım.
  • Bak şimdi nereden nereye geldik?

 

Derken onun gözlerinde içimin titrediğini yine hisseder olmuştum.

 

 

Ertesi sabah ofise geldiğimde ilk işim Reyhan’dan gelen maili okumak oldu. Mailde;

 

Bugün msn den çok açık konuştuk. Şansımıza bayağı detaya girdik. Keşke yazdıklarına cevap yazarken yanımda olabilseydiniz de etkili yazabilseydim. Size  yazışmaları  yolluyorum. Bizimle ilgili düşüncenizde net birşey oluşabilir. Normalde bu kadar açık yazmazdık..Bugün çok açık sıkıntısını dile getirdi. Onu çok seviyorum ve hatalarımı düzeltmek istiyorum. Bence çok doğru bir zamanda hayatıma girdiniz. Tekrar teşekkür ederim.

Yazıyordu. Ne olmuştu? Ne konuşmuşlardı? Anlamalıydım. Aralarında geçen konuşmayı okumaya başlayınca,

 

Bertan: Aşkım evdeyiz. İçeceklerimiz, mumlarımız, filmlerimiz, evdeyiz

balım
Reyhan: biz bize olalım olur mu? Hiç kimse olmadan aşk yuvamız olsun
Bertan: bence süper olur

Reyhan: ayyy çok güzel olacak. Mumlarımız ve sıcacık kollarında sabaha

kadar kalacağım. daha ne isterim ki…
Bertan: Umarım içinden geçen budur

Reyhan: Şüphen mi var?
Bertan: Bilmiyorum
Reyhan: ben sana gelince göstericemmm. bilmiyorum muuu?
seni sevdiğimi ve senin sevginin bana yettiğini anlamıyor

musun?
Bertan: Bana anlatamıyorsun aşkım. Çok özür dilerim. Yaptıkların bazan

sözlerinle çelişiyor ben de çelişkilere sürükleniyorum
Reyhan: Ben gelince detaylı konuşuruz balım.seni çok seviyorum ve

gösteremiyorsam da benim için çok değerlisin.Karşılıklı konuşup

birbirimizi yüz yüze dinlersek daha iyi anlarız ve kafamızda

kurgulamayız.Ben gelene kadar sadece seni çok sevdiğimi

seninle huzur ve mutluluk istediğimi,bunu bozacak hiçbir

yapmak istemediğimi, huzurumuzun herşeyden önemli olduğunu

düşün ve gelince içimizdekileri yüz yüze konuşuruz. Ben

buradankendimi ifade edemiyor olabilirim
Deniz: Bu kelimeleri çok sarfediyorsun ama konuşmak değil olay.

Konuşmak yüzeyde kalıyor.İçinde bir hesap var sanki senin hep.

Hayatına, bana,  olacaklara ,yaşananlara herşeye dair. Ama sana

hiç zarar gelmemesi için kendini korumalısın. Bunu hissediyorum

ama geçemiyoruz burtayı hiç. Seninle başka hiç bir sorunum yok

sen sadece kendini düşünüyorsun sanki içinde. Sözlerinle

olmasada.
Reyhan:Sana kaptırdım ve aşığım. Bunu kaybetmek istemiyorum. Ben

aşkı çok zor bulurum. buldum ve kaybetmekten korkuyorum belki

  1. Bertan: Korkun bu değil
    Reyhan: Anlamadım.
    Bertan: Kesinlikle bu değil. Sen kendinle ilgili bir savunma yaratmışsın

sanırım. Hatalarının veya eksiklerinin nedenini yükleyecek birileri

veya bir şeyler oluyor. Örneğin:Hiç kendinde kötü bulduğun veya

bir veya birkaç arkadaşından duyduğun kötü bir yanın var mı?
Reyhan: Şu an aklıma gelmiyor.
Bertan:  Düşün biraz. Örneğin benim arakdaşlarım çok ağresif olduğumu

söylerler ben kabul etmezdim ama düşündüm öyleymişim.

Konuştum onlarla. Frenlemeye çalışıyorum kendimi.
Reyhan: Tepkilerin sert ve kırıcı oluyor bence
Bertan:  Ben sana örmek veriyorum beni eleştir demiyorum. Kendinde

böyle bir durumlar varmı ara diye
Reyhan: Senin söylemek istediğin bişey var? söyle de ben de düşüneyim.

Ben de kendimi eleştiririm, düzeltmeye çalışırım. benim bildiğim

ben de aceleciyim, paniğim.Ben de sakin olmaya çalışıyorum
Bertan:  Aceleci ve panik olmak mı? Sadece bunlar mı sende bulduğum?

Epey bir düşün bakalım. Bu arada aklına gelirse benim içinde

birşeyler düşün. Kötü yanlarımı yaz çekinme
Reyhan: çoook mu var? ne yapıyorsam içimde kötü niyet yok. Bunu

biliyorum.
Bertan: Umarım yoktur aşkım. Ama şunu bil. İçinde olanlara ters

konuşmalar yapma sonra çelişkiler yumağında kalırsın.

Konuştuklarınla düşüncelerin zıt olmasın.

Reyhan: Aşkım sen beni tam tanımıyorsun, belki de ben tanıtamadım. Ben

deli doluyumdur.Çocuk gibiyimdir. Bir bakarsın hoplayıp zıplamak

isterim bir bakarsın sakin sakin sana sarılıp hiçbişey yapmadan

oturmak isterim. Bir anda başka bir fikre kapılabilirim. Bu,hep

hopidi hopidi gezmek isterim demek değildir. Daha çok beraber

oldukça görüp, tanıyacaksın.Herşeyden çok sevgini görmek ve

göstermek isterim.Sıcaklığını ve içtenliğini hissetmeyi beklerim.
Bertan: Bak aşkım halen hayal dünyasından laflar ediyorsun. Ben sana ne

diyorum ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. Sen ne

derdindesin ben ne derdindeyim? seni çok seviyorum hayatım.

Ama senin düşündüğün gibi olmaz bu iş. Karşılklı güven dediğin

şey bu değil. Seni seviyorum aşkımcımcım balımcımcım değil.
Reyhan: İşte ben de onu diyorum. Bir anda çok gezmek isteyebilir, bir

anda evde oturmak isteyebilirim.Ben anlık değişirim. Ama

bundan rahatsız olduğumdan değil,ortama kolay adapte

olduğumdan

Bertan:  Ben yemeğe çıkıyorum balım. Öptüm seni. Seviyorum seni
Reyhan: Ben de öptüm canım

 

Adeta donup kaldım. Adam aynen benim Reyhan’a daha önce söylediklerimi düşünüyordu. Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün derken, beraberliğin aşkım, canım, balım demek olmadığını ısrarla anlatmaya çalışıyordu. Bizim kızsa doğru algılayamıyordu. Adam sözlerinle davranışların uyuşmuyor derken kıza güvensizliğine de aslında değiniyordu. Ama kızın verdiği cevaplardan hiçbir şey anlamadığını görünce, yemek bahanesi ile kaçıyordu. Konuyu uzatmak istememişti. Çünkü sonuca ulaşacağına inanmıyordu. Bana sürekli aşkım demek yerine beni tanımaya çalış,kendini de doğru tanıt diyordu. Reyhan ise, adamın söylediklerini anlamadığı için bambaşka cevaplar veriyordu. Reyhan’ı duygu dünyasından çıkarıp gerçeklerle buluşturmak ve doğru dinlemeyi öğretmek gerekiyordu.

 

Reyhan’da bir çok danışanım gibi doğru evlilik yapmayı bilmeyenlerdi. Ama bilmediğini bilmek erdemine sahipti. Bu yüzden doğrusunu yapmış ve uzmanla çalışmaya başlamıştı. Okuduğum bu konuşma benim için çok faydalı olmuştu. Evet fotograflarda gördüğüm adam beni yanıltmamıştı. Ancak, Reyhan yanılıyordu. Adamı henüz benim kadar bile tanıyamamıştı. O gün Reyhan aradığında tespitlerimi söylemeye karar verirken, birkaç ay önce yaptırdığım bir araştırmayı hatırladım. Araştırmanın sonucunda çıkan sonuç kokunçtu. Evlenmeyi Bilmiyoruz.

 

“Acaba biz evlenmeyi ne kadar biliyoruz? Evlilikte ne arıyoruz? Bir evliliğe ne verebiliriz?” sorularıyla yola çıktığımda gençlerin, evliliği maalesef bilmediklerini  birbirlerini gerçek anlamda tanımadan evlendiklerini görmüştüm. Sebebine gelince; kadınlar arasında her yüz gençten 87’sinin evliliğin saygı, sevgi temelinden önce kariyer, para, yakışıklılık, fiziksel özellikler, romantizm, sosyal hayat gibi değerlere dayandırdıklarını görmüştüm. Sonuç olarak, evliliğe bakışları gezelim, eğlenelim, bir de cinsel hayat… Yani evliliği “gezelim eğlenelim, sevişelim” diye görüyorlardı. Tabii evlilik bu değil. Evlilikle ilgili gerçekçi değillerdi.

 

Erkekler cephesinde ki duruma gelince,pek çoğu “Evleneceğime inandığım kadınla karşılaşmadım” diyordu. “Evleneceğine inandığın kadın nasıldır?” sorusuna önce “sadık, güvenilir” diye cevap veriyor. Demek ki kadınların sadakatinden şüpheleri var ve hâlâ erkeklerimiz kafalarında, anne ve babalarının yaşadığı evliliği arıyorlar. Yani bilgisinin, kültürünün yanında ev işini yapan, erkeğini yücelten, erkeğini biraz pohpohlayan, erkeğine erkek olduğunu hissettirecek kadın arıyorlardı.

 

Sonuçlarda en çok gözüme çarpan “evlenememe sebebi” ne gelince,

Koca yakışıklı olacak, evi olacak, arabası olacak, kariyeri olacak, ailesi, kendisi görgülü olacak, gezmeyi sevecek, romantik olacak; anlayışlı, ilgili, olgun aynı zamanda çılgın olacak. Ve bu taleplerin karşılığında “Sen bu profildeki bir erkeğe ne vereceksin?” sorusuna hiçbiri cevap veremedi. Düşündükten sonra kimisi “Güzelliğim” cevabını verdi, kimisi “Beni hak edecek” dedi. Peki “Sende ne özellikler var?” dediğimde, kültürel özelliklerine baktığımda, içi boş vazo olduklarını gördüm. Üniversiteyi bitirmişler, master yapmışlar. Ama maalesef diplomayı duvara asmışlar. Genç kızların pek çoğunda o diplomayı geliştirecek genel kültür yok, hayat felsefesi ve amaçları yok. Evlilikte gerçekçi beklenti ve hedefleri yok. Baktığınızda beraberlikleri 1.5 ile 3 yıl arasında sürüyor. İlişkinin bitme nedenini sorduğumda ise “Aşkı tükettik, buraya kadarmış” gibi cevaplar almıştık. Bekar kadınlar “doğru adam” diye bir şey arıyordu. Doğru adam yoktur, doğru evlilik biçimi, doğru davranış biçimi vardır.

 

 

Flört dönemini, “Bu adam kimdir ? Hayalleri nedir? Nasıl bir aile yapısı var? Ebeveynleri nasıl bir gelin hayal ediyor? Hırsları neler? Hayalindeki kadın nasıl biri? Zor koşullarda, sıkıntılı dönemleri karşılamada yeterliliği nedir? Saygısını hangi durumlarda kaybeder?” gibi sorulara cevap aramak yerine “Hangi sinemaya, hangi kafeye gidelim? Ne giysem acaba? Bugün beni niye aramadı? Niye mesajıma cevap vermedi?” gibi gereksiz sorulara cevap bulmakla geçiriyorlar. Bu durumda yapılacak evlilik, her zaman risk altındadır. “Evlenmek için sadece sevgi yeter” cevabını verenlerin ise sömürülmeye açık, evlendiğinde maddi manevi tüm yükü çekecek, karşılığında sürekli eleştirilecek gençler olduğu ortaya çıkmıştı.

 

Sonuçları gördüğümde, zengin koca saplantısı yıkılmalı diye düşünmüştüm. Neden böyle düşünüyorlar diye soguladığımda, annelerinin etkili olduğunu görüyordum. Evleneceği erkeğin maddi durumunu ilk sıralara koymasının nedenini sorduğumuzda annelerin “Ben çok çektim sen de çekme, ben aybaşını zor getirdim, zengin bir koca bul hayatını kurtar” gibi telkinlerde bulunduklarını görüyorduk. Annelerin empoze ettiği “Zengin bir koca bulmalısın” ilkesini yıkarken zorlanmam ise ayrı bir sorun olarak karşıma çıkıyordu.

 

Tabii ki televizyonda rating rekorları kıran bazı dizilerinde gençlerin yanlış arayışlarına neden olduğunu tespit etmiştim. Hatta bir tanesinde genç ve yakışıklı Holding patronları, yanlarında çalışan kadınlarla beraberlikler yaşıyorlardı. İlk bakışta aşk olarak yansıtılan bu beraberlikler aslında toplumumuz geleneklerine aykırı değil miydi? Patronun yanında çalışanlar ailesi gibi olmalıdır. Ablasından veya  bacısından öte gözle bakılması toplum tarafından hoş görülmez. Bu diziyi izleyen bir çok genç, izlerken ‘böyle bir patron ile çalışsam da evlensem’ hayaline girerek ahlak çöküntüsü yaşayabilirdi. Öte yandan iş yeri sahiplerini de ‘çalışanına asılan’ veya ‘patrona güvenerek kızımızı emanet edemeyiz’ konumuna getiren bu ve benzeri dizilerin zararı ortadaydı. Medeniyet adı altında ahlaksızlık pazarlanmasının sonuçları ailelerin veya beraberliklerin yanlış kararlar sonucu zarar görmesine neden olmaktadır.

 

Öte yandan, kadınlar en çok nerede hata yapıyor? Sorusuna gelen evaplar ilginçti.

Kadın her an eşinden gördüğü ilginin kesintisiz uygulanmasını istiyordu. Anlayış, kesintisiz romantizm ve ilgi beklentisi vardı. Erkeğin ise tam tersi kadından ve evlilikten fazla bir beklentisi yoktu. “Beni mutlu etsin, huzur versin, yeter” diyordu. “Parası olsun, evi olsun” demiyordu.

 

Reyhan’ıda doğru evlilik kararı alma konusunda bilgilendirmek için hafta sonu seansa geldiğinde epey konuşmuştum. Ancak bilgiler adeta bir kulağından girip, öteki kulağından çıkmıştı. Fazla üstelememiştim. Seyahat dönüşü tekrar konuşurum diye düşünüyordum.

 

O hafta sonu Ankara’ya gittiği için görüşememiştik. En azından bir ara mesaj atıp beni bilgilendirir diye düşünmüştüm. Yanıldım. Aramadı. Haber vermedi. Belki de hiç imkanı olamamıştı.

 

Haftaya Reyhan’dan gelen maille başladım. Mailde;

      

 

Tatilim çok güzel geçti. Uçakta sorun olabilecek bir dikkatsizlik yaptım. Dönüşte, uçak geç kalktı. Beklerken yolcularla konuşuyorduk. Yerimize oturunca da konuştuklarımdan biri ile yan yana oturduk. Kalkarken ve inerken yarım saat uçakta bekledik. Bu sırada laf lafı açtı ve yanımdaki oturan bey  kuzenimle  aynı üniversiteden sınıf arkadaşı çıktı. Otoparkta arabası olduğunu ve  beni gece 00:30 da İstanbul’a ineceğimiz için geç oldu diye rahatsız olmazsam müsait bir yere kadar bırakabileceğini söyledi. Konuşmalarımızda da Levent’de oturduğunu ve benim de Gayrettepe’de oturduğumu konuşmuştuk. Ben de yağmur ve yorgunluktan olur dedim. Bıraktığı için teşekkür olsun diye kartvizitimi verdim. Ama eve gelince, kartvizitimde kullanmadığım hattımın numarasının yazdığını hatırladım. Üstelik bu tatilde o hattı kullansın diye sevgilime vermiştim.

Gece bana uygunsuz bir mesaj atarsa ya da ararsa diye çok kortum. Kötü niyetim yoktu. Hatta uçak inince sevgilimi aradım eve gidiyorum dedim. Eve gelince geldim diye haber verdim. O sormadı nasıl gittin diye ben de söylemedim. Şimdi ne olur ne olmaz diye bu olayı anlatsam mı yoksa kadere bırakıp hiçbir şey yapmasam mı? Birşey olursa mı anlatsam  ya da konu açılıpta eve nasıl gittin derse ne diyeyim?

 

Diye yazıyordu. Reyhan’ın davranış yanlışları, düşünmeden aldığı kararlar artık iyice çığırından çıkmıştı. Beraber olduğumuz erkeğin hassasiyetlerini bilyorsak ve bile bile dikkatsizlik yapıyorsak, çare aramadan önce kendimizi kontrol etme becerimizi geliştirmeliyiz. Üstelik, hiç tanımadığın sadece kuzeninin sınıf arkadaşı diye güvenerek arabasına binerek kendi can güvenliğini de riske atmamış mıydı? Adamın ahlakı alnında mı yazıyordu? O adam olmasa havalimanında mı kalacaktın? Taksi bulamayacak mıydın? Ha, taksi parasını vermeyip bedava gideceğini düşündüysen, hayatın bu kadar ucuz mu? Gibi bir sürü soru kafamda dolaşmaya başlamıştı. Bu hanıma kızmaya başlamıştım. Seyahatini merak ederken ne duyuyordum?

 

Telefonu elime alıp mesaj bölümünü açtım. Arayıp, konuşursam kalbini kırabilirdim. Bana ne diyemeyecek kadar danışanlarımı sahiplenmekten bazen kendimi yıprattığımın farkındaydım. Bu yönümü düzeltebilirdim. Ama o zaman mesleğimin güzel yanı da körelirdi. Mesajı yazmadan önce bir an düşündüm. Sadece kısa zamanda yapması gerekenleri önermeliydim. Aksi taktirde, işler arapsaçına dönebilirdi. En acil sorun ise Bertan’ın kullandığı o malum telefon numarasına adamdan mesaj veya telefon gelmesinin önüne geçmek olmalıydı. Bu konu Bertan’dan gizlenmemeliydi. Aksi taktirde karşımızdakinden beklediğimiz dürüstlük ve paylaşımı önce biz yıkmış olurduk. Ne var ki, yanlış algılamaların önüne de geçmek gerekirdi. Bu yüzden mesaja;

 

  • O adama mail at ve telefon numarasını senin kullanmadığını, bu yüzden aramamasını rica et. Ardından da işlerinde ve hayatta başarılar dileyen dileklerini yaz. Üç cümleyi geçmesin. Roman gibi yazıp ümit verme sakın

 

Diye yazdım. İletildi raporu gelince bir an için rahatladım. Ancak Reyhan aradığında öncelikle bu yanlış davranışının üstünde durmalıyım diye düşündüm. Yaklaşık beş dakika sonra Reyhan’dan gelen mesajda;

 

  • Adama mail attım. Diye yazıyordu. Beni arayamamıştı. Ya çalışıyordu. Ya da kızdığımı anlamış, sakinleşmemi bekliyordu. Akşam üstüne doğru aradığında ilk sözü;
  • Kusura bakmayın İnci hanım. Sizi kızdırdım. Diye olmuştu.
  • Evet kızdırdın. Hem beraber olduğun insanla ciddi niyetli olduğunu söyleyip, hem de böylesine duyarsız karar alman beni rahatsız etti dediğimde,
  • Aslında kapımın önüne kadar götürülmek avantajlı gibi gelmişti cevabı ile yeniden öfkelendiğimi hatırlıyorum.
  • Reyhaaaan, taksilerde kapının önüne kadar, üstelik güvenle götürüyor. Dürüst ol. Adam ilgini çekti dedim.

Birkaç saniye sustu. Bunu ilk kez yapıyordu. Ardından;

 

  • Sohbeti evet. Ama kendi değil diyerek, pişman çocuklar gibi konuşmasını sürdürdü.

Akşam eve geldiğinde Bertan’a haksızlık yaptığına dair zaten pişman olmuştu. Çünkü, adamın bu konulardaki hassasiyetini iyi biliyordu. Üstelik, problem yaşamakta istemiyordu. Bir yandan da eve nasıl gittiğini sormaması Reyhan’ı rahatsız ettiğinden kendini bu yolla haklı çıkarmaya çalışıyordu.

 

  • Senin eve nasıl gittiğini sormaması, Bertan’ın hassasiyetlerini ezmek anlamına gelir mi? Diye sorduğumda,
  • Galiba kendimi haklı çıkarmaya çalışıyorum İnci hanım. Bu problem ile uğraşmaktan, bunu konuşmaktan seyahatimi bile anlatamadım. Çok güzeldi yaaaaaaaa. Dediğinde, aslında konuyu kapatmaya çalışıyordu.
  • Hiç anlamam küçük hanım, bu konuyu konuşup karara bağlamadan kesinlikle seyahatini dinlemeyeceğim. Şimdi söyle bakalım. Bertan’a bu durumu nasıl anlatmayı planlıyorsun?
  • Ne anlatması?
  • Anlatmayacak mısın?
  • Tabii ki anlatmayacağım. Problem istemiyorum.
  • Oh ne ala. Yap. Et. Sonrada gizle. Ama karşındaki senden bir şey gizlemeye çalışırsa küplere binersin.
  • Sanki gizlemiyor mu?
  • Ama beraberlikte önce sen kendine dürüst ol. Ardından, karşındaki dürüst olmazsa o zaman kararlarını hiçbir vicdan azabı olmadan rahatlıkla verebilirsin.
  • Öyle mi yapmalyım? Anlatmalı mıyım?
  • Ancak uygun zamanda uygun bir dille anlatırsan, ardından da sana anlatarak yanımda olmadığın zamanlarda yaptığım hataları da açıkça söylerek tam anlamı ile dürüst olmak istiyorum demelisin.
  • Yarın bir gün ya bunu konu yapıp, rahatsızlık çıkarırsa?
  • O zamanda sana hatalarımı senin görmen, bilmen mümkün olmadığı halde açıkça dile getiriyorsam sende bunun karşılığını bana vermelisin. Anlayışlı olmaya mecbursun diye cevap verirsin. Ancak, Bertan’ın bunu konu yapacağını sanmıyorum. Eski evliliğini bile konu yapmıyor ki.
  • Onu benden iyi tanıyor gibisiniz.
  • Yoo hayır, sadece tepkilerini tahmin edebiliyorum. Öyle olmasa sana olduğun gibi görün diye bas bas bağırmazdı.
  • Ay alemsiniz. Ama haklısınız.
  • Hatırladın mı gitmeden önce sana dürüst olmanı beklediğini söylüyordu. Sen ona istediğini ver. Beğenmezse o artık onun problemi olur. Hem de bu sözlerini ona hatırlatma imkanı bulursun. Beraberliklerde iki kişinin beklentileri arasında çelişki varsa bunun orta yolunu bulmaya çalışmak nafiledir. Örneğin; sen kıskançsın ama beraber olduğun kişi kıskanç bir kişi istemiyor. Bu durumda yapılması gereken ya sen kıskançlığını törpüleyeceksin ya da terk edeceksin. O benim kıskançlığıma ayak uydursun diyorsan yanılırsın. Çünkü o sende var olan bir özelliği olan insanla beraber olmak istemediğini söylüyor. Sense bendeki özelliği kabul etsin, uyum sağlasın, değişsin diye talepte bulunmuş oluyorsun. Bu yüzden anlamsız çatışmalari tartışmalar yaşamak yerine onun beraber olabilceği insanda kesinlikle istemediği özelliğimden kurtulabilir miyim yoksa kurtulmayı istemiyorum mu diye kendine sormalısın. Eğer kurtulmayı istemiyorsan o zaman zaten gerçek anlamda o kişiyide istemiyorsun demektir. Bırakır ve geleceğe bakarsın.

 

Beraberliklerde önemli olan önce kendimizi iyi tanımak ve nelerden vazgeçemeyeceğimize önceden karar verebilmektir. Sürekli benimle olsun, her şeyi sadece benimle yaşasın diye beklentin varsa, çok fazla gezen, arkadaşlarına vakit ayırmayı çok fazla seven, erkek erkeğe muhabetlere bayılan erkekten uzak duracaksın. Aksi taktirde problem yaşarsın. Biz birbirimizi seviyoruz. Her zorluğun üstesinden geliriz diye düşünmek kişiyi ileride yanıltabilir. Önce sen kendinde neleri değiştirebilir, neleri olmazsa olmaz olarak görebilirsin ona karar verip, o yolda uygun olan kişi ile beraber olmalısın. Karşımdaki kişi değişsin diye baklemek hatadır. Bu yüzden beraberliğin ilk günlerinden itibaren birbirinizi iyice tanımaya gayret göstermenizi öneriyoruz.

 

Şimdi Bertan’a baktığımızda dürüst olmayan insanı istemediğini en başından söyledi. Sende dürüst olarak anlatabileceksen bu adamla beraber ol yoksa şimdiden terk et. Oturup bunu nasıl gizlerim diye düşünmek beraberliğine ve o kişiye yapacağın haksızlık olur.

 

  • Hiç bu açıdan bakmamıştım İnci hanım. Haklısınız. Ama kafam çok karıştı.
  • Karışması normal. Gerçeklerle yüzleşiyorsun.
  • Hem o hemde geçmiş ilişkilerim, evliliğim bir anda gözümde canlandı. Kendimi hep haklı görürdüm. Buna benzer davranışlar benim için normal ve sıradandı. Oysa, terk edilirken karşımdaki kişi bunları benim önüme koyduğunda haksızlığa uğradığımı düşünür, üzülürdüm. Asıl ben onları üzmüşüm.
  • Önemli olan zararın neresinden dönersek faydasının olacağını bilmektir. Şimdi biz üstümüze düşeni yapalım. Ondan sonra problem olursa kararlarımızı sağlıklı alabiliriz.
  • Bugün kesinlikle konuşacağım. Söz veriyorum.
  • Eee gezdin. Dolaştın. Yediğin içtiğin senin olsun yaşadıklarını anlat bakalım.
  • Seyahatim muhteşem geçti. Bertan beni çok güzel ağırladı. Teyzesine, agabeyine ve bazı akrabalarına ziyarete gittik. Hepsi çok sıcak karşıladı. Sanki bende aileden birymişim, sanki Bertan’ın nişanlısıy mışım gibi yakındılar. Bertan’a evlilik konusunu açmadıkça problem yaşamıyoruz artık. Bunu iyice anladım. Evlilik konusunu bende kafamda ertelesem mi diye düşünüyorum
  • Neden böyle düşünüyorsun?
  • Onunla yaşadığımız bu güzelliklerin bitmesinden, bozulmasından ve belki de kaybetmekten korkuyor olabilirim.
  • Seni anlıyorum. Ama bu şekilde düşünerek sadece erteleme yapıyorsun
  • Nasıl erteleme?
  • Günün birinde nasıl olsa gündeme gelecek olan konuyu ertelemeye,zaman kazanmaya çalışıyorsun.
  • Belki o zaman, belki ileride oda benimle evlenmek isteyebilir.
  • Ya istemezse?
  • O zamanda yaşanan güzel günler yanıma kar kalır.
  • Sen öyle zannet. Kendini kandır. İki günlük bir seyahat sonrası bile güzellikler bozulmasın diye, aile kurma isteğini ertelemeyi düşünüyorsan, zaman geçtikçe gel diyince gelir, git diyince gider hale dönersin. Şu an evliliği konuşmak için erken. Ama birkaç hafta içinde konuşacaksın küçük hanım.
  • Yapmayın İnci hanım. Kaybederim onu.
  • Hayır kaybetmeyeceksin. Kaybedersende üzülmeyeceksin. Merak etme.
  • Biliyor musunuz? Annemden beri bana ilk defa anne olabilen ilk kişisiniz.
  • Ne mutlu bana. Doğurmadan evlat sahibi olmanın güzelliğini bana yaşatıyorsunuz. Bu sorumluluk karşısında, hiç kimsenin evlatlarımı üzmesini istemiyorum. Gereken yapılmalı. Sen bana bırak. Dediklerimi uygula yeter. Seyahatinde harcamaları kim yaptı?
  • Bertan yaptı.
  • Aferin ona. Hem para vermeyeceksin, hem de ayağına kadını çağıracaksın. Hiç sevmem. Üstelik evlenme niyetini de ertelediğini, konuşmak istemediğini söyleyeceksin.
  • Anlamadım. Benim gitmemde sakınca mı var?
  • Esas konu bu zaten. İlk günleri düşündüğünde sen mi gidiyordun?
  • Hayır. Hep o geliyordu.
  • Şimdi neden gelmiyor?
  • Fazla masraf oluyormuş. Dengeyi koruyalım dedi.
  • Baak sen. Kadının masrafını karşılamaktan aciz. Ama evlilik konusunda ahkam kesiyor. Benim bildiğim kadarı ile bu adamın kenarda birikmişi de var. Üstelik, onun dediği yoldan bile gitsek yine bir şeyler yerine oturmuyor.
  • Neden?
  • Biraz düşünelim. İlk günlerde sürekli o geldi. Üstelik evlenmekte istiyordu. Sonra senin sürpriz yapmak için o davet etmeden yaptığın ilk ziyaret sonrası evlilikle ilgili düşünceleri değişti. Sen hiç gitmesen, bu adam gelmeye devam etmeyecek miydi? Evlenme isteğini dile getirip, yakınlarına bile o günlerde bunu açıklayan adam, sen gitmesen fikrinden mi cayacaktı? Hayır. Bence tam tersi. Şu an evlenmiştiniz.
  • Yani ben ona gittim diye mi benimle evlenmiyor.
  • Hayır. Sen onun kafasındaki düzeni değiştirdin. İyi niyetle ona gittin. Ama ona geleck ile ilgili geniş ve rahat düşünmesini de verdin. Seninle beraberliğini kendi istediği zamana kadar yayabilme şansını yakaladı.
  • Anlayamıyorum.
  • Sana geliyordu. Emek veriyordu. Emeğinin karşılığını evlilik olarak alacaktı. Şimdi emek vermiyor. Karşılıkta olmayacak.
  • Ama oda 15 günde bir geliyor.
  • Gelirken uçak parasını sen çekiyorsun.
  • Aramızda para konusu yok ki.
  • Anlamadım. Nasıl yok?
  • Yani onun parası veya benim param fark etmez.
  • Oh ne ala. O zaman uçak paralarını o çeksin. Adamın parası olmasa anlarım. Ama var. Üstelik ilk zamanlar senden hiç para talep etmiyordu. Ondan bundan borç alarak mı yanına geliyordu?
  • Daha ne? Sen parasını verdikten sonra gelecekse gelmesin. Bugünden tezi yok. Bu durumu değiştireceğiz. İlk günlere geri dönüş yapmanı istiyorum.
  • Çok zor olacak.
  • Hayır hiç de değil. Aslında onun kafasındaki sorularada cevap vermiş olacaksın.
  • Bu cevap uçak biletini almayınca mı verilecek?
  • Beraberliklerde problemler ayrıntılarda gizlidir. Onu bulduktan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Adam aslında seninle evlenmeyi düşünmüş. Sen bu düşüncesini iyi niyetinle yaptığın yanlış davranışlarla değiştirmişsin.
  • Benim dürüst olmadığımı düşünmüyor mu? Esas problem bu değil mi?
  • Dürüstlük buzdağının üst kısmı. Alt tarafa indiğimizde ise onda bu düşünceyi uyandıran senin davranış yanlışın var.
  • Biz evlenecek miyiz gerçekten?
  • Sen kafanda ertelemeyi düşünüyorsun ya. Bu yüzden bu soruyu cevaplandırmayacağm.
  • Yapmayın. Ne olur İnci hanım;? Meraktan çıldıracağım.
  • Kudur o zaman. Yap. Et. Ondan sonra çıldıracağım de. Üstelik benimle de savaşıyorsun.
  • Tamam. Ne yapayım şimdi? Bari şu andan itibaren yanlış yapmayayım.

 

O gün telefon görüşmemiz bir buçuk saaten fazla sürmüştü. Telefonu kapattığımda beynimde sanki binlerce karınca dolaşıyordu. Kulağım kıpkırmızı olmuştu. Eşimin;

 

  • Kendi rekorunu kırdın. Sözü üzerine biraz olsun kendime geldim.
  • Ne rekoru tatlım?
  • Önceki rekorun tek kişi ile kırk dakikaydı. Münevveri hatırlamadın mı?
  • Ah evet. Nasıl unuturum? Dakikalar boyu telefonda tartışmıştık.
  • Ama bu telefon onu geçti. Sanırım bu rekor kolay kolayda kırılamaz. Seni arayıp bulamayan diğer danışanların benim telefondan ulaşmaya çalıştı. Haberin olsun.
  • Biraz kafamı rahatlatayım. Ondan sonra arayanlara tek tek geri dönerim.
  • Reyhan çok direniyordu. Ama pes etti sanırım. Seni çok yordu. Bu yüzden ona kızmadımda değil. Bir an kapat o telefonu diyecektim. Kendimi tuttum. Bundan sonra bu kadar uzun telefon istemiyorum. Haberin olsun. Karımı sokakta bulmadım. Bu kadar yorulmasını istemiyorum.
  • Beni annesi gibi görüyor hayatım. Onun hayatındaki gerçekleri görüp söylememek vicdanımıda rahatsız ediyordu.
  • Seni anlıyorum tatlım. Sağlam bir aile kurmasını istiyorsun. Sen gerekeni fazlası ile yaptın. Bundan sonrası ona kalmış.
  • Tabiî ki. Artık rahatım. Hayat onun. Karar onun. Ben üstüme düşeni yapar, öneririm. Uygulamak onun bileceği iş. Yemek yemiyor muyuz?
  • Hah şimdi kendine geldin. Güzel bir yemek yiyelim. Ardından danışanların seni bekliyor olacak.

 

O gün diğer görüşmeler Reyhan’a göre daha sakin ve daha verimli geçmişti. Ama kafamda sürekli Reyhan’ın gerçekleri görmekten kaçan yaklaşımı vardı. Rahatsız oluyordum. Bu gidişle mutlu beraberlik yaşayamayacak endişesi duyuyordum.  .

 

Akşam üstüne doğru telefonuma Reyhan’dan gelen mesaj beni biraz olsun rahatlatmıştı. Mesajda;

 

Benim güveneceğim babam da yok, annem de..kardeşim benden de iyi niyetli, duygusal….Siz beni duygularıma yenilmeden güçlü yapacaksınız. Buna güveniyorum ve bunun için elimden geleni yapacağım. Teşekkür ederim. Yazıyordu. Anlamıştı. Gerçekleri biraz olsun görmeye başlamıştı. Sevinçle eşime seslendim;

 

  • Başardık.
  • Ne oldu? Neyi başardık hayatım?
  • Reyhan konuşmalarımızı düşünüp doğruyu görmeye başlamış. Mesaj geldi şimdi.
  • Ama sen hala orada mısın?
  • Artık değilim merak etme. Biliyorum benim üzülmemi hiç istemiyorsun. Ama bazen danışanların gerçekleri görmemesi beni kahrediyor. Bana ne diyemiyorum.
  • Birazdan eve giderken sana sahilde çay ısmarlamak istiyorum. Kabul eder misin?
  • Çok iyi olur. Seninle olduktan sonra çay içmek dünyanın en güzel keyfi haline dönüşüyor.

 

Birkaç gün sonra Reyhan’ın ofise gelerek benimle görüşmesi gerekiyordu. O güne kadar gün içinde telefon görüşmelerimizi yapmış ama savaşır gibi tartışmamıza hiç değinmemiştik. Bertan ile gün içinde sık sık internet ortamında ve telefonla görüşüyorlar, ancak geleceğe dair hiçbir konuşma yapmıyorlardı. Reyhan ile yüz yüze görüşene kadar daha fazla üstüne gitmek istemedim.

 

Görüşme günümüz doğum günüme denk geliyordu. Gündüz çalışacaktım. Eşimin bana yapabileceği sürprizi sık sık düşünüyordum. Yıllar geçmesine rağmen her doğum günümüzde beni şaşırtan hazırlıklar yapmasını sevinç, merak ve hayretle bekler olmuştum. Bunca yıldır bu kadar değişik kutlamayı nasıl buluyor, nasıl hissettirmeden organize ediyor diye düşünür olmuştum. Ama bu yıl gündüz çalışacağım için kendine kısıtlı zaman kalacaktı.

 

Sabah gözlerimi açtığımda onu her zamankinden farklı olarak yatağın kenarına, yanıma oturmuş beni seyrederken buldum. Ne kadar zamandır orada oturduğunu bilmiyordum. Giyinmiş, süslenmişti. Uyandığımı görünce;

 

  • Mutlu yıllar aşkım. İyi ki doğdun diyerek alnıma kondurduğu öpücük kendimi kraliçe gibi hissetmeme neden olmuştu.
  • Ne kadar zamandır yanımda oturuyorsun? Hiç duymamışım dediğimde;
  • Özellikle uyanmaman için çabaladım. Sessizce kalkıp çayı koydum. Hep sen kahvaltı hazırlayacak değilsin ya. Giyinince de uyanmanı beklemek için yanına oturdum. Seni seyrettim diyince,
  • Dünyanın en tatlı kocasına karısı aşık cevabı bile ona olan sevgimi anlatmaya az kalıyordu. Öyle sevgi dolu öyle benim gözlerimden bakıyordu ki, bu bakışlara karşılık ne yapsam az diye düşünür olmuştum.

 

 

 

 

 

Ofise geçtikten sonra bile onca işimin arasında kendimi kundakta bebek gibi hissetmemi sağlayan tüm davranışları muhteşemdi. Sanki benim doğum günüm onun sevinç günüydü. Ne alınan hediye, ne yenilen yemekler önemli. Önemli olan eşinizin size ne hissettirdiğidir.

O gün kendimi şımarık, olgun, çocuk, kadın kısaca ne kadar duygu yükü varsa hepsini aşkla dolmuş olarak hissediyordum.  Aklına koyduğunu kesinlikle yapan bir adamın karısı olmak buydu işte.

 

Akşam üstü Reyhan elinde ufak bir paket ile geldi. Kapıdan girdiğinde neşe içinde;

 

  • Doğum günün kutlu olsunnnn diye seslenirken, pasta paketini bekleme bölümündeki masanın üstüne koydu. Şaşırmıştım. Danışanlarımdan bilenleri, dostlar ve arkadaşlar arayıp kutlarlar ancak pasta getireni ilk kez görüyordum. Nezaketi hoşuma gitmişti.
  • Çok zarif bir davranış. Teşekkür ediyorum Reyhan dediğimde,
  • Aslında önceden eşinizi arayıp konuştum. Akşama sizi muhteşem bir gece beklediğini öğrendiğim için küçük bir pasta da benden olsun istedim.
  • Baak sen. Demek eşimin hazırlıklarını biliyorsun.
  • Çok güzel. Umarım Bertan’d bana benzer sürprizler yapar.
  • Ne yapmış benim adam? Anlatsana
  • Kesinlikle olmaz. Tadı kaçar. Hem şurada kaç saat kaldı ki? Biraz sabır.
  • Eh sende benim elime düşersin bir gün. Şaka şaka. Aslında meraktan çatlıyorum. Ama beklemekte ayrı güzel. Şimdi söyle bakalım Bertan ile konuştun mu? O uçak meselesini anlatıp anlatmamaya karar verdin mi?
  • Anlattım bile.
  • Öyle mi? Ne oldu? Ne tepki verdi?
  • Beni şaşırttı. Hiç beklemediğim olgunlukta karşıladı. Ona ilk olarak, hayatım sana anlatmasam dürüstlüğümden şüphe ederdim. Aslında bunu anlatarak sana değil beraberliğime karşı dürüst olmak istiyorum. Çünkü birlikteliğimize saygı duyuyorum dedim. Meraklandı. Dinleyince, ‘bende önemli bir şey oldu sandım. Sana güveniyorum. Anlattığın için ise teşekkür ederim dedi.
  • Gördün mü bak hem rahatladın hem de vicdanın rahat oldu. Bir taşla iki kuş vurmuş oldun..
  • Evet ya. Boşuna endişe etmişim. Kafamda sorular dönüp durmuş. Halbuki doğru iletşim kurarak problemleri aşabildiğimizi ve anlaşabildiğimizi gördüm. Bunun dışında bugün kafamda bir sürü soru ile geldim. Çünkü siz bana galiba beni gösterdiniz.
  • Ne gibi sorular?

. Ben Bertan’a kendimi farklı mı gösteriyorum. Çok fazla ev işi yapmayı sevmem ama bunu abartılı mı gösteriyorum? Sanki evlenince hiçbişey yapmayacakmışım gibi mi davranıyorum.? Eski eşim bana

– ‘’ben bakılmak için evlendim’’ dediği için tekrar yaşarım korkusundan mı acaba? Evlenince evin idaresinin her erkek eşte olmasını ister.Ama ben sanki bunu yapamayacakmışım gİbİ mi davranıyorum?

Ne bileyim İst’a gelişlerinde sadece 1 kere yemek yaptım. O da beraber yaptık. O balkonu vileda ile silerken ben espiri olsun diye;

-Ben hiç elime almadım derken korkutmuş olabilir miyim?

İş çıkışı erkek gibi biR yerlere gidiyorum. Vaktimin çoğunu dışarıda geçiriyorum. Yazın eve hiç uğramadım. Kışın havalar soğuk diye biraz daha evin yolunu tutmaya çalıştım. Kendimi dinlesem. Evi toplasam. Temizlikçi çağıracağıma vaktim bol kendi temizliğimi kendim mi yapsam?

Dışarıda yemek yiyeceğime evde haftada 1 de olsa yemek mi yapsam.?

Kendimi değiştirmeye çalışsam mı? Bertan için değil kendim için evimi sevmeye, yalnızlığın tadını çıkarmaya, oraya buraya saldırmadan biraz daha sakin olmaya mı çalışsam?

Bunları yapmak benim için çok zor. Ama kendimi değiştirmeli miyim? En başta yalnızlıktan sıkılıyorum. Daha çok kendime yatırım yapıp , evdeki fazlalıkları kaldırıp ruhumu dinlendirsem mi?

Bunları yapmayı istiyorum ama harekete geçmek için ne yapmalıyım bilemiyorum?

 

  • Bitti mi Reyhan?
  • Ah evet şimdilik bitti. Çok soru oldu galiba.
  • Aslında soruyuda sordun. Cevabıda kendin verdin.
  • Öyle mi? Hiç farkında değilim. Ne dedim?
  • Aslında yalnızlıktan sıkılıyorum dedin.
  • Çok sıkılıyorum.
  • Yalnızlıktan sıkıldığın için Bertan’ıda kaybetmemek istiyorsun değil mi?
  • Galiba bazen öyle olabilir.
  • Ev demek huzur demektir. Sana özel yaşama alanı demektir. Ama evden kaçmak evinde mutlu olamayanların davranış şeklidir. Sen eve gitmemek için bahaneler üretiyorsun değil mi?
  • Özellikle yazın. Deminde aktardığım gibi, yaz geldi mi eve girmek bilmiyorum. Orası senin burası benim geziyorum.
  • Aferin sana. Ondan sonra evlenince adam yemek beğenmiyor. Halbu ki onun için pişiriyorum dersin. Adam senin acemi yemeklerini ne yapsın? Zaten tek başına yaşıyor? Sen ona ne vereceksin?
  • Dışarıda yeriz filan diye düşünüyordum.
  • Gözlerim doldu. Üstelik evde yemek yemenin keyfi farklı olur. Biraz yemek çalışmalısın. Bunu adam için değil, kendin için başarmalısın. Hem bütçende rahatlar.
  • Temizliği de kendim mi yapsam?
  • O sana kalmış bir seçim. Yoruluyorsan, işe giderken yorgun olmana neden olacaksa eleman kullanabilirsin. Önemli olan neyi nasıl yaptığın değil, yapıp yapamadığındır. Unutma. Sonuç önemlidir. Senin yemeği hangi sıralama ile yaptığın değil, yapıp yapamadığının önemli olması gibi. Bertan ile nasıl evlendiğin değil, evlenmeyi isteyip istemediğin gibi.
  • Ah evet. Doğru söylüyorsunuz. Bu yüzden kararım evlenmeyi istemek oldu.
  • Güzel. O zaman nasıl adım atacağımıza karar verelim. Öncelikle bugünden itibaren onunla tanıştığın ilk günlerdeki haline geri dönmelisin. Ancak o günlerde sahte davrandıysan kesinlikle o günlere dönmemeni öneriyorum.
  • Kesinlikle değil. Sadece şu anda daha çok duygularımla karar veriyorum.
  • Hayır. Dengeli olmak zorundayız. İlk iş şu uçak bileti konusu olmalı. Bundan böyle parasını sen vermeyeceksin.
  • Ne derseniz o olacak.

 

O gün görüşmeden ayrıldığında daha rahat daha huzurlu görünüyordu. Bu görünüşü beni de mutlu etmişti. Bertan’ın ‘hayır’ demelerine ilk adımı ona biz ‘hayır’ diyerek atacaktık. Erkeğin kadının attığı her adıma ‘hayır’ demesinin meydana getirdiği iletişim problemlerine en güzel çözümlerden birini sunacaktık. Böylece Bertan’da nerede ne tepki vermesi gerektiğini görecek, daha sağlıklı kararlar alacaktı. Karar alma konusundaki zayıflığı aslında Bertan’ ada aile kurma yolunda engel oluyordu. Problem çözülünce evlilik kararını Reyhan’dan yana kullanıp kullanmayacağını merak eder olmuştum. Eşimin;

 

  • Haydi eve gitmiyor muyuz? Sorusu üzerine biraz şaşınlıkla,
  • Eve mi? Diye sordum. Çünkü hiçbir doğum günümü evde geçirtmemişti. Bu neydi?
  • Eve dedim. Her sene doğum gününü dışarıda kutlayacak değiliz ya. Bu senede evde baş başa geçirelim istiyorum. Ama yemekleri bugün ben yapacağım.
  • Yok istemem. Evimde yemekleri ben yaparım. Tamam toparlanayım. Çıkalım
  • Bozuldun mu?
  • Niye bozulayım? Baş başa olmaktan bozulduğumu hiç gördün mü?
  • Tabii ki hayır. Ama dışarıda bir şeyler yemek istiyorsan söyle. Yiyip öyle eve gidelim.
  • Ne münasebet? Evimi suyu mu çıktı? Hazırlarım bir şeyler.
  • Doğum günümde yemek pişirttirdi bu adam demiyesin sonra?
  • Niye diyeyim? Sen karını tanımıyor musun?
  • Ben sorayım da sonra söylemedi deme.
  • Demem derken toparlanmamı bitirmiş, kapıya yönelmiştim. Birlikte kapıya doğru yöneldiğimizde eşim tekrar,
  • Bak son kez soruyorum. Dışarıda yiyelim mi? Diyince,
  • Niye ısrar ediyorsun? Ben öyle bir şey istemiyorum. Sadece şaşkınım. İlk defa evde olalım dedinde.
  • Bu gece seninle baş başa kalıp sohbet etmek, seninle seni yaşamak istedim. Yanlış mı yaptm?
  • Yok canım. Haydi evimize gidelim diyerek elini tuttum.

 

Yol boyunca bana ısrarla iyi olup olmadığımı sormasına anlam verememiştim. İyi ama biraz yorgundum. Bu yorgunluğun üstüne yemek yapmak istemiyor olsam da eşim baş başa kalmak istiyordu. Onu da kırmak istemiyordum. Ayrıca onunla olduktan sonra ev olmuş, dışarısı olmuş fark etmiyordu.

 

Evin kapısına geldiğimizde burnuma mis gibi kokular gelmeye başlamıştı. Görevliler koku sıkmış olmalı diye düşündüm. Kapıyı açıp, içeri adım attığımda ayağıma yumuşak bir şeyler değdi. Biraz korkarak biraz merakla ışığı açtığımda adeta donup kaldım. Her yer çiçekler ve balonlar içindeydi. Rengarenk balonlar, mis gibi çiçek kokuları manzarası beni sevinçten uçuracak hale getirmişti.

 

Sevinçle boynuna atılırken;

  • Ne yaptın? Hangi arada derede yaptın? Utanmadan yemek pişireceğimi hissettirdin değil mi? Sorularının ardı arkası kesilmiyordu.
  • Mutlu yıllar yavrum derken sevincimi paylaşan eşimin ardından mutfağa yöneldiğimde önceden hazırlanmış şık sofrayı görerek ikinci kez şaşımıştım.

 

O gece de diğer doğum günlerim gibi muhteşem geçmişti. Sevdiğim adam beni mutlu eden bir çok şeyi önceden organize etmişti. Şaşırtıcı ama sakin geçen gece torunlarımıza anlatacağımız güzel anılarda ki yerini almıştı.

 

Ertesi gün Reyhan arayıp, hatırımı sormasını ardından heyecanla ve yine hiç durmadan konuşmaya başladığında;

 

  • Ben dün çok keyifliydim. Bertan’dan aldığım enerji içimi kıpır kıpr yaptı ..O kadar mutluluk bir yerde kopacaktı belliydi. Son noktada tam yatarken koptu. Sizinle konuştuktan sonra Bertan ile defalarca konuştuk, hep o aradı sanki doyamıyormuş gibi arayıp biraz konuşup kapattı. Galiba kendimi çekmemin etkisi oldu. Aslında bunu yaparken oyun oynamıyorm. İçimden gelmiyor. Yoksa siz bana kendini çek dememiştiniz. Haklıydınız. Duygularımı kontrol etmeliydim. Bunu uygulamaya başladım.
  • Etkisi olmaya başladı mı diye sorduğumda,
  • Hem de nasıl. Hiç yapmadığı şeyleri yapmaya başladı.
  • Ne gibi?
  • Abisindeyken internete girdi. Onu görünce çevrimiçi yapıp konuştum. Yine burada mısın dedi, ben de seni görünce girdim dedim. (İş yerinde facebook yasak olduğundan akşam giriyorum.) Facebook a bakıyordum. Seni msn de görünce ben de açtım dedim. Sen bana bakmak için mi girdin dedim. Neyse çok uzatmadık ve ekranı açıp yaklaşık 1 saat ağabeyi ve onu ekrandan görerek yazıştım Sanki hep beraber gibiydik. Evden çıkınca tekrar aradı ve ben de neden msn e girdiğimi söyledim.
  • Neden o konuya takılmış sordun mu?
  • Evet sordum.
  • Ne cevap verdi?
  • O da takılıyorum ama anladım beni görünce çevrimiçi yaptığını dedi ve benim de olsa ben de sabaha kadar girerim dedi. Konu kapandı. Dolmuşa bindi. İnince tekrar aradı. Ben de sizinle konuştuğumuz gibi, kendim için daha çok evde vakit geçirmek istediğimden, doyduğumdan, kendimi dinleyeceğimden bahsettim.
  • Ne tepki verdi?
  • Güzel olur dedi. Hoşuna gitti.Yapamazsın gibi birşey diyip bozmadı. Duymak istediğimi söyledi.  Eve gelince ben banyodayken aramış duymadım. Çıkınca da ben aradım o açmadı. Bu sefer o banyoya girmiş. Sonra aradı ve konuştuk. Saat 11 gibiydi. Kaçta yatacağız dedim. 12 dedi. Ama yatmadan konuşmak istemiyorum, şimdi istediğin kadar konuş dedi. Konuştuk…Bana çok güzel bir dekorasyon sitesinin linkini verdi, incele dedi çok güzel tasarımlar var dedi. Telefonu kapatınca ben de incelemeye dalmışım. Saat 12 olmuş. Beni aradığında yatakta değildim. Hayatım şimdi yatıyorum bekle kapadım bilgisayardaydım dedim. O da sinirlendi. Hala bilgisayarda olduğuma Bekle şimdi yataktayım dedim. Hemen kapattım. Yattım yatağa.
  • Seni yanımda hissederek yatağa yattım. Uyuyorum dedim coşkulu bir sesle…İşte orda film koptu. Bana;
  • Yapma hayatım ne hissetmesi tarzında, şimdi net hatırlamadığım ters bi laf edip bozdu beni. Çocuk gibi o kadar kırıldım ki..Ben de;
  • Sen bilirsin. Yapmam bende. İyi geceler dedim. Kırgın bi sesle. O da
  • iyi geceler dedi donuk bi sesle..ve kapattık. 2 dakika sonra aradı. Bana;
  • Ben öyle çoşku hissedemiyorum dedi. Yapmazsan yapma diye beni tehdit etme gibi bişey dedi. Ben de;
  • Senden aldığım enerji ve ses tonu ile ben bu çoşkuyu hissediyorum. Sen donuk olursan bende çoşkulu olmam. Sen yapmazsan bende yapamam zaten anlamında dedim. Anladım dedi. Bu saatte polemiğe girip konuyu uzatmak istemiyorum. Konuşuruz dedi. Seni seviyorum, iyi geceler dedi.kapattık.

 

Sabah uyanınca aradı. Sesi güzel geliyordu ama benim buruktu. Sonra Ona;

  • Dün içimizde kalmasın dedim ve içimdeki çocukla seni seviyorum. O bazen çoşuyor, bazen kırgın oluyor, bazen şımarıyor.Sen o yanımı ortaya çıkarıyorsun diye seni seviyorum. Böyle yaparsan küser. dedim. O da;
  • Özür dilerim balım dedi. Ben de çok seviyorum o çocuğu dedi. Güzel bir ses tonu ile kapattık. İşe başlarken de msn de biraz yazıştık.
  • Bu kadar mı Reyhan?
  • Msn konuşmalarımızı da size yollayacağım. Hatalı veya eksik iletişim uygulamam varsa ortaya çıkmasını istiyorum.
  • Reyhan sen ne yapmaya çalışıyorsun?
  • Nasıl yani anlamadım?
  • Ortada senin dengesiz yaklaşımların dışında her hangi bir problem yok gibi. Sadece karşındaki erkek senin çocuksu hallerini seviyor ama bazen kaldıramıyor. En ufak hoşumuza gitmeyen söze tepki göstermeli miyiz? Evini böye mi idare edeceksin?
  • Ama kırılıyorum İnci hanım?
  • Karşındaki erkek sana senin istediğin kadar şefkat gösterebilecek bir yapıda değil. Her çıkışını olumlu karşılamasını, olgunlukla yaklaşmasını beklemek, onu değişitrmeye çalışmak yerine biz biraz daha dengeli konuşmaya çalışsak nasıl olur?
  • Niye ben değişeyim?
  • Hayır değişmeyeceksin. Sadece erkeğini daha iyi tanımanı ona göre iletişim kurmanı bekliyorum. Bazı erkekler uyumadan önce, bazıları sabah uyanınca adeta yataktan ters kalkarlar. Bunu biliyorsak bizde ona göre anlayış gösterebiliriz. Üstelik senin beraberliğinin ilk günlerini incelediğimde öyle çoşkulu, şımarık, çocuksu hallerine hiç rastlamadım.
  • Evet değildim.
  • Eee şimdi ne oldu?
  • Sanırım ilişki ilerledikçe doğal imajımı sergilemeye başladım. İlk günlerde daha olgun davranıyordum.
  • Bertan senin o hallerini beğenmedi mi? O günlerde doğal imajınla yaklaşmıyorsun, sonra ilişki ilerleyince doğal imajına dön. Ardındanda neden evlenmekten kıvırıyor? Diye sor.
  • Aslında cevabı veriyoruz. Merak etmeyin geçenlerde söylediğiniz uçak bileti meselesini konuşarak ilk adımı attım.
  • Öyle mi? Ne tepki verdi?
  • Şaşırdı. Sanırım hiç beklemiyordu. Konuşma arasında o sorunca bende fırsatı yakaladığımı düşünüp konuyu açtım.
  • Tam olarak anlat. Nasıl oldu?
  • Msn de konuşuyorduk. Benden İstanbul’a geliş için uçak saatlerine bakmamı istedi. Bende ona bakayım ama bundan böyle sadece sen geleceğin için kendin araştırmaya başlasan iyi olur dedim. Nedenini sordu. Bende ona, aslında başından beri dönüşümlü olarak gelip gitmenin doğru olmadığını, üstelik masrafıda benim karşılamamın onu rahatsız edeceğini düşündüğümden bundan böyle sadece onun müsait olduğu ve özlediği zaman bana gelmesini beklediğimi söyledim.
  • Bir taşla iki kuş vurmuşsun. Yaptığın masraf beni rahatsız etmiyor diyemeyeceği için hem onun gelmesini sağladın. Hem de sorumluluğu ona devrettin.
  • Aynen öyle. Israr etmedi. Hayat müşterektir deseydi ona hazırlanmıştım.
  • Ne diyecektin?
  • Aynen sizin öğrettiğiniz gibi konuşup, iyi ama evlenmeden evli gibi davranmış oluruz. Üstelik beraberliğin ilk günlerinde benim masraf yapmamı hiç istemezdin. O günleri yanlış mı algıladım? Diye soracaktım. Yani nereden bakarsak bakalım bizim istediğimiz olacaktı.
  • Doğru dedin. Şimdi artık evlenme konusunda sürekli ‘hayır’ diyen Bertan’ın düşünme vakti geldi. Ya evlenecek ya da gidecek.
  • Böyle süren sonu belirsiz günler iyice canımı sıkmaya başladı İnci hanım. Ne olacaksa olsun artık.
  • Korkma gitmeyecek. Sen onun rahatlığına son vermeye başladın. Niyeti ciddi olmayan gider. Eh o zamanda zaten üzülmeyiz. Yani bizim kaybedecek bir ortamımız kalmadı.
  • Beni rahatlatıyorsunuz. Beklemeye geçtik. Bekleyip göreceğiz. Bende bu arada yanlışlarımı düzeltmenin arkasını bırakmayacağım. En başta da şu duygusal bakış açımı değiştireceğim.
  • Hayır değiştirme. Törpüle. Şu an ki halin açken tok gibi gezmeye benziyor. Açsan açsındır. Neysen o ol.
  • Dikkat edeceğim.

 

Reyhan’ın o günkü konuşmalarını eskiye göre daha kararlı daha istekli bulmuştum. Aslında önemli bir adım atmıştı. Uçak bileti bahaneydi. Erkeğin hayır demelerinin önüne geçmeye başlaması iyi olacaktı. Onun Ankara’ya gitmesi yerine, adamın gelmesi ile ilk günlere dönüş başlayacaktı.

 

Ertesi gün attığı maili okuduğumda bir gün önceki Reyhan’ın tavrının değişmediğini görüp iyice sevinmiştim. Mailde;

 

Benim onu yoracağımı düşünüyor. Bu düşüncesini nasıl değiştirebilirim? Esas benimle ilgili sorununu anladım. Korkmasının sebebi benim evde onu yoracağım, bunaltacağım, vıdı vıdı yapacağım….Taleplerim , isteklerim bitmeyecekmiş. Siz olmasanız herhalde bunalır, kaçardım ya da zorla anlatmaya çalışırdım. Ama üstüne gitmenin bir işe yaramayacağını anladım sayenizde…

 

Bizi tanıştıran kuzeni (Didem) benim 15 senelik arkadaşım. anladığım kadarıyla Onla da konuşmuş ve biz Onla geçen hafta tartıştık bana Bertan’ı yoruduğumu, sabırsız olduğumu, sonumuzun olmadığını düşündüğünü, çok fazla inişli çıkışlı olduğumu söyledi. Bence Bertan ile de konuşmuşlar ve onunla da düşüncelerini paylaşmış. Bertan ona çok değer verir.Dün akşam Bertan ile konuşamadık ama sabah konuştuk cepten ve Sinem ile konuştuğumuz konuşmalara benzer şeyler söyledi…Sesi soğuktu ve enerjisi düşüktü…

 

En azından cumartesiye kadar fazla aramayayım, Onun düşük diye ben kendi enerjimi düşürmeyeyim. Sanki yokmuş gibi düşünüp hayatımı yaşamalıyım. Onun enerjisi düşükken benim sesimin coşkusu gelince şaşırsın..Zorlayacağım kendimi…Müsait olunca bana cevap atar mısınız ya da sizi arayabilir miyim?

 

ÇOOOKKK KÖTÜ DEĞİLİM  ama sizden enerji almaya ihtiyacım var.

 

Diye yazıyordu. Bir an düşünüp cevap yazmaya başladım. Cevabımda;

 

Tatlı Reyhan;

Mailini aldım. Arkadaş ve dostlar çoğu zaman iyi niyetle yanlış yönlendirme yaparlar. Her ikinizde aranızdaki problemleri ve birbirinizle ilgili düşünceleri arkadaşlara anlatmakta ketum olmalısınız. Çözüm yolunda uzmanlar dışında yardım alamayacağınızı artık bilmelisiniz. Didem’in söyledikleri enerjinizi düşürmüş, motivasyon kaybı yaşıyorsunuz. Bertan’ı aramak içinden gelmiyorsa arama. Ama aradığında tembih et. İkinizi ilgilendiren konuları hiç kimse ile paylaşmamaya gayret etsin. Aile önemli bir kurumdur. Ortalığa dökülmemeli. Ayrıca cumartesi Bertan geldiğinde artık evlilik konusunu açıklığa kavuşturmalıyız. İstemiyorsa boş yere gelip gidip masraf yapmasın. İnsanların birbirini tanıması için beş, on yıl geçmesi gereksiz. Doğru yöntemlerle kısa zamanda da birbirini tanıyıp aile kurup kurmamaya karar verilebilir. Bertan’ın kafasındaki tüm endişeleri geldiğinde doğru iletişim kurarak sorgulamanı iseyeceğim. Haberin olsun. Eğer sen evlendiğin adamı bunaltacağını böylece yoracağını düşünüyorsan o gelmeden sende bu olumsuz özelliğini iyileştirmelisin. Ama zaten böyle bir özelliğim yok diyorsan ve karşındaki tersini düşünüyorsa bu onun problemidir. Sana ne?

 

Bu güne kadarki tüm yazışmalarda gördüğüm aşkım, balım, birtanem kelimelerinin en ufak bir olumsuz düşüncede aranızda kullanılmaması ise dikkat çekici. Ne Sen ne o kullanıyor. İyi günde aşkım, canım, problemde tu kaka olmasını istemiyorum. O gelmeden önce seninle kesinlikle görüşeceğiz. Kolay gelsin

 

Diye yazmıştım. Reyhan’ın her şeyi kafasına takan hali beni eskiden çok rahatsız ediyordu. Ama gün geçtikçe neyi sorun görüp neyi görmemesi gerektiğini anlamıştı. Nedense erkeklerden ‘benimle evlenmiyor’ diye şikayet ederken, ‘onunla evlenmeyebilirim’ şeklinde düşünceye terfi ettiğimizde daha güzel iletişim kurulduğunu görmekteyiz. Beklenti insanlara çoğu zaman yorum yaptırır, acı verir, sıkıntı oluşturur. Bunun olmaması için kararların tek taraflı değil, her iki tarafında isteği ile alındığı bilincinde olmak gerekir. Evlilik öncesi kadının erkekten bu konuda daha sonra karar vermesini öneriyorum. Eğer evlilik boşanma ile sonuçlanırsa kadının yükü üstelik çocuklu ise daha ağır olacağından evlilik kararını titizlikle ama erkekten sonra almalıyız. Genelde önce kadın karar veriyor ve erkeğinde evlenme kararı almasını bekliyor. Yanlış burada başlıyor. Reyhan bana geldiğinde bu yanlış içindeydi. Oysa son birkaç haftadır evliliği sorgulamaya ve kararı adamdan sonra vermeye çalışıyordu. Bu durum onu en ufak problemi büyütmek yerine, gerekli olan problemi çözme yoluna sokmaya başlamıştı.

 

Mailin ardından günlük işlerime yoğunlaşmaya karar vermiştim. Eşimin;

  • Bugün yeni danışan adayın gelecek seslenişi üzerine bir an duraksadım. Ardından;
  • Yeni aday mı? Kim o? Diye sorma ihtiyacı hissettim.
  • Demet hanım gelecek ya. Hani on gün kadar önce telefonda konuştuktan sonra görüşmeye karar vermiştin.
  • Hah ismini söyleyince hatırladım. Şu beş aylık evli ama boşanmayı düşünen hanım. Kaçta gelecek?
  • Bir saat sonra burada olacak. Bu arada istersen birer kahve içelim. Saat onbire geliyorda.
  • O kadar oldu mu? Hiç farkında değilim. Seninle keyif saatimiz gelmişte haberim yok tatlım. Köpüklü kahvelerimiz birazdan hazır olacak derken, koltuğumdan kalkmaya başlamıştım.

 

Eşime kendi ellerimle pişirdiğim kahveden, yemekten ne kadar zevk aldığımı düşünürken cezveyi ocağa yerleştirdim. Kendi başıma olsam evde hazırladığım çeşitte yemeği aynı özenle hazırlayıp sunmak içimden gelmezdi. Sıradan hazırlanan ve yemiş olmak için yenen yemeklere dönüşürdü. Halbuki hazırlanan yemeği eşimin yiyeceğini bilmek, beğeneceğini ummak heyecanı ile yemek masasını güzel ikramlarla donatıyordum. Bu yüzden eşime,

 

– Teşekkür ediyorum aşkımmm   diye seslendim.

– Ne oldu? Niye teşekkür ediyorsun dediğinde;

– Yemekler için

– Ne yemeği?

– Kahveleri pişirirken sana yaptığım yemekleri düşündüm.

– Eee

– Sen olmasan ben o yemekleri pişirmeye bu kadar özen göstermem.

Senin için pişirirken sayende bende güzel yemekler yiyorum. Bu yüzden sana teşekkür etmek istedim.

– Çılgın karım benim. Başkası olsa teşekkür bekler, oysa sen teşekkür ediyorsun. Her gün yeni bir yanını görüyorum. Hayranlığım tavan yapıyor.

– Aman tavana çıkma. Pigme karın merdiven bulup yanına çıkamazsa, sen yukarıda ben aşağıda kalırız sonra.

– Mütevazılıkta diz boyu maşallah.

– Senin gibi uzun boylu adama başka ne denirdi hayatım? Kahveleri getireyim de devam edelim derken bir yandan da, köpüğünün sönmemesi için dikkatle kahveyi fincanlara dökmeye başlamıştım.

 

Kahve keyfimiz her zamanki gibi sohbet dolu, neşe içinde geçiyordu. O anda telefonuma gelen mesaj sesi ile elime telefonu aldığımda eşimin;

  • Bakalım kim ne soruyor sorusu ile o anda sadece kendisi ile ilgilenmemi istediğini anlayıp, telefonu açmadan geri koyarken;
  • Biraz bekleyebilir. Henüz kahvelerimiz bitmedi. Sohbetimizin bölünmesini istemiyorum. Alışkanlıkla elimi atmışım aşkım cevabına eşimin yüzündeki memnun ifade ile karşılık vermesi beni rahatlatmıştı. Ama aklım telefondaydı. Acaba kimin ne derdi vardı?

 

Verdiğimiz kahve molası sonrasında ilk olarak biraz önce gelen mesajı okumak istedim. Telefonu açıp mesajlar bölümüne girdiğimde Reyhan’dan geldiğini gördüm.

Mesajda;

 

  • Gelmesini istemek gitmekten daha güzelmiş. Teşekkür ediyorum diye yazmıştı. Artık Reyhan beraberlikte kadın ve erkeğin kendi üstüne düşenleri yapmasının önemini uygulamaya başlamıştı. Bu sevindirci gelişme, sonuçta Bertan’ın gerekli gereksiz ‘hayır’ demelerinin önüne geçecekti.

 

Ona;

  • Böyle devam edersen güzel günler seninle olacak diye cevap yazdım.

Ardından keyifle telefonu masaya koydum.   Reyhan artık öğrenmeye başlamıştı. Erkeğini yönetmenin gereklerini yapan her kadın gibi Reyhan’da uyguladıkça başarısı artacaktı.

 

Bu düşünceler içindeyken çalan telefon sesi ile adeta kendime geldim. Yıldız arıyordu. Şaşırmıştım. Uzun zamandır sesini duymuyordum. Acaba bir şey mi oldu diye merakla telefonu açtım.

 

  • Nasılsın Yıldız? Umarım iyisindir.
  • Ah iyi olmaz mıyım? Sizin sesinizi duymak istedim. Özledim.
  • Evde durumlar nasıl?
  • Hayalimdeki evliliğe kavuştum. Çok mutluyum. Her şey sizin sayenizde oldu.
  • Birlikte başardık. Mutlu olmana ayrıca mutlu oldum. Eşin neler yapıyor?
  • Bana bizim ofiste çalışıp çalışamayacağımı sorarak önemli bir adım daha attı.
  • Öyle mi;? Çalışacak mısın?
  • Eh maaş konusunda anlaşırsak çalışmak istiyorum. Eşime asistanlık yapacağım. Benden iş için bile olsa ayrı kalmak istemiyormuş. Zaten bugünlerde bulduğu her fırsatta kaçıp kaçıp eve geliyor. Eskiden dışarıda yemek için bahaneler üreten adam, şimdilerde öğle yemeklerini bile evde yemek istiyor. Geldiğinde uzun uzun sarılıyor, kokluyor, öpüyor.
  • Gördünmü birkaç haftalık emek sana ne güzel ürün verdi.
  • Yepyeni bir insanla evlenmiş gibiyim. Adam aynı adam. Ama davranışları tam hayalimdeki gibi.
  • Onu sen yönetmeye başladında ondan. Peki para durumları nasıl?
  • Sorun kalmadı. Sanırım oda bana güveniyor. Ben istemeden haftalık olarak bırakıyor. Yalnız anlamadığım bir şey var
  • Nedir?
  • Bu adam bunları neden yıllardır yapmıyordu? Onu ne değiştirdi?
  • Değişen aslında sensin. Senin konuşma şeklin ve davranışların değişmedi mi?
  • Tamamen değişti. Artık en küçük hareketimde bile düşünerek adım atıyorum.
  • Düşüncesizce hareket etmekten daha avantajlıdır.
  • Kesinlikle öyle. Eskiden zor geliyordu. Ama artık alıştım. Kendiliğinden karar verebiliyorum. Böylece ayaklarımın üstüne sağlam basabiliyorum.
  • Çalışırsan ne kadar maaş isteyeceksin?
  • Onuda size sormak istiyorum. Piyasayı bilmiyorum. Ne istemeliyim? O işi de kesinlikle istiyorum.
  • Eski çalışan ne kadar alıyorsa onun 2.5 katından pazarlığı aç bakalım.
  • Ciddi misiniz? Ben eski çalışanın maaşının yarısına da razıyım.
  • Bu düşünceni eşin biliyor mu?
  • Önce sizinle konuşmak istedim.
  • Kesinlikle bilmemeli. Ayrıca o işide çok istediğini belli etme. Anlaşamazsak aynı ayar başka bir yerde iş bakarım. Önemli olan çalışıp kazanmam diyeceksin.
  • Neden bu kadar yüksek istediğimi sorunca ne demeliyim?
  • Sen izin verseydin ben yıllar önce çalışmaya başlar kıdem kazanırdım. Sen izin vermediğin için çalışamadığımdan kaybettiklerimi kapatmalısın. Ayrıca benim kadar güvenip, işini emanet edebileceğin ikinci bir insan olmadığını ikimizde biliyoruz. Bunun karşılığı olmazsa profesyonellik olur mu? Diyeceksin. Kabul etmeme hakkın var. Ama benimde başka yerde iş bakma hakkım olmalı diye sözü tamamlayacaksın.
  • Dört köşeden de sıkışacak yani.
  • Tabii ki. Merak etme senin gibisini bulamaz. Acaba az mı istedik.
  • Ay alemsiniz. Aynen böyle konuşacağım. Sonucu bildiririm.
  • Çok sıkıştırırsa bana her zamanki gibi banyodan mesaj at olur mu?
  • Merak etmeyin. Çok sıkışırsam size soracağım. İyi ki varsınız.
  • Yanındayım. Haberlerini bekliyorum

 

Dedikten sonra onun rahatlamış veda cümlesini dinleyip telefonu kapattım. O anda açılan kapının sesi ile o tarafa baktığımda, kıvır kıvır kızıl saçlı, bembeyaz tenine yakışan az ama belirgin çilleri olan gencecik bir kızın içeriye girdiğini gördüm. Beni gördüğünde gülümseyerek,

 

  • İnci hanım değil mi? Dedi.
  • Siz de Demet hanımsınız sanırım.
  • Doğru. Tam vaktinde gelebilmek için epey koşturdum. Yorulmuşum derken kendini koltuğa bırakıverdi.

 

İlk bakışta gencecik kız görünümünün altında orta yaşı geçmiş el, kol hareketleri, oturuşu karşısında merak edip;

 

  • Kaç yaşındasın Demet? Diye sorma ihtiyacı hissettim. Çünkü günümüzdeki bir çok genç kız gibi yaşına göre yaşayıp, davranamama problemi olabileceğinden endişe etmiştim.
  • Gelecek ay 26’ya gireceğim. Belki eşimle belki tek başıma diyerek derdini anlatma ihtiyacını gösterdi.
  • Her şeyi birazdan içeride konuşacağız. Sen önce dinlen ve rahatla lütfen. Ne içersin?
  • Sütlü nescafe.
  • Anlaştık. Sen dinlenince kahveni al. İçeriye yanıma gel istersen diyerek onun kendi başına kalıp dinlenmesini amaçladım. Nasıl olsa birazdan içeride epey konuşacaktık. Yerimden kalkıp, odama yönelirken kıyafetide gözümden kaçmamıştı. Spor bol cepli sütlü kahverengi pantolon üstüne koyu kahve bebe yaka bir kazak giymişti. İşaret parmağına taktığı gösterişli yüzüğün kahverengi taşları ile uyum sağlayan kıyafeti çillerini daha belirgin yapıyordu. Yüzünde sadece gözlerinin iri kahverengi rengini ortaya çıkaran bol rimelin dışında hiç makyaj yoktu. Keşke dudaklarına biraz parlatıcı sürse diye düşünmüştüm. Ayakkabıları günün modasına uygun spor bej rengindeydi. Saçlarının yanlarını ve arkasını serbest bırakmış, önlerini geri, yukarıya doğru toplamıştı. Bu şekil küçük olan yüzünü daha da kapatmıştı. Yanlarını da toplamalıydı.

 

Odama girer girmez ardımdan geldiğini fark ettim. Bir elinde boyundan büyük çantası, diğer elinde kahve fincanı ile beni takip ediyordu.

 

  • Ne o dinlendin galiba? Dediğimde,
  • Dinlendim sanırım. Kafamdakileri paylaşmadan gerçekten dinlenmek zor derken, kahve fincanını masanın üstüne bırakıyordu. Çantasını da koltuğa koyduktan sonra yine oturacağı yere kendini bırakıverdi. Bunun üzüerine bu davranışı sürekli yaptığından emin olarak,
  • Ayağa kalkıp bir daha oturabilir misin Demet? Diye ona yöneldim.

 

Tekrar kalktı. Bu sefer daha dikkatli ama daha hızlı bir şekilde yine koltuğa kendini bıraktı.

 

  • Sen kaya mısın?
  • Nasıl yani?
  • Hani bir eline taşı veya torbayı alır camdan aşağıya fırlatıp atarsın ya. Aynen sende öyle kendini koltuğa fırlatıyorsun. Kadın ol biraz.
  • Hiç dikkat etmedim. Öyle mi yapyorum.
  • İstersen sana senin hareketini tekrarlayabilirim. Diyerek yanındaki koltuğa geçip aynı onun oturuş şeklini kendime uygulayarak gösterdim.
  • Çok komik oluyorum galiba.
  • Hiç kimsenin senin hakkında oturmayı bile bilmiyor düşüncesine kapılmasını istemiyorum. Üstelik çabuk yoruluyor imajını veren bu davranış senin tembelliğe yatkın olduğun düşüncesini de uyandırabilir. Daha yavaş, daha sakin oturmalısın.
  • Dikkat edeceğim. Buraya gelmek ne iyi oldu. Kafam dağılmaya başladı.
  • Yoo kafanı dağıtmayalım. Bildiğim kadarı ile beş aylık evlisin. Daha cicim aylarındayken problem nedir? Diyerek anlatmaya başlamasını sağlamak istedim.

 

İçmekte olduğu kahvesini tekrar masaya koyarak anlatmaya başladı.

Eşini yıllardır arkadaş olarak tanıyordu. Hatta birbirlerinin flörtlerini dahi biliyor, zaman zaman onlar hakkında dertleşiyorlardı. Adamın master için Amerika’ya gidip görüşmelerinin askıya alınmasının ardından yaklaşık iki yıl sonra tekrar görüşmeye başlıyorlardı. Eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye döndükten sonra yabancı ortaklı bir firmada işe başlayan adam, Demetinde iş bulma aşamasında fikirleri ile yardımcı olmuş, Demet’de bir sigorta şirketinde işe başlamıştı. İkisininde hayatında o sıralar kimsenin olmaması, artık aile kurma istekleri ve sık görüşmeye başlamaları ile arkadaşlıkları flörte dönüşmeye başlamıştı. Bu durum en çok ikisinin ailelerini mutlu etmişti.

 

  • Aslında onunla evlenmeyi pek düşünmüyordum dediğinde,
  • Neden? Diye sorma ihtiyacı hissettim.
  • Galiba onu arkadaş olarak görüyordum. Arkadaşlığı daha çok ilgimi çekiyordu.
  • Bunu ona söyledin mi?
  • Evet söyledim. Düşüncelerimi bilmesini istemiştim.
  • O ne cevap verdi.
  • Sabırlı olduğunu, bekleyeceğini söyledi. Çünkü, gerçek aşkı benimle bulacağına inanıyormuş. Artık hayata olgun bakıyormuş. Bu cevabı benimde ona kendimi daha yakın hissetmemi sağladı. Çünkü hayatımda çoluk çocuk değil, olgun düşünen bir adama ihtiyacım vardı. Tabii oda her gün beni durmadan arıyor, çiçekler gönderiyor, her derdimle ilgileniyordu. Artık daha sık görüşür olmuştuk.
  • Bu durum ne kadar sürdü?
  • Yaklaşık bir yıl kadar. Her gün telefonlaşıyor, hafta sonlarıda arkadaşlarımızla birlikte muhakkak geziyor, eğleniyorduk.
  • Sonra ne oldu?
  • Bir yıla yaklaştığımızda artık bende onunla evlenmek istiyordum. Sevgililer Günün’de çok güzel bir organizasyon ile bana evlenme teklif ettiğinde sevinçle kabul ettim. O akşam gittiğimiz restaurantta garsonun getirdiği tabağın kapağını açtığımda güller içinde tek taş yüzüğü gördüğümde orkestra en sevdiğim parçayı çalmaya başlamıştı. Aynı anda camdan dışarı bakmam istendiğinde, tüm arkadaşlarımızı ellerinde ‘Okan seninle evlenmek istiyor. Lütfen kabul et’ yazılı pankartlarla gördüm. Bana gülümseyerek bakıyordu. ‘benimle evlenir misin? Diye sorduğunda sevinçle boynuna atılmıştım. O gece çok güzeldi.
  • Nişanlılık ne kadar sürdü?
  • Yaklaşık 6 ay kadar. Kira ödemeyecektik. Kayınpederim bize ev hediye etmişti. Hazırlıkları tamamlar tamamlamaz düğünümüzü yaptık.
  • Ailesi ile her hangi bir problem olmadı değil mi?
  • Aksine ikimizinde ailesi çok iyi anlaştıkları için sanki biz değilde onlar evleniyormuş gibi her şey uyum içindeydi. Biz de çok iyi anlaşıyorduk. Çok mutlu olacağımıza inanıyorduk. Her gün beni aramaya devam ediyordu.
  • Çok iyi anlaşacağınızı nereden anladın?
  • İlgisinden.
  • Seni sürekli aramasından etkilenmiş olmayasın.
  • Doğru. Devamlı arıyordu. Hoşuma gidiyordu. Beni yalnız bırakmayacağı duygusunu uyandırmıştı. Görüştüğümüzde ellerimi dahi bırakmayı hiç istemezdi.
  • Ah Demet Ah. Evlenmeden önce nelere dikkat etmemiz gerektiğini maalesef bilmediğimizden yanlış hareketlere takılı kalıyoruz. Neyse umarım hallederiz. Evlenince ne oldu peki?
  • Hiç tanımadığım bir adamla evlenmişim galiba. Dünya başıma yıkıldı.
  • Ne yaşıyorsunda böyle düşünmene neden oluyor?
  • Şu an size yaşadığımız ortamdan biraz bahsedeyim. İşten eve geldiğimizde önce yemek yiyoruz. Hiç konuşmadan. Ardından o salona geçiyor. Ben bulaşıkları makineye yerleştiriyorum. Onun yanına gittiğimde her akşamki gibi playstation oynadığını veya bilgisayarda arkadaşları ile chat yaptığını görüyorum. Benimle hiç konuşmuyor. Sorarsam cevap veriyor. Ben kitap okuyup, televizyon izliyorum. Uykum gelincede yatıyorum. O genelde salondaki koltuğun üstünde uyuyor.
  • Birlikte yatmıyor musunuz? Neden?
  • Beyefendi oyun oynarken sızıp kalıyormuş.
  • Yatak odanız ne durumda peki?
  • İlk üç ay bile sadece benim zorlamamla cinsellik yaşadığımız için üç ayın sonunda benim dayatmalarımla doktora gittik. Fizyolojik hiç bir şey çıkmayınca ruhsal bir problem olabilir düşüncesi ile o alana yöneldik. Hiç düzelme olmadı. Son çare size geldim. Bir arkadaşım sizi önerdi. Belki iletişim probleminiz vardır dedi. Olmazsa dayanacak gücüm kalmadı artık. Boşanacağım.
  • Eşinin fizyolojik ve ruhsal bir problemi yok. Cinsellikte yok öyle mi?
  • Aynen öyle. Ama sadece bana yok.
  • Nasıl yani?
  • Banyoda hemen her gece mastürbasyon yapıyor. Porno sitelere sık sık giriyor. Elalemin kızlarına hayran hayran bakıyor. Mesajlaşıyor.
  • Seni neden istemiyor?
  • Canı istemiyormuş. Çok sordum. Ama cevap alamadım. Git başımdan deyip kestirip atıyor. Evlendiğimizden beri artık gün içinde hiç aramıyor. Beni gezmeye götürmüyor. Maç hastası oldu. Hiçbir maçı kaçırmamaya gayret ediyor. Maç günleri evde yalnızım. O dışarı çıkıp, arkadaşları ile birlikte maç izliyor. Eve geldiğinde de ya bilgisayarın başına geçiyor ya da oyun oynuyor.
  • Çekilmez bir durum. Ancak çekilir hale getirmeliyiz. Aksi taktirde hayat böyle sürmez. Sen her hangi bir organizasyon yapsan katılıyor mu?
  • Hayır. Sen tek başına git diyor. Örneğin bu sabah evden çıkarken akşama onunda tanıdığı arkadaşlarımızın bizi davet ettiğini söyledim. Sen istiyorsan git .Ben gelmek istemiyorum. Evde olacağım dedi.
  • Sen ne cevap verdin?
  • Canın isterse dedim. Artık bıktım İnci hanım. Ne olur bana bir cevap verin. Ne yapmam lazım? Boşanayım mı?
  • Dur bakalım. Boşanmanın acelesi yok. Mahkemeler bir yere kaçmıyor. Önce biz üstümüze düşenleri yapıp, şu adamın derdi neymiş bir anlayalım.
  • Onu ben bile anlayamadım. Nasıl anlayacağız peki?
  • İnci ablan anlayacak merak etme. Yalnız önümüzdeki ilk hafta şimdi sana öğreteceğim şekilde davranarak tepkilerini kontrol edeceğiz. Birde kimlerle mesajlaşıyor öğrenmeye çalış. Başka bir kadın varmı ona bakalım
  • Aynen uygulayacağım. Ama boşanmaya hazır olduğumu bilmenizi isterim.
  • Senden bir ricam var Demet. Çalışmalar tamamlandığında zaten devam mı tamam mı kararını sen vereceksin. O güne kadar boşanmayı kafanda ve dilinde ertelersen sağlıklı karar vereceksin.
  • Siz ne derseniz yapacağım. Ama bu adamın değişeceğinden hiç ümidim yok. Onca kavga ettim. Onca savaştım. Ama değişen hiçbir şey yok.
  • Değişmek istemese doktora gitmezdi. Demekki oda durumdan memnun değil. Bu kadar suçlamak yanlış olmaz mı?
  • Ben o kadar çok söylendim ki, beni başından savmak için gittiğini düşünüyorum. Artık benimde durumu kabullenmemi istiyor. Ama kabul edemiyorum. Böyle bir hayat istemiyorum. Acı çekmek için evlenmiş gibiyim.
  • Yok öyle düşünme. Yalnız anlamadığım konu, bu adamın neden sadece sana karşı böyle davranması. Başka kadınlara ilgi duyuyor diyorsun. Acaba biz mi yanlış yapıyoruz.?
  • Bunu bende düşündüm. Ancak, şunu fark ettim başka kadınlara karşı ilgisi sadece o kadarla kalıyor. İleri gitmiyor. Onun hayatı mastürbasyon olmuş. Banyoya girdiğinde anlıyorum.
  • Tamam Demet. Sen dediklerimi bu hafta uygulamaya başla. Eğer benimle ilgili bir iletişim problemi ise bu hafta anlarız. Ona göre çalışıp çalışmayacağımıza karar veririz.
  • Lütfen çalışalım İnci hanım. Sizinle birlikte olursak her şeyin düzeleceğini biliyorum.
  • Nereden biliyorsun?
  • Çok duydum sizi. Başaracağınızı biliyorum.
  • Ben olmayan bir şeyi başarmıyorum. Sizin evliliğinizde olan ancak iletişim problemleri nedeniyle ortaya çıkamayan sevgiyi, anlaşmayı ve saygıyı canlandırmak için toplu iğne başı kadar ümit görmem lazım.
  • Bizde ümit yok değil mi?
  • Hayır. Öyle bir şey olsa ya da ben öyle düşünsem hemen söylerim. Ancak eşinin mastürasyon tutkunluğu benim alanım değil. Onun dışındaki tüm iletişim problemleri için destek verebilirim. Etrafındakiler benim ne kadar doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen bir insan olduğu mu da anlatmıştır.
  • Evet biliyorum. O zaman biz neyi bekleyeceğiz?
  • Önümüzdeki bir haftalık süreç bana istediğim verileri kazandırırsa o zaman ona göre planlama yapacağım.
  • Ya kazandırmazsa?
  • O zaman bu iş benimle hiçbir şekilde değişmez derim
  • Bana bir hafta uyku yok yani. Merak içinde kıvranacağım.
  • Hayır merak etme. Sadece sana öğrettiklerimi uygula yeter. Gerisini bana bırak.
  • Bu akşam davete gideyim mi?
  • Hayır gitme. Seninle olmak istedim de. Sen oyun oynarken benimle konuşmasan, ilgilenmesen bile varlığın yetiyor. Sensiz canım sıkılır de.
  • Ama o beni bırakıp bırakıp gidiyor. Ben niye gitmeyeyim?
  • O şunu yaptı bende yapayım tarzında davranışlar kaybettirir. Sen üstüne düşeni yap. Onun yapmaması gerekeni sende yaparak normal bir hareketmiş haline dönüştürme. Senin beni bırakıp gitmelerin yanlış. Ben bu yanlışı yapmak istemiyorum düşüncesini uyandırmalısın.
  • Peki gitmeyeceğim.
  • O zaman bugünden itibaren bir haftalık sürece başlıyoruz.

 

Demet yanımdan ayrılırken başı öne düşmüş, düşünceler içindeydi. Umutsuz gibiydi. Motivasyonunu arttırmak istediğimden ofisten uzaklaştıktan yaklaşık 10 dakika kadar sonra

‘Yanındayım. Merak etme’ diye mesaj yazarak yolladım. Hiç beklemeden cevap yazmıştı. Cevabında;

  • Teşekkür ediyorum. Umarım başarırım diye yazması kendi ile ilgili tereddütleri olduğunu gösteriyordu. Bunu gidermek için;
  • Başarmak az kalır. Sen koşacaksın tatlım. Diye yazacaktım vazgeçtim. Çünkü başarıp başarmadığını bende izlemek istiyordum.

 

O gün diğer danışanlarımla görüşmelerimi tamamlamak üzere yoğun çalışmalarıma devam etmiştim. Akşam saatlerine yaklaştığımızda eşimin;

 

  • Mangal yapalım mı? Teklifi karnımın acıktığını hissettirdi.
  • Oy oy oy. Ne güzel bir teklif duydum. Mangal mı dedin?
  • Sen salatayı hazırlarsın. Sakin sakin yemeğin ardından dinlenmeni istiyorum.
  • Benim dinlenmeme kadar düşünmen ne hoş.
  • Sen bana lazımsın biliyorsun.
  • Bilmez miyim? Maillerimi kontrol edeyim. Ondan sonra çıkalım istersen.
  • Tamam bekliyorum.

Mailleri kontrol ederken Reyhan’a yolladığım yazıya cevap geldiğini fark ettim. Cevabında;

 

  • Sizden mail almak bile beni mutlu ediyor. Gelecek hafta buraya gelmesinin sıkıntısını yaşıyordum. Sizin cevabınız beni rahatlattı. Doğru söylüyorsunuz. Acaba ben onunla evlenmek istiyor muyum diye düşünür oldum. Hem evliliğin sadece sevgi olmadığını da artık iyice biliyorum. Bertan’dan sürekli bir şeyler bekleyip hiçbir şey yapmadığımı anladım. Üstelik onun istemediği şekilde değişip iyi niyetle yanlışlar yaptım. Artık herkes kendi görevlerini yapacak. Bende Bertan’ın görevlerini yapıp yapmamasına göre karar vereceğim. Sizi çok seviyorum. Diye yazmıştı.
  • Aferin kızıma diye sesli düşündüğümü fark eden eşim;
  • Ne o hangi kızın seni mutlu etti böyle? Diye takılmaya başlamıştı.
  • Öyle mi? Benim ondan umudum yoktu. Hatta niye onunla çalıştığına bile anlam verememiştim. Kafasının dikine gibi görünüyordu.
  • Gerçekleri görmeyi istemese bana gelir miydi?
  • Doğru gelmezdi. Ama başaracağını sanmıyordum. Aferin ona.
  • Henüz istediğim gibi başarılmış bir şey yok. Hele adam gelecek hafta cumartesiye gelsinde ondan sonra anlarız durumu.
  • Adamın vay haline yani.
  • Niye öyle diyorsun. Onunda kararsızlığına yardımcı oluyoruz aslında. En kötü karar bile kararsızlıktan iyi değil midir?
  • Öyle ama adamın karşısında sen olduğuna göre, danışanının istediği yönde karar almasını bekliyorum.
  • Evlilik kararı tek kişinin istemiyle alınmamalı. O zaman sağlıklı olmaz. Ancak adamda istiyorsa ama farkında değilse bunu fark ettirerek ona da yardımcı olmak gerekir.
  • Peki sen yeniden dünyaya gelsen benimle evlenir miydin?
  • Seninle evlenmeyecek göz var mı bende? Arar bulur yine de sadece seni isterdim hayatım derken yanına gitmiş öpücüğü kondurmuştum. Aşk biter diyen ahmaklara inat her gün daha çok aşık oluyorum kocama diye düşündüğümü hissettirmişti.

 

O hafta sonunu biraz sahilde el ele yürüyerek, biraz sohbet ederek ama daha çok dinlenerek geçirmiştim. Oğlumla eşimin sık sık beni kızdırmaya çalışmalarına inat sakindim. Onların oyununa gelmeye niyetim yoktu.

Acil sorusu olanlar dışında hemen hemen  tüm danışanlarımında sakin bir hafta sonu geçirdiğini düşünüyordum. Yanılmıştım. O hafta sonu Reyhan için hiçte sakin geçmeyecekti. Böylece benimde onunla birlikte yoğun görüşmelerim sonrasında tüm dinlenmiş saatlerimin silinip yorgunluğa dönüşmesi ile Pazar gününden itibaren yeni haftaya başlamış olacaktım. Akşam saatlerine doğru aradığında ağlıyordu.

  • Hayırdır. Ne oldu? Diye sorduğumda,
  • Bu iş olmayacak. İstemiyorum. Evlenmesin benimle. diyebildi. Gerisini getiremiyor, sürekli hıçkırıyordu.
  • Olmayan ne? Anlamıyorum Reyhan
  • Uğraşamayacağım artık. İstemiyorum. Gelmesin. der demez yeniden ağlamaya devam etti.
  • Reyhan ağlama sesinden ne dediğini anlayamıyorum. Lütfen en yakın lavaboya git. Yüzünü yıka. Burnunu temizle. Sonra da beni ara. Bekliyorum diyerek telefonu kapattım. Onun bu kadar olumsuz düşünmesine neden olan konu neydi? Adam açık açık niyetini söylemiş ve olumsuz mu düşünüyordu? Aklımdan geçen onlarca sorunun karşısında alacağım cevapları merak ederken dakikalar geçmek bilmiyordu. Gerginliğimi anlayan eşim;
  • Ne oldu? Yolunda gitmeyen bir şey mi oldu diye sorduğunda,
  • Birazdan öğreneceğim. Bilirsin bilmediğim şeyleri öğrenmek için beklemekten nefret ederim. Şu anda beklemek zorundayım. Bu da beni gerginleştiriyor diyebildim. O anda çalan telefonu ilk çalışta açtığımı hatırlıyorum.
  • Şimdi dinliyorum. Anlat bakalım ne oldu diye sorduğumda Reyhan’ın sesi daha sakin ve anlaşılır geliyordu.
  • Biraz önce telefonda konuşurken kavga ettik. Ben ayrılmayı düşünüyorum
  • Şunu bana en baştan anlatsana. Tartışma nasıl başladı?
  • Biraz önce aradı. Bende dışarıdaydım. Nerdesin diye sordu? Dışarıda olduğumu söyledim. Yanında kimler var dedi. Hiç kimse yok. Dolaşıyorum dedim. Bugün dışarı çıkacağından haberim yoktu. Sabah konuştuğumuzda söylememiştin diyince sinirlendim. Canım sıkıldı. Dışarı çıkmak istedim. Attığım her adımı önceden söylemek zorunda mıyım? Diyince bana ‘ o zaman seni aramayayımda rahat adım at. Hatta gelmeme bile gerek yok. Rahat etmene engel olmayayım diyince, bende sinirlenip canı ne isterse onu yapabileceğini söyledim. Bıktım İnci hanım. Siz bana kızıyorsunuz ama onun yaptığı çocukluğu görmüyor musunuz? Hem her şeyi ona söylemek zorunda mıyım?
  • Böyle mi düşünüyorsun Reyhan?
  • Bu adamın olgun hali filan yok. Evlensek bile benden attığım her adımı ona söylememi isteyecek. Çekemem bu yaştan sonra. Hem bu yaşa kadar tek başına gelmişim. Nerede ne yapmam gerektiğini ben bilirim. Başkasına soracak halim yok.
  • Ooo maşallah. Kızımız evlenecek. Ama kafasına eseni yapacak. Öyle mi?
  • O kadarda değil. Ama bu vıcık vıcık sorgular tarzda sorulardan nefret ediyorum.
  • Geçen haftalarda Bertan tiyatroya giderken sende ona bir sürü soru sormadın mı? Yanındaki arkadaşlarının adeta seceresini istemedin mi?
  • Evet ama O konu farklı.
  • Farkı ne?
  • Onun yanında tanımadığım insanlar olacaktı.
  • Yani kıskandın. Merak ettin.
  • Bu yüzden sordum.
  • İyi ama Bertan için de sen onun tanımadığı bir şehirde ve üstelik yalnızsın. Merak etmiş olamaz mı?
  • Hayır. Kapris yapıyor. Gelmesin diye kavga çıkarmaya çalıştı. Aradı ve kendince konuyu buldu.
  • Bence yanılıyorsun. Bertan bu kadar aciz bir erkek değil. O seni merak ediyordu. Ama senin bilgi vermekten kaçar tavrından rahatsız oldu. Çünkü her şeyi o kadar uzun uzun anlatıp konuşan birinin böyle kısa ve kaçar gibi konuşması onu rahatsız etti.
  • Sizce öyle mi düşünüyor.
  • Bence biraz bekle. Ortalık sakinleşsin. Ardından ya ara veya mesaj yollayarak gönlünü almaya çalış.
  • Ne diyeyim?
  • Senin beni ne kadar düşündüğünü iyi bilirim. Merak etmene gerek yok. Beni nasıl bıraktıysan öyle bulacaksın. Ama sinirli tavrın hoş değildi. Daha yumuşak olmana alışıktım. Beni şaşırttın diyeceksin. Nedenini soracaksın. Üstelik böyle çözülecek tartışmalar uğruna birbirimizi kırmanın anlamı yok dersin.

 

Telefonu kapattıktan sonra Bertan’ı düşünmeye başlamıştım. Kapris yapıyor  olabilir miydi? Hayır. Hiç ihtimal vermiyordum. Çünkü kaprisi yapan bizim kızımızdı. Adam ise onun bu kaprislerini sık sık dile getiriyor, yakınıyordu. Sevmediği bir davranışı kendisi yapacak kadar aciz olmadığını düşünüyordum. Gelmemek için mi gergin ortam oluşturmuştu? Olabilirdi. Ama o durumda Reyhan’ın kesinlikle bundan sonra sen gelmelisin yaklaşımını yıkma çabalarını gösterirdi ki; bu davranış Bertan’ın ayrılmayı göze aldığını da ispatlardı. Yok bu adam kızı istiyordu. Aksi taktirde,etrafta onca insan varken, ayrı şehirlerde ki bu çocuksu kızla birkaç haftadan fazla ilgilenmezdi. Her gün internette ve telefonda saatlerce sohbet etmez, yüz yüze görüştükleri zamanlarda sadece cinsel olarak yaklaşırdı. Reyhan tespitlerinde yanılıyordu. Zaten olayları, davranışları ve sözleri birbirine  bağlamakta yetersiz olduğumuz için yanılmıyor muyduk?

 

Yaklaşık br saat girdiğimiz restaurantta  Reyhan tekrar aradığında aynı umutsuz ve ağlamaklı haline geri dönmüştü.

 

  • Aradım. Ne oldu sanki? Ben biliyorum bu adamdan adam olmaz. Diye söze başladığında,
  • Şişşt ne biçim konuşuyorsun sen? Kendine gel
  • Sizin dediğinizi yaptım. Aradım. Beni dinlemek istemediğini, gergin olduğunu söyleyip telefonu kapatmamı istedi.
  • Ne zaman aradın?
  • Sizinle konuştuktan yaklaşık 20 dakika sonra.
  • Aferin şaşkın kızım. 20 dakika ne uzun zaman değil mi?
  • Siz bana biraz bekle demiştiniz. Bekledim ya.
  • Bu gidişle senle işimiz var. Sen bunu 20 dakika olarak yorumluyorsan ve bu adam seninle evlenirse vay haline. Ben senin değil onun danışanı olup ona yardımcı olmalıyım.
  • Niye?
  • Sen Bertan ile ilişkinde kendi kafana göre yaptığın yanlış yorumlardan kaybediyorsun. Kendine çok gelen zaman aslında yetersiz zamandı. En azından bunu tahmin edebilirsin diye düşünmüştüm. Şöyle iki-üç saat beklemeliydin. Adama nefes aldırmazsın sen.
  • Ama bu gerginlik bitsin istemiştim
  • Niyetin iyi olabilir. Ama yöntemin yanlış. Bu yüzden zamanlama hataların oluşuyor. Sakinleşmesi için daha uzun beklemeliydin. Şimdi cezalısın. O aramadan kesinlikle aramayacaksın.
  • Aramaz ki.
  • Arar, arar merak etme. Sen onu biraz kendi haline bırakırsan her şey daha kolay düzelecek. Hem niye aramazsa diye korkuyorsun ki
  • Onu kaybetmek istemiyorum.
  • Ama biraz önce onu kesinlikle istemiyordun. Gördün mü bak insanlar dakikalar içinde bile düşüncelerini değiştiriyorlar. Aynı durum onun içinde geçerli. Sen kızgınken ayrılmak istemediğin halde tersini ağzından döküyorsun kabahat olmuyor da, erkek dökünce niye kabahat oluyor? Oda gerilmişti. Üstelik çok da ağır konuşmadı. Ama sen hemen köprüleri yıkmaya çalıştın. Bu davranışından vaz geç lütfen. Senin de artık kadın gibi davranmanı ve sakin davranış biçimini sergilemeni bekliyorum.
  • Çok zor yaaa.
  • Zor mor anlamam. Şımarıklığın alemi yok. Ben yapayım kusur olmaz. O yaparsa kusur olur düşüncesini terk et. Sakin ve sabırlı bir hanım olmanı bekliyorum. Şimdi söz ver bana aramayacaksın onu.
  • Tamam aramayacağım.
  • Söz ver dedim.
  • Tamam söz aramayacağım. Peki ne zamana kadar aramayayım?
  • Sen bugün solundan kalktın galiba. O arayana kadar demedim mi?
  • Tamam anladım kızmayın bana ya. Herkes üstüme geliyor zaten.
  • Getirtme sende. Aramayacaksın dedim o kadar.

 

 

 

Telefonu kapattığımda yemeğim soğumuş, iştahım kaçmıştı. Eşim;

 

  • Danışanlarına yemek yerken müsait olmadığını ne zaman söylemeyi düşünüyorsun diye sorunca,
  • Hiç bir zaman. Bu güne kadar beni aradığında müsait olup olmadığımı soranların sayısı bir elin parmağını geçmez. Onlar dışındakilere yemek yediğimi söylesemde değişen bir şey olacağını mı sanıyorsun? Hiç sanmam. Onlar sıkıntı içindeyken karşısındakinin durumuna anlayış gösteremiyorlar. Bunu anladıkları zaman ise problemleri daha kolay çözülüyor.
  • O arada olanda senin aç kalmana oluyor.
  • O kadar olacak tabii. Ben şikayetçi değilim. Sadece problem yaşayanların çoğunun karşısındakini düşünmeden talepte bulunmaları canımı sıkıyor. Kaybetmelerinin temelinde bu da var. Diğerleri problemlerini daha çabuk ve daha kolay çözebiliyor. Çünkü empati kurabiliyor.
  • Reyhan canını sıkıyor senin.
  • Tam anlamıyla evet. Aslında çok akıllı bir kız. Ne istediğini de biliyor. Ama istediğini kendi kuralları ile elde etme yolundan vaz geçmesi lazım. Sek sek oynamanın bile kuralı var. Adam benim için çok kolay bir model. Ama bizim kız işi zorlaştırıyor.
  • Bırak o zaman.
  • Bırakmayacağımı sende biliyorsun. Ama söylediklerimi doğru anlayıp uygulamakta yetersizliği devam ederse elime kızılcık sopası alıp evire çevire öğreteceğim. Yanlış evlilik yaşamasını istemiyorum.
  • Kendi düşen ağlamaz.
  • O elini tutmam için, düşmesine engel olmam için bana geldi. Ben onu hep ayakta tutarım, kendi başına ayakta kalmasınıda sağlarım. Ama o inat ediyor.
  • Ne yapmayı düşünüyorsun?
  • Sabah gör bak adamı arayacak. Adam da kasılıp duracak. İşte o zaman bende onu acilen ofise çağırıp gerekeni yapacağım.
  • Yandı Reyhan yandı. Haydi ye artık yemeğini. Sıska kadınlardan hiç hoşlanmam bilrsin. Elime et gelmeli.
  • Tamam kasap amca. Önce besle sonra ye beni. Derken ortam yumuşamış, soğuyan yemek bile o sıcak konuşmalar karşısında ısınıvermişti.

 

Hafta yoğun olacaktı. Televizyon programlarının davetine yetişirken randevuları da atlamamak için daha hızlı tempoda çalışacaktık. Bu yüzden erken yatmak istiyordum. Oysa Reyhan buna izin vermeyecekti. Gece boyunca sık sık arayacak, ısrarla adamın niye kendisini hala aramadığını sorup duracaktı.

 

Akşam saatlerinden itibaren hemen her yarım saatte bir aramıştı. Saat artık ikiye geliyordu. Uyumak istiyordum. Oysa Reyhan telefonun diğer tarafındaydı. Uyumalıyız bile diyemiyordum. Onu anlıyordum. Yalnızdı. Konuşmak istiyordu. Paylaşmalıydım. Ancak ısrarla adamın hala aramaması karşısında ne yapacağını sorup duruyordu. Bu şekilde olmayacaktı. Aksi taktirde sabaha kadar oturacaktık. Ona da yardımcı olmak amaçlı,

  • Hava yollarını arayıp uçak saatlerini sor hemen dedim
  • Neden? Ne yapacağız?
  • Hemen Ankara’ya gidiyorsun. Ayaklarına kapanıp özür diliyorsun. Ben ettim sen etme diyeceksin. Telefonda çözemeyeceksin çünkü.
  • Bu saatte uçak nereden bulayım?
  • Eh o zaman yatıp uyuyoruz. Gündüz devam ederiz. Ama istersen otobüsü dene. 6 saat sonra yaklaşık 10 gibi orada olursun.
  • Yok Olmaz. Hem niye ben gidecekmişim? O gelsin. O yalvarsın.
  • Kızım o şimdi horul horul uyuyor. Senin büyüttüğün kadar da büyütmüyor. Aklını başına topla. Yat. Uyu. Dinlen ki sabaha performansın düşük olmasın. Sana Ankara’ya git dememin nedeni sabaha kadar hiçbir şey yapılmayacağını göstermek içindi. Haydi uyuyalım artık.
  • Sabah erkenden ararım sizi

 

Dedikten sonra telefonu kapattığımızda saat iki buçuğu geçmişti. Yaklaşık 4 saat kadar uyuyabilecektim. Umarım yarına dinç olurum diye düşünerek uykuya dalmıştım. Rüyamda bile Reyhan ile uğraştığımı hatırlıyorum.

 

Reyhan’ın verdiği yorgunluk yüzünden diğer danışanlarıma haksızlık yapmak istemiyordum. Bu yüzden sabah kalkar kalkmaz aldığım duş sonrası kendimi daha dinç hissetmek için kahvaltıya odaklanmak istemiştim.

 

Güne Reyhan ile başlayacağımı tahmin ediyordum. Yanılmadım. Ofise geçtiğimde ilk mesajı geldi. Mesajda;

  • Hala Aramadı. Çıldıracağım. Diye yazıyordu.

Cevap vermesem bu kız bekleyemeyecek adamı arayacaktı. Bu yüzden cevap yazdım.

‘ Sen bekleyemeyip adamı arayacak olursan, işler iyice karışak. Haberin olsun. O çıldırmıyorsa sen ne diye çıldıracakmışsın? Kadın olan sen misin yoksa o mu?

 

Hemen hiç beklemeden cevap geldi. Cevabında;

 

  • Galiba benim pilim bitti. Gece hiç uyuyamadım. Hep onun aramasını bekledim. Dayanma gücüm kalmadı. Ne yapmalıyım? Diyordu.

 

Kendi kendime artık yeter dediğimi hatırlıyorum. Git ayağına kapan. Yalvar o zaman diyesim geldi. Mucize mi olmasını bekliyordu? Kızmaya başlamıştım. Son noktayı koymalıydım.

 

  • Çocuk bile doğacak zamanı bilir. Yoksa yaşayamaz. Beklemeyi bilmiyorsan sen bilirsin. Ben hayatından çekilirim. Sen de canın ne istiyorsa onu yap. Beni de arama. Seni bırakıyorum.

 

Diye yazdıktan sonra mesajın iletildi raporu gelir gelmez telefonu kapattım. Ararsa kalbini kırabilirdim. Çünkü insanın hayatta öncelikleri olmalıydı. En önemli öncelik ise insanın kendine ve çevresine saygısıydı. Bu hanım bu yaşa gelmiş ama önceliklerini belirlemekte bile aciz kalmıştı. Önce ‘ben’ diyecek kadarda bencilleşmişti. Hayır birisinin ona ‘kral çıplak’ demesi gerekiyordu. Diyecektim.

 

Günü diğer danışanlarım ile görüşerek ama kesinlikle Reyhan’dan uzak durarak geçirmeye karar vermiştim.

Demet’inde o gün  beni arayarak durumunu aktaracağını biliyordum. Bu yüzden, Akşam üstü saatlerine doğru telefonumu açtım. Aradığında sesi durgun ve monoton geliyordu.

  • iyi günler İnci hanım. Müsaitseniz konuşmak istiyorum.
  • Sana da iyi günler Demet. Müsaitim. Dinliyorum
  • Hafta sonunu her zamanki gibi geçirdik. Ama sizin dediğinizi yapıp, arkadaşlarımla buluşmaya gitmedim.
  • Eşin durumu fark etti mi?
  • Niye gitmediğimi sordu?
  • Sen ne cevap verdin?
  • Sizin dediğiniz gibi cevap verdim. Ona senin olmadığın yerde ben zevk almıyorum. Bu yüzden gitmekten vazgeçtim dedim.
  • Ne tepki verdi?
  • Bir süre yüzüme bakıp, bence gitmeliydin. Kendine özgürlük alanı oluşturmalısın dedi. Çok bozuldum.
  • Senin eşin Amerika’dan gelmişti değil mi?
  • Anladım. Türk kaşığı ile başka kültürlerin pisliğini yemeye çalışıyor.
  • Nasıl yiyiyor?
  • Biz Türk’üz. Ne Amerikalı. Ne Japon. Bizim aşklarımız bile bize özel iken başka kültürleri benimseyip ona göre yaşamak hevesine deniyor.
  • Hah hah hah. Şimdi anladım. Yani bozulmayayım mı?
  • Hayır bozulma. Evlilikte özgürlük alanı diye bir şey uydurmuşlar. Aslında uyduranda neye yaradığını bilmiyor. Bunu kendi kafasına göre yorumlayan bazı erkek ve kadınlarda evlilik içinde bekar hayatı yaşamaya çalışıyor. Yani erkek çocuğuna kız kıyafeti giydiriyorlar. Önemli olan eşine bu yanlış davranma biçimini anlatabilmemiz. Zaman içinde ilk olarak bunu değiştirmeliyiz.Daha sonra ne yaptın peki?
  • Hiiç. Yemek hazırladım. Yedik. Sofradan kalkar kalkmaz. Ben maça gidiyorum. Beni bekleme dedi. Çıktı gitti. Geldiğinde uyuyordum.
  • Anlaşıldı. Bir kaç hamle yaparak eşine tepkilerini göstermeye başlayalım bakalım.
  • Ne yapacağız?
  • Aslında esas çalışmamız bir hafta sonra yapacağım planlama ile başlayacak. Biliyorsun. Ama acil olarak birkaç adım atarak senin durgun ses tonunu da değiştirelim. Böylce motivasyonunda artacak. Sesine neşe gelecek.
  • Bu iş düzelecek mi İnci hanım?
  • Dün bir bugün iki. Üstelik çalışmalarda başlamadı. Sana kaç hafta dediysem o haftaya kadar bir şey beklememeyi öğrenmelisin. Bu tür sorularla uğraşamam.
  • Kusura bakmayın. Çok gerginim de. Bu adama erkek bile diyemiyorum.
  • Demet, nişanlıyken birbirinize yakın oldunuz mu?
  • Aslında ilk cinselliği nişanlyken yaşamıştık.
  • Nasıl geçmişti.
  • Muhteşemdi. Beni adeta havalara uçuruyordu. Sık sık tekrarlıyorduk. Evlenince de hep böyle olacak sanmıştım. Aldanmışım.
  • Buna anlam vermek gerçekten zor. Yani adam evlenince mi yataktan kaçar oldu?
  • Aynen öyle. İlk gece yorgunuz yatalım diye geçti. Daha sonra ki günlerde bildiğiniz gibi. Adam evlenene kadar hep rol yaptı galiba.Ne zaman talep etsem ‘Hayır’ diyor. İlaçlar, terapiler fayda etmedi.
  • Bu konu diğer uzmanların işi. Beni esas rahatsız eden konu eşinin sürekli senden kaçar gibi davranması. Yani, seni kendinden uzaklaştırmak istiyor gibi bir hali var. Aramıyor, sormuyor, ilgilenmiyor evi adeta otel gibi kullanıyor.
  • Doğru.
  • Eşin sana aşıksa bu kadar çabuk bitmemeli. Aşık değilse neden evlendi? Bunu merak ediyorum. Hiçbir anlamda seni istemiyor gibi davranıyor.
  • Bunu ona sordum?
  • Ne dedi?
  • Beni istemiyorsan boşanalım dedim. Ne alakası var? Abartıyorsun dedi.
  • Sen ilgisizliğini önüne koyunca ne diyor?
  • Sana öyle geliyor. Yine problem çıkartmaya çalışıyorsun diyor. Daha da üstelersem bağırıp, kapıyı çarpıp evden gidiyor.
  • Yani sevgisine sahip çıkamıyor.
  • Anlamadım.
  • Sevgisine sahip çıkamayan erkek ya da kadın tartışmadan sonuç alamayacaksa evden uzaklaşma eğilimine girer. Bu durum sonuç almayı imkansız hale getirir. Evden kaçarak sevgisine sahip çıkamadığını gösteren bu davranışı hiç önermiyoruz. Evde kalmalı. Problemleri konuşmalı, sonuca bağlamaya çalışmalısınız. Ama şu anda bu konuda yapabileceklerini öğrenmediğin için ses çıkartmamak en güzeli. Sabah nasıl geçti?
  • Ondan önce kalkıp kahvaltı hazırlamak istedim. Mutfakta sesimi duyup uyanmış. Yanıma gelip ‘günaydın’ dedikten sonra kahvaltı etmeyeceğini, giyinip çıkacağını, işi olduğu için arabanın onda kalmasını istediğini söyledi. O an bende sinirlenmeye başlayıp tepki gösterdim.
  • Ne dedin?
  • Karının işi var mı yok mu sormadan arabayı istemek bencilliktir. Vermiyorum dedim. O da bana bağırmaya çağırmaya başladı. Esas ben bencilmişim. Onu anlamıyor muşum. Saydı, sövdü. Giyinip, kapıyı çarpıp çıktı. Yani anlayacağınız yeni gün de moralsiz ve gergin başladı.
  • Anladım. Senin peki işin var mıydı?
  • O benim ne yapıp ettiğimi sormadığı için bilmiyor. Araba bana lazımdı. O işimi bilse bile yine kendisinde kalmasını isteyecekti. Beyefendinin işi olduğu zaman, başkasının işi onu hiç ilgilendirmez.
  • Onun ne işi olduğunu biliyor musun?
  • Laf arasında söylemişti. Amerika’dan tanıştığı bir arkadaşı Türkiye’ye geliyormuş. Onu karşılayacakmış.
  • Misafiri yabancı mı?
  • Hayır. Türk.
  • Yol yordam bilmiyor muymuş? Taksi yok muymuş? Siz mi davet ettiniz?
  • Hiç biri değil. Arkadaşlığını gösterecek ya. Tüm kaprisi bu yüzden. Adam bir kere bile işten çıkınca beni almaya gelmez. Ama arkadaşı gelecek, onu karşılayacak diye karısını kırar.
  • Senin eşine görev ve sorumluluklarını öğretme yolunda epey yorulacağız gibime geliyor.
  • Umarım öğrenir.
  • Öğrenir merak etme. Sen nasıl olsa ilk adımı attın. Gerisi gelecektir. Şimdi şu kocanı ara ve arkadaşını karşılamaya birlikte gitmek istediğini ve arkadaşını da tanımak istediğini söyle.
  • Kabul etmez.
  • Etmezse ona, arkadaşını göstermemek için özel bir nedeni varsa söylemesini aksi taktirde bu arkadaşın kim olduğunu öğrenip onu tek başına ziyarete gideceğini ve aranızdaki problemleri anlatarak yardım isteyeceğinden bahset.
  • Nasıl bahsetmek?
  • Arkadaşı senden daha önemliyse ve tanıştırmak istemiyorsa, o zaman senden daha önemli olan bir şahsiyetin yardımının çok kıymetli olacağını söyle. Tüm sorunlarınız için danışabileceğini aktar.
  • Hah hah hah. İki ucu şeyli değnek gibi. Tamam arıyorum.

 

Telefonu kapatır kapatmaz tekrar çalmaya başlayınca, Reyhan’ın aradığını fark ettim. Sesi ağlamaklı geliyordu.

 

  • Özür diliyorum. Sizi kırmak istemedim.
  • Önemli değil. Beni kırmaktan daha önemli problemin var.
  • Nedir?
  • Kendine saygın yok. Bu olmayınca da kimseye saygı gösteremiyorsun. Gösterdiğini zannettiğin saygı yapay kalıyor.
  • Yapmayın İnci hanım. Ben sizi çok seviyorum.
  • Beni sevip sevmemen değil. Saygı gösterebilmen önemli. Kendine, erkek arkadaşına, bana ve tüm insanlara.
  • Ne yapıyorum peki?
  • İstek ve beklentilerin her şeyin önüne geçiyor. Karşındakinin yerine kendini koyup düşünemiyorsun. Öncelik isteklerinin gerçekleşmesi oluyor. Halbuki biraz daha sakin ve sabırlı olabilsen saygı da gösterebilsen muhteşem olacaksın.
  • Tamam dikkat edeceğim. Beni bırakacağınız korkusuyla Bertan’ı bile unuttum. Arayıp aramaması öneminide kaybetti.
  • Önceliklerini belirlemede illa bir sorunun başka sorun ile örtülmesi mi gerekli?
  • Anlamadım
  • Yani, Bertan’ın aramaması en büyük sorunundu. Ama seni bırakacağım söyleyince sıralamada ikiye düştü. Olmaz. Problemler ne kadar çok olursa olsun hepsi ile ilgilenmeyi başarmalısın.
  • Bundan sonra daha dikkatli olacağım. Söz veriyorum.
  • Söz verme. Çünkü tutamıyorsun. Bizde söz namustr. Verilmeden önce iyice düşünülür. Verilince de iki elin kanda bile olsa sözünü tutarsın.
  • Anladım. Peki deneyeceğim diyelim.
  • Şimdi oldu. Bertan seni bugün ve önündeki birkaç günde aramayabilir. Bilesin.
  • Aramasın. Ne yapayım? Bende onu aramayacağım.
  • Öyle yapmalısın.
  • Bir itirafta bulunmak istiyorum.
  • Nedir?
  • Beni bırakacağınızı söylemeseydiniz. Onu arayacaktım.
  • Arasaydın adamı kasardın.
  • Doğru söylüyorsunuz. Aramayarak kendime saygımıda göstermiş olacağımı düşünüyorum. İstiyorsa arar. Ben bu kadar büyütülecek bir şey yaptığımı sanmıyorum.
  • Gelişmelerden beni haberdar et olur mu?
  • Tabii ki edeceğim. Tekrar kusura bakmayın. İsteyerek bilerek sizi kırmak istemem. Biliyorsunuz annem yok. Sizi onun yerine koymak istedim.
  • O zaman öyle davran. Sana öyle davranıyorum. Karşılığını isterim. Gerekirse daha da ağır konuşurum bilesin.
  • Olsun konuşan siz olun. Siz benim iyiliğimi istiyorsunuz.
  • Tamam eve gittiğinde internete de girmeni istemiyorum.
  • Gelişme olursa haber vereceğim.

 

Dedikten sonra kapattığım telefonun aradından arka arkaya çalan telefonlar nedeniyle diğer danışanlarımla görüşmelerime devam ettim.

 

Akşam yemeğine otururken eşim;

  • Erken yatmalıyız. Yarın sabah Ankara’ya gitmek için sabaha karşı kalkmamız gerekecek diyince;
  • Tamam hayatım. Kaçta yola çıkmayı planlıyorsun diye sorarak tahmini kaç saat uyuyabileceğimi öğrenmeye çalışıyordum.
  • Dört buçuk gibi çıkarız diyince şaşkınlıkla;
  • Niye o kadar erken diye sorularıma devam ettim.
  • Çünkü, yarın görüşmelerin daha erken başlayacak. Öncesinde güzel bir kahvaltı yapabilmemiz için o saatte çıkmamız gerek diyerek her hangi bir değişiklik önermemin önünü kesmiş oldu.
  • İyi o zaman yemekten biraz sonra yatalım diyerek konuyu kapattım.

 

Sabah telefonun alarmı çaldığında üçbuçuğu gösteriyordu. Kahvaltı edecek iştahı olmasa da en azından eşimin çay içmesini istediğim için ondan erken kalkmayı planlamıştım.

 

Sessizce yatak odasından çıkarak mutfağa yöneldim. Çayı koyduktan sonra salona geçerek pencereye yöneldim. Tüm İstanbul adeta uykudaydı. Her yer sessizlik içindeydi. Uzaktan gelen birkaç araba sesinden başka adeta çıt çıkmıyordu. Denizin karanlığına yansıyan sahildeki sokak lambalarının ışıltısı, güzelim şehrin görüntüsüne ayrı br hoşluk katıyordu. Su kaynamıştır diye düşünerek tekrar mutfağa yöneldim. Çayı demlediğimde, buzdolabını açarak önceden hazırladığım birkaç poğaçayı fırın tepsisine koydum. Tazelenerek hazır olduğunda tadının nefis olacağını düşünüyordum. Ah şimdi yatakta uyuyor olmak vardı diye düşündüm. Sıcacık yatakta mışıl mışıl uyumak varken yollara düşecektik. Ama başka alternatifimiz yoktu. Ankara’daki danışanlar görüşme için beni bekliyor olacaktı. Akşama her zamankinden daha çok uyuruz diye düşünerek beni uyanmaktan alıkoyacak uyku düşüncesinden vazgeçtim.

 

Birkaç dakika sonra fırından çıkan mis gibi kokulara uyanan eşim sessizce yanıma gelmiş, pencerenin önünde seyrettiğim manzaraya eşlik etmeye başlamıştı. Bana sarılırken;

 

  • Gene neler karıştırdın cadaloz keçi? Niye uyumadın? Bir saat daha vaktin vardı dediğine,
  • Bir saat önce veya sonra fark etmez. Am aç karnına yola çıkmanı istemiyorum. En azından sıcak bir çay içmelisin. Dediğimde,
  • Yolda kahvaltı yaparız diye düşünmüştüm dedi.
  • Tabii ki yapacağız. Bunlar altlık olacak merak etme. Uzun uzun kahvaltı edemeyiz. Aç değiliz. Dedikten sonra birlikte mutfağa geçip birer poğaca ve birer bardak çayı hızla tüketip hazırlanmaya başladık.

 

Yola çıktığımızda ilk işim radyoyu açmak olmuştu. Sabaha kavuşmaya hazırlanan İstanbul gecesini geçerken güzel bir müzik sesinin bize eşlik etmesini istiyordum. Eşimin

 

  • Her zamanki gibi birazdan oynamaya başlarsın sen. Tespitinin üzerine,
  • Hoş bir parça çalarsa tabii ki oynayacağım. Öylece oturup yoldaki tabelaları mı ezberleyeceğim? Dememin üzerine adeta kendini tutamayıp gülmeye başladığını gördüğümde bende gülmeye başlamıştım.

 

Uyanmak zorundaysan uykuya dönmeye hazırmış gibi davranmanın veya uykulu halden kurtulamamanın insana faydası yok. Uyuyamayacaksan uyanmalı ve zamanı yaşamalısın. Bu davranış kişinin moraline de destek sağladığı için perfomasına katkı sağlamaktadır.

 

Ankara sınırları içine girdiğimizde şehirde insanlar iş için yola çıkmaya başlamışlardı. Otele gitmeden önce her zaman uğradığımız cafe’de güzel bir kahvaltı yapmayı planlamıştık. Eşim karışık omlet ben peynir çeşitleri ile dolu nefis görünümlü tabakta sunulan kahvaltıya başladığımızda, yorgunluğumuzu atmaya başlamıştık.

 

  • Bugün görüşmeler erken biterse biraz Ankara’da dolaşalım mı? Teklifini getiren eşime ‘hayır’ diyemezdim. Çünkü uzun zamandır Ankara’da dolaşmamıştık.
  • Dondurma ısmarlarsan olabilir dediğimde,
  • Çukulatalı sana, kaymak ve çukulatalı bana. Külahta bulursak ısmarlarım aşkım diyerek gözlerimde beliren sevince eşlik etmişti.

 

Öyle ya Dünyaları verseler bir külah dondurmaya değişmeyeceğimi eşim çok iyi biliyordu. Ama bitter çukulatalı ve külahta olmalıydı. Hijyen tabii ki önemliydi. Ama külahtaki tadı bulamadığımdan poşettekileri yiyemiyordum.

 

Ankara’daki görüşmeler istediğim gibi geçmişti. Danışanlar titizlikle öğretileri uygulamışlardı. Uyguladıkça başarıları artıyordu. Hepsinden öte, hayata daha sağlam bakıyorlardı. Problemler tüm yaşamları boyunca olacaktı. Ama nasıl çözeceklerini bilmek kendilerine güvenlerini arttırıyordu. Sadece Berna’nın durumu canımı sıkıyordu. Eşi diş hekimiydi. Eskiden tanışıyorduk. Haftalar önce baş başa görüşme ortamı oluşturmuştuk. Karısının bana geldiğini biliyordu. Görüşme sırasında;

 

  • Berna sana geldiğinden beri çok değişti. Olumlu davranıyor artık dediğinde,
  • Bu durum seni mutlu mu yoksa rahatsız mı ediyor? Diye sormuştum.
  • Hayır rahatsız etmiyor. Ama sanırım ben değişemeyeceğim. Onunla aramızda geçenleri unuttum. Ama bir itirafta bulunmak istiyorum. Berna’nın benden önce başkası ile ilişkisinin bulunmasını unutamadığım için galiba boşanacağım diyince,
  • Sen bunu evlenincemi öğrendin? Diye sormuştum.
  • Hayır. Evlenmeden önce Berna söylemişti. Bende kabul etmiştim.
  • Eee o zaman sorun ne? O zaman kabul etmeseydin.
  • Unuturum, kaldırabilirim sanmıştım. Olmadı
  • Sanmıştımlar senin savunman olmamalı. Kız sana baştan dürüstçe konuşmuş. Kendine güvenmiyorsan kabul etmeyecektin. O hakkını kaybettin. Üstüne bir de çocuk istedin. Çocuğu istediğinde de Berna’nın geçmiş ilişkisini unutmadan istediysen git tedavi ol. Hastasın sen. Üstelik kendi rahatsızlığının reçetesini ayrılma olarak görme cesaretini bulacak kadar cahilsin demiştim.

 

Kendisine, Berna ile görüşeceğimi ve ona kesinlikle sana iyi davranmasını yasaklayacağım dediğimde,

 

  • Dürüstçe itirafta bulundum, kabahatli mi oldum yani? diye çıkışmaya kalkmıştı.
  • Berna sana dürüst davrandığında kabahatli oluyorsa sende olmalısın. Ondan üstün olan hangi yanın var? Unuturum sanmaların mı üstünlük? Unutamadan evlenmek mi? Yoksa üstüne çocuk yapmak mı? Aynı hayat yolunu birlikte yürümeyi düşündüğün kadının geçmişi senin geleceğini mi etkiieyecek? diye adeta soru bombardımanına tutmuştum. Bir de önemli bir vakıfta yöneticilik de yapıyorsun. Sen önce duygularını yönetmeyi becer zavallı diyerek, cevabını beklemeden ayağa kalkıp yanından uzaklaşmıştım.

 

O gün Berna geldiğinde gözleri pırıl pırıldı. Yanıma oturduğunda,

 

  • İnanamıyorum İnci hanım. Bizimkisi bana tatile gitme önerisinde bulundu diyince;
  • Bunu ne zaman yaptı? Diye sordum.
  • Sizinle görüştükten bir gün sonra. Ona ne dediniz bilmiyorum ama bana bir başka bakmaya, güzel sözler söylemeye başladı.
  • Hiç. Sadece senin durumunu, gelişmeni beğenip beğenmediğini sordum.
  • O ne dedi?
  • Eh oda bana kalsın. Bilirsin kimseyle görüşmelerimi anlatmam. Hem demek ki iyi düşünüyor ki seni tatile götürecek dediğimde
  • Evet Haklısınız. Peki orada da iletişim yolum aynı mı olsun diyince, sırasının geldiğini düşünüp,
  • Hayır. Geçmişi konuşmanı istiyorum
  • Nasıl geçmişi? Neyi konuşacağım? Diye meraklandı.
  • Eşin ile uzun süren flört döneminiz olmuştu değil mi?
  • Evet tam 6 yıl,
  • O 6 yılı konuşmanı ve ölüm nedeniyle bile olsa ayrı kalırsanız ona sadık kalacağının üstünde durmanı istiyorum.
  • Neden? Sadakatimle ilgili bir problem mi var?
  • Hayır yok. İşte bundan nefret ediyorum. Eşler birbirinin bana başvurduğunu bildiğinde attığım her adımın altında diğer eş ile ile ilgili bir şey arıyor. Ne büyük hata. Kimse kimsenin isteği ile davranış şeklini değiştirmez. Doğru bulmadığını uygulamaz. Biraz birbirinize güvenin artık.
  • Yanlış anlamayın. Onun hakkımda ne konuştuğunu merak ediyorum aslında.
  • Oda merak edecek. Sendeki değişimlerin benden kaynaklı olduğunu bilip sana güvenmeyecek öyle mi olsun istiyorsun?
  • Tabii ki hayır. Zaten sizde anlatmazsınız.
  • Benimle konuştuklarınızın mezara kadar benimle gideceğini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Bu yüzden gereksiz soru ve merakları bırakalım. Eşlerimize güvenmeyi başaralım.
  • Peki, flört dönemimizi konuşup, ona sadakatimin üstünde duracağım.
  • Sana güveniyorum. Tatil dönüşü beni haberdar et. Her şey çok güzel olacak dedikten sonra Berna yanımdan ayrılır ayrılmaz eşine telefon ettim.

– Hayırdır? Boşanmayı düşündüğün karını ne diye tatillere götürmeyi

Planlıyorsun? Geçmişte iyi hatıralar mı bırakmak istiyorsun? Diye çıkışmıştım. Gülmeye başlamıştı.

  • Bana kendimi gösterdiğin için mi, yoksa karımın değerini anlattığın için mi teşekkür etmeliyim canım kardeşim? Diye sorduğunda şaşırmıştım.
  • Baak sen. Beyefendi karısının kıymetini anlamış. Bu yüzden mi tatil?
  • Hayır. Kesinlikle değil. Son haftalarda her şey o kadar güzel ki yeniden balayı yaşamamız şart oldu diye düşünüyorum. Aslında tatile sizde gelsenize. Misafirim olun.
  • Sen bizi bırakda düşüncelerini tam anlat bakayım dediğimde,
  • Karım evliliği için bu kadar mücadele edeip bana verdiği değeri gösterirken, benim eleştirmen gibi kenara çekilip sürekli onu suçlamaya çalıştığımı gördüm. Konuşmaların bana kendi yanlışlarımı da gösterdi. Onu seviyorum. Ama geçmişini bile sorgulayacak kadar haddimi aşmışım. Hem dürüstlük istemişim hem de dürüstlüğü kaldıramamışım. Hata bende.Sağol kardeşim. Evliliğimi ve karımı bana yeniden verdin.

 

Bu sözlerin üzerine mutluluğum doruklara çıkmıştı. Berna’nın bu tatilde yapacağı konuşma eşi ile mutluluğunu da perçinleyecekti. Artık emindim.

İstanbul’a bir aileye daha yardımcı olup problemlerini çözmüş olmanın mutluluğu ile dönecektim.

 

Yola çıktığımızda telefon ardı ardına çalmaya başlamıştı. Gün içinde görüşmeler nedeniyle diğer danışanlarımla görüşememiştim. Yol boyunca görüşmelerimi yaparak uygulamaların başarısını değerlendiriyordum.

 

Demet aradığında sesi daha iyi geliyordu.

  • Aslında gündüz aradım. Ama müsait değildiniz dediğinde,
  • Görüşemelerim uzun sürdü. Sen ne durumdasın? Eşin ile telefon görüşmen nasıl geçti? Kabul etti mi arkadaşı ile görüşmeni?
  • Sandığımın aksine hiç itiraz etmedi. Sabah bende gergindim dedi. Akşama beraber gider karşılarız dedi.
  • Akşama onu yatağa davet etmeni istiyorum. Ama cinsellik için değil.
  • Nasıl bir davet olsun?
  • Uyuklamaya başladığında yanına git ve kavgalı veya barışık bütün geceleri aynı yatakta geçirmeniz gerektiğini, bekar olmadığınızı söyle. Yatak sadece cinsellik yeri değildir. Uyumak içinde gereklidir diyeceksin.
  • Tamam deneyeceğim. Peki arkadaşına karşı nasıl davranayım?
  • Biraz incele. Ama soğuk davranma ki kasılıp kendini geri çekmesin. O zaman problem yaşarız. Çünkü eşin henüz karısı ile arkadaşı arasındaki önem farkını bilmiyor. Biz ona öğrettikten sonra kim ile nasıl istiyorsan öyle konuş tatlım. Amerika anıları ile ilgili sohbet edebilirsin.
  • Oradaki en samimi arkadaşını aslında çok merak ediyorum. Tabii orada yaptıklarını da.
  • Bence merak etme. Sensiz olduğu, senden önceki zamanlar bizi ilgilendirmemeli. Bunu aşarsak daha rahat iletişim kurabiliriz. Seninle İstanbul’a geldiğimde hazırladığım planlamaya da sadık kalmanda birbirinizin geçmişini sorgulamamak esas teşkil edecek zaten.
  • Problemin kaynağında sizce geçmiş mi var?
  • Öyle bir şey demedim. Problemin nedenini bende henüz bilmiyorum birlikte çözeceğiz tatlım.
  • Tamam görüşmek üzere.

 

Demet’de hemen tüm danışanlarım gibi meraklıydı. Bir an önce problemlerinin çözülmesini istiyordu. Onu anlıyordum. Ancak anladığımı hissettirmek ona sıkıntı verebilirdi. Bu yüzden bazen anlamamış gibi davranmam gerekiyordu.

 

Mola yerine vardığımızda, güzel ve verimli geçen günün tesiri ile daha çok acıktığımı hissetmiştim. Bolu dağı tünelinin çıkışında hemen her seyahatimizde uğradığımız dinlenme tesisinde bir saate yakın dinlenmiştik

 

Tekrar yola çıktığımızda aklım Reyhan’a takılmıştı.  O gün hiç aramamıştı. Bertan belki de aramamıştı. Bu yüzden Reyhan arama ihtiyacı hissetmemiş olabilirdi. Aslında adamda fazla uzatmıştı. Evlenincede her problemde veya anlaşmazlıkta böyle küslük yapacaksa Reyhan’ın işi zor olurdu. Halbuki küs kalmak bile adeta tülbent kuruyana kadar olmalıdır. Kısa. Kinsiz. Hayatın her adımında anlaşmayı, tartışmamayı beklemek kadar, küs kalmayı uzatmakda büyük hatadır.

 

Kimi erkek veya kadında küs kalmayı, kendini çekmeyi kendince diğerine ders vermek olarak uygulama yanlışına düşer. Yanlışı göstermenin en iyi yolu başarılı iletişim kurmaktır. Küs kalmak konuşmamayı, konuşmamak ise problemleri çıkmaza sokmaya neden olur.

 

Bertan’da eğer bu yolu seçtiyse hata ediyordu. Çünkü aile erkeği sakin, sabırlı, idareci yönüyle saygı görür. Savaşmak ise sadece düşmanla olağandır. Aile içi savaş, eğitmek değil yitirmektir.

 

Kafamdaki düşünceler nedeniyle suskunluğumun arttığını fark ederek,

 

  • Ağaçlar yemyeşil olduğunda manzara muhteşem olacak. Ama her mevsimin kedine göre ayrı bir güzelliği var değil mi tatlım diyerek konuşmaya başladım.
  • Haklısın. Ama şimdi Marmariste olmak vardı diyen eşimin düşüncesine katıldığımı başımla onaylarken,
  • Yaz ve ilkbaharın hali başka. En azından hiç üşümüyorsun. Kışın soğukta kalanları düşündükçe her mevsim sıcak olsa diye düşünüyorum.
  • Yağmurlar olmasa su olmaz. Soğuk sıcağı getirince denge oluyor hayatım. Tabi benim karım çok üşüdüğü için kışı sevmiyor. Ama sanırım kafasında bir sürü düşünce var ki, onları dağıtmak için havadan sudan konuşuyor. Anlat bakalım derdin ne?
  • Bazı danışanlarımın durumu kafamı meşgul ediyor o kadar.
  • Her şey olacağına varır. Sen elinden geleni yapıyorsun. Tüm deneyimlerinle her an yanında değil misin?
  • Elimden geldiğince. Ancak bazen siz erkeklerin sürekli hayır demesinin yanlışını göstermek canıma ouyor dediğimde,
  • Onlar sadece cahil cesaretine sahipler. Siz kadınlar istedikten sonra o cesaretin neyle sonuçlanacağını çok iyi gösterirsiniz.
  • Umarım dediğimde çalan telefonda Reyhan’ın aradığını görüp hemen cevap vermek istedim. Telefonu;

 

  • Aradı mı? sorusu ile açtığımı hatırlıyorum. Son derece kısık bir sesle,

 

  • Burada gibi bir şeyler diyebildi. Ne dediğini tam anlamak için,

 

  • Duyamıyorum. Ne dedin? Diyebildim.

 

  • Sabah İstanbul’a geldi. Restaurantın tuvaletinden arıyorum. Çok konuşamayacağım. Her şey yolunda. Merak etmeyin istedim. İlk fırsatta arayacağım diyerek benim cevap vermemi dahi beklemeden telefonu kapattı.

 

Bertan ararsa Reyhan’ın onunla nasıl iletişim kurması gerektiğini daha önceden öğrettiğim için rahattım. Ancak, beni aradığında sesinden anladığım heyecanı endişelenmeme neden oluyordu. Adam Cumartesi’yi beklemeden geldiğine göre kafasını meşgul etmiştik. Bunu çok iyi değerlendirdiği taktirde problemler çözülebilrdi. İstemese gelmezdi. O iyi niyetini gösterdiyse ona da yardımcı olmak gerekiyordu.

 

Bu yüzden bir mesaj yazarak Reyhan’a izlemesi gereken yolu aktarmak istedim. Mesajı yazmaya hazırlanırken Demet’ten gelen mesaj ile adeta irkildiğimi hissetmiştim. Mesajında;

 

‘Ben bu adamı istemiyorum. Boşanacağım’ diyordu.

 

Neydi bu? Demet ne yaşıyordu da ipleri koparmaya  karar vermişti. Onlarca soru kafamda dolaşmaya başlamıştı. Ona vereceğim cevap ile beni kesinlikle aramasını sağlamalıydım. Konunun ne olduğunu öğrenmeden vereceğim cevap ile bu aileye faydam olamazdı. Birkaç dakika düşünüp cevabı yazmaya başladım.

 

‘Ben evliliğini kurtarmayı düşünenlere yardımcı olup, cevap yazarım. Senin mesajın beni değil, mahkemeleri ilgilendirir. Yanlış adrese yollamışsın. İyi geceler’

 

Dedikten sonra Reyhan’a yazamadığım mesaj ile zaman kaybettiğimi düşünerek ona da yazmaya başlamıştım. Dikkatli olmalıydı. Mesajımda,

 

‘Gözünü seveyim dikkatli konuş. Sana öğrettiklerimi uygula. Tüm istek ve beklentilerini sakin olarak dile getir. Lay lay lomu bırak’ diye yazmıştım.

 

İstanbul’a vardığımızda saat epey geç olmuştu. Ne Reyhan ne de Demet aramıştı. Patlamaya hazırlanan fırtına öncesi sessizlik gibi bir ortamda olduğumu hissediyordum. Ertesi güne kavuştuğumuzda ikisininde neler yaptığını öğrenebilir, ona göre yardımcı olabilirim diye düşünüyordum.

 

Sabah ilk arayan Reyhan’dı sesi daha önce hiç rastlamadığım kadar neşe doluydu.

 

  • İlk müjdeyi size vermek istedim diye söze başlamıştı.
  • Müjdeleri severim. Her şey yolunda sanırım.
  • Sayenizde İnci Hanım. Size minnettarım.
  • İyi de müjdeni henüz söylemedin.
  • Hafta sonuna Bertan’ın ağabeyi ve teyzesi İstanbul’a gelip beni isteyecekler.
  • Öyle mi? Harika. Hayırlı olsun güzel kızıma.
  • Ben de babamı arayıp haber verdim. O da İstanbul’a gelecek. Sizden bir ricam var. Beni istemeye geldiklerinde eşiniz ile birlikte sizde olur musunuz? Biliyorsunuz benim annem yok.
  • Bizi de davet ettiğin için teşekkür ediyorum. Ancak babanın eşinin yetkili ağız olarak olmasını tercih ederim.
  • Hayır. O gelmeyecek. Gelmesini istemiyorum. Onu hiç ilgilendirmez.
  • Yanlış yapıyorsun.
  • Hayır İnci hanım. İstemiyorum. Gelmesin. Babam ayrılınca o kadınla evlenmesiydi. Bizde babasız büyümezdik.
  • Babanın boşanma nedeni ne?
  • Annemle kavgaları, anlaşamamaları.
  • Peki baban bu evliliğinde mutlu mu?
  • Çok mutlu.
  • Baban annenle mutlu olsaydı ayrılmazdı. Üstelik sen annenin sana anlattığı kadarıyla babanı tanıyorsun. Babanın anlattıklarını değil. Ayrıca babanı bu kadar mutlu eden insana minnet duymalısın. Bencil olmamalısın. Babanın mutlu olmaya hakkı yok mu? O hanım sana kötü mü davranıyor.
  • Yok hakkını yiyemem. Bir kötülüğünü görmedim. Ama sanki annemi korumalıyım gibi düşünüyordum. Aslında haksız sayılmazsınız.
  • Anneni korumak böyle olmaz. Anneni korumak için babanın mutlu olmasına engel olman gerekmez. Şimdi babanı değil eşini ara ve davet et. Değer ver lütfen. Annen babanı kötüleyeceğine evlilik okulunda neden sınıfta kaldığını kendine sormalıydı. Hepsinden öte ayrılınca kadınların çocuklarına babalarını kötülemeleri kendi acziyetlerini gösterir. Baba çocuklara kötülenmez. Düşman edilmeye çalışılmaz. Babanın yeni evliliğini kıskanıp, bunun karşılığında çocukları yeni eşe ve babaya düşman etme yanlışı kadar cahillik yoktur.
  • Aslında doğru söylüyorsunuz. Hiçbir gün babamla oturup neden annemden ayrıldığını konuşmadık. Annemin anlattığı kadarı ile karar vermişim. O kadınıda anneme rakip görmüşüm. Bu arada babamın ne kadar mutlu olduğunu görmek istememişim. Çağıracağım İnci hanım. Hem sizi de tanıştırırım.
  • Hah şimdi oldu. Ben eşimle konuşayım da hafta sonu müsaitsek seni istemeye geldiklerinde bizde hazır oluruz. Yalnız Bertan bu ani kararı nasıl almış sordun mu?
  • Evet sordum
  • Ne dedi?
  • Daha önceki tüm tartışmalarımızda arayıp gönül alan bendim. Evlenmekten vazgeçtiğinde de üzüldüğüm halde üzülmemiş gibi davranmıştım. Çünkü onu kaybetmekten korkuyordum. Ama sizinle tanıştıktan sonra çok değiştim. Daha kararlı, sakin ve isteklerimi net olarak dillendirebiliyorum. Oda bunu fark etmiş.
  • Nasıl fark etmiş.
  • Sen beni aramadığında seninle geçen günlerimizi sorgulayıp, bu ilişki içinde ne kadar olgunlaştığını ve isteklerini dile getirmeye başladığını gördüm dedi. Ardından evlenmek istediğini bile bile bu konuda ısrarcı olmamanı istemenin yanlışını gördüm. Sen benden daha sakin ve sabırlısın. İyi bir anne olacaksın. Buna emin oldum dedi.
  • Tabiî ki iyi bir anne olacaksın. Bertan’ın evliliğe hayır demesini evete çevirdin ya. Artık her şeyi istediğin şekiile dönüştürebilirsin tatlım.
  • Siz yanımda oldukça her şeyi başaracağıma eminim.
  • Hayır artık yavaş yavaş görüşmelerimiz azalmalı. Kendi hayatını yöneteceğin güne kadar yavaş yavaş görüşmelerimizi azaltmalıyız.
  • Yapmayın İnci hanım. Müjde verdim. Zararlı çıktım.
  • Hayır. Sadece senin bir yakının olarak hayatın boyunca yanında olacağım. O kadar basit. Sen kendi ayakların üstüne basıp, kendi kararlarını kendin alabilirsin.   Önce nişanlandığını bir görelim bakalım. Haydi kapat şu telefonuda hazırlıklara başla.
  • Tamam İnci hanım. Sizi çok seviyorum. Bana mutlu bir aile hediye ettiniz.
  • Birlikte başardık.

 

Dedikten sonra telefonu kapatır kapatmaz ‘oleey’ diyecek kadar sevinç dolu olduğumu hissettim. Genç kızların mutlu bir aile kurma yolunda bilinçlendiğini görmek, üstelik bunda katkımın olması ne kadar mutluluk verici bir duyguydu. Darısı tüm sevenlerin başına dediğimi hatırlıyorum.

 

Gün boyunca adeta otuz iki dişim ortada gülümseyerek dolaşmıştım. Evde yemek yaparken şarkı söylüyor, evdekilere sataşıyor çocuklaşıyordum.

 

Fazla uzun sürmeyecekti. Demet’in problemleri beni kendime getirecekti.

Akşam saatlerinde beni aradığında son gönderdiği ‘boşanacağım’ mesajından beri ilk kez görüşecektik. Araması beni ümitlendirmişti. Ancak belli etmek istemedim. Çünkü, yenilgiyi çabuk kabul etmek ister gibi davranmasından rahatsızdım.

 

  • Nasılsınız? Diye söze başladı. Biraz ürkek konuşuyordu.
  • İyiyim. Hayırdır? Boşandın mı?
  • Sizi üzdüm biliyorum. O anda aramayı istediğim tek kişi sizdiniz. Düşüncelerimi paylaşmak istemiştim.
  • Eşinden ‘bu adam’ diye bahseden, boşanacağını ileten düşüncelerin hoş muydu?
  • Haklısınız. Ama dürüst olmak istiyorum. O anda öyle düşünüyordum.
  • Eşler birbirleri için anlık düşünmemelidir. Evlilik ise oyuncak değildir.

Boşanma kelimesini ağzınıza sakız yapmaktan vaz geçin lütfen.

  • Özür diliyorum. Bir daha duygularımın esiri olmadan düşünmeye çalışacağım.
  • Anlaştık o zaman. O gece ne oldu söyler misin?
  • Arkadaşını karşılamaya birlikte gittik. Hep beraber yemek yiyip ardından biraz eğlenmeyi planlıyorduk.
  • Eee ne oldu?
  • Arkadaşı çok sıcak, samimi bir insanmış. Ancak bizimkinin Amerika’da kaldığı iki sene boyunca ne fındıklar kırdığını arkadaşı anlatmasa bilmeyecekmişim.
  • Nasıl yani?
  • Bizimki orada o kadar çok sevgili değiştirmiş ki, arkadaşı bile okulunu bitiremeyeceğinden endişe edip sık sık onu uyarmış. Ben dinledikçe sinirlendim. Sinirlendikçe ondan ayrılmayı istedim. Ama o ortamda hiç belli etmedim.
  • Kocan ne tepki veriyordu?
  • Kahkahalarla gülüyordu. Şakalaşıyorlardı. Benim varlığımı bile unutmuş gibiydi.
  • Seni bu mu rahatsız etti?
  • Daha ne olsun İnci hanım? Elalemle mercimek fırındaymış. Bize gelince odun bitmiş.
  • Bence sen birazda kıskandın değil mi?
  • Ne diye kıskanayım ki? Kağıt üstünde evli olmanın dışında ne yaşıyoruz ki?
  • Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Adamın umurunda değil misin?
  • Evet değilim.
  • Ben bu olayı yaşamana çok sevindim.
  • Sevindiniz mi? Niye?
  • Eşin senin kıskanmanı ve dikkatini çekmeyi istemese o derece kahkahalar atmazdı. Tepkilerini merak etmiş. Demek ki bu evlilikte umut var.
  • Ne için aramıştım? Ne çıktı? Emin misiniz?
  • Hayır İnci’yim. Dinle şimdi. Biz de onu kendi silahı ile yöneteceğiz. Madem seni umursayıpta aksi şekilde davranıyor, o zaman biz de öyle davranarak ilk adımı atacağız. Seninle çalışalım bakalım Demet.
  • Birlikte çalışacak mıyız? Kabul ediyor musunuz yani?
  • Çalışacağız. Bakalım el mi yaman bey mi yaman?
  • Çok rahatladım. Teşekkür ediyorum.
  • Şimdi öğreteceklerimi akşam gidince eşine uygulayacaksın. Yarında beni erkenden haberdar et. Sonucu merak ediyorum.

 

O akşam Demet eve gittiğinde iletişim problemlerinin çözümü yolunda ilk adımı atacaktı. Adamın bu derece ilgisiz olmasının nedenini merak ediyordum. Ama bir yerlerde bir şeyler eksik kalıyordu. Demet’in aktardığı bilgiler bana eksik geliyordu. Kopuktu.

 

Ertesi gün aradığında, hızlı hızlı konuşmaya başlamıştı.

 

  • Akşam neler oldu neler? Diye heyecanını bastırmaya çalışıyordu.
  • Anlatsana ne oldu? Konuşabildin mi kocanla? Sana öğrettiklerimi uyguladın mı?
  • Tabii yaptım. Akşam eve geldiğinde yine ilgisiz ve soğuk davranıyordu. Yemek yedikten sonra kalkarken bile hiç konuşmayınca ben ona ‘Ellerine sağlık karıcığım’ diye laf attım. Siz öyle demiştiniz ya.
  • O ne cevap verdi?
  • Ellerine sağlık dedi ve salona geçti. Hafif gülümsedi.
  • Demekki yanlışlarını onun yaptığı şekilde davranarak göstermeliyiz.
  • Çok doğru. Kahve pişirip bende yanına salona gittim. Televizyon izliyordu. Elime cep telefonunu alıp arkadaşlarımı aramaya, kahkahalarla gülmeye başladım. Televizyon seyreder gibi yapıyordu. Ama kulağı bendeydi. Biraz sonra salondan çıkıp, yatak odasına yöneldim. Sanki onun duymasını istemiyormuş gibi davranmaya başladım. Açıkçası sonucu bende merak ediyordum. Birkaç dakika sonra odanın kapısını aniden açıp, içeri girdi. Kim ile konuştuğumu sordu. Bende ‘Hiiç. Bir arkadaşla’ dedim. O telefonu kırdırmadan kapat dedi. Bende ona ‘Sen içeri git hayatım ben birazda gelirim’ dedim. Sanki söylediklerini duymazdan gelmiş gibi davranıyordum. Hızka oda kapısını çarpıp tekrar salona gitti. Bende yatak odasında biraz oyalanıp, salona gittim. Ve maça başladım.
  • Aferin sana. Daha sonra ne oldu?
  • Bana bağırmaya başladı. Ben evli bir kadınmışım. Akşam vakti telefon ile ne biçim konuşuyor muşum filan sayıp sövmeye başladı. Sakin sakin dinledim. Lafları bitince de ona, ‘Sen karını değil de elini becermeye devam ettikçe problem yaşayacağız. Ardından da mahkemeye başvurup hakime aynen bunu söyleyeceğim. İlgisiz, arayıp sormayan, konuşmayan, maç hastası kocam aynı zaman da da karısını değil elini becerebiliyor, sonrada telefonda arkadaşlarımla konuştuğum için beni telefonu kırmakla tehdit ediyor derim. Cevabını oraya verirsin. Bana değil ‘diyerek odadan çıktım. Yatak odasına gidip kapıyı kilitledim. Adeta donup kalmıştı. Montunu giyip kapıyı çarparak çıktı, gitti. Eskiden olsa peşinden koşar, gelmesi için yalvarırdım. Gelmezse o dönünceye kadar uyumaz, onu beklerdim. Bu sefer öyle yapmadım. Bana öğrettiğiniz gibi davrandım. Gittim sokak kapısını kilitleyip yattım. Birkaç saat sonra kapı zilinin ısrarla çaldığını duyarak kalktım. Hiç acele etmeden kapıya gittim. Kilidi açmadım. O saate kadar vaktini nerede geçirdiyse orada sabahlaması gerektiğini, buranın otel olmadığını söyledim.
  • O ne yaptı?
  • Önce bağırdı. Sonra yumuşak davranmaya çalıştı. Ama pes etmedim. Kapıyı açmadım. İki saate yakın yalvardı. En sonunda artık her şeyi konuşalım dediğinde kapıyı açıp içeri aldım.
  • Konuştunuz mu?
  • Hayır. Bu sefer ben onu reddettim. Aslında sizinle konuşmadan hareket etmek istemiyordum. Bu yüzden uykum var. Ama yarın kesinlikle konuşacağız dedim. Adam salonda uyumadı. İlk defa kendi başına gelip benimle aynı yatakta yattı.
  • Sana yakınlaştı mı?
  • Hayır. Zaten bende yatağın adeta ucuna yatmıştım. İçimden ona yakın olmak gelmiyordu. Ne olacaksa artık olsun diyordum. Fakat ilk defa daha yumuşaktı. Tepkilerini kontrol etme gayretindeydi.
  • Dün ilk adımın olumlu olmuş. Senin eşinin üstüne düşmek yaramıyor. Şımarıyor. Ama kopuk bir şeyler var gibi. Sanki önemsemediğin için anlatmayı aktardığın bazı bilgiler olmalı.
  • Nasıl bilgiler?
  • Ama bu adamın aslında sana karşı ilgisiz olmayı ilgisiz kalmaya çalışmasının altında bana aktarılmayan bilgiler var gibi.
  • Mümkün değil İnci hanım. Hayatımı tamamen bilen tek insansınız.
  • İyi düşün Demet. Evlenmeden önceki son haftayı iyice düşün. O hafta ile ilgili anlatmayı atladığın ne olabilir?
  • Hatırlarsam muhakkak arar size söylerim.
  • O zaman bu akşam eşin ile konuşmanda yine sakin olmanı istiyorum. Senin isteklerin karşısında konuyu saptırmaya çaışırsa ‘ şu an konumuz bu değil. Önce bunu halledelim. Sonra onu da konuşuruz diyerek, asıl problemden uzaklaşmayacaksın. İlgisizliğine kilitleneceksin.
  • Anlaştık. Umarım başarırım.
  • Başaracaksın. Doğru iletişim kurularak çözülmeyecek problem yoktur. Yeter ki karşı taraf seni doğru algılasın. Sen de istek ve beklentilerini kısa anlaşılır şekilde ilet.
  • Zorda kalırsam size mesaj atıp sorarım.

 

Diyerek telefonu kapattı. İlk adım olumlu bir şekilde geri dönmüştü. Demet’in eşi gerçekten ilgisiz olsa konuşmayı talep etmezdi. Eteklerdeki taşlar o gece tek tek dökülecekti. Bu durum beni endişelendiriyordu. Çünkü Demet aslında benim istediğim seviyeye gelmemişti. Riski olacaktı. İletişimde risiklerden nefret ettiğim için onun adına ürküyordum. Ama hazır adam ayağımıza gelmişken denemeliydik. En azından o kopuk konu her neyse ortaya çıkabilirdi.

 

Sabah erkenden aradığında merakla sordum,

 

  • Nasıl geçti gecen? Kouşabildiniz mi?
  • Evet Konuştuk. Çok şaşkınım dedi. Üzüntüyle
  • Neden? Ne oldu? Dediğimde
  • Benim onu aldattığımı, onunla para için evlendiğimi düşünüyor dedi.

Adeta donup kalmıştım.

  • Ne demek bu? Diyebildim.
  • Akşam eve gelmeden önce telefon etti. Dışarıda buluşup bir şeyler yiyelim dedi. Aylardan beri ilk defa bu teklifi yaptı. Sevinmiştim. Giyinip süslendim. Beni almaya gediğinde yüzü asıktı. Hiç sesimi çıkarmadım. Tek kelime etmeden restauranta gittik. Gergin bir ortamda yemek yemeyi sevmediğimden, siparişlerimizi verdikten sonra konuşmaya başlamamız gerektiğini söyledim. O anda elini cebine atarak bir kağıt çıkartıp önüme doğru attı. Ardından ‘bana bunu neden yaptığını konuşarak başlamalısın. Seni değilde elimi becermemin nedenini kendinde ara’ dedi. Kağıdı açtığımda irkildim.
  • Ne yazıyordu o kağıtta?
  • Evlenmeden birkaç hafta önce yakın bir arkadaşımız nişanlanmıştı. Aslında mantık evliliği yapacaktı. Çünkü, daha önce ayrlıdığı adamı hala unutamamıştı. Evleneceği kişinin geleceği ve kariyeri ise parlaktı.
  • Yani kendini mi satacaktı?
  • Anlamadım?
  • Sadece gelecek ve kariyer için sevmeden evlenmek, kendini satmakla eşdeğerdir. İlla sokaklara düşüp kendini satmak gerekmez. Bu şekilde düşünüp evlenmekte aynıdır.
  • Haklısınız. Bende onu uyarmıştım. Unutmadan başka biri ile evlenirsen mutsuz olursun demiştim. Beni dinlemedi. Ama bizim evde oturduğumuz bir gün benim posta adresimi kullanarak eski sevgilisine mail atmıştı. Veda mektubu   Bende o mesajı silmemişim. Bizimkisi bilgisayarı yeni evimize taşıyıp monte ettiğinde, tesadüfen mesajı görmüş. Şimdi o veda mektubunu benim yazdığımı düşünüyor.
  • Doğrusunu anlatmadın mı?
  • Anlatmaya çalıştım. Ama dinlemedi. Kendisini sevmeden, sırf para için evlendiğimi düşünüyor. Bundan sonra bana elini bile sürmeyecekmiş.
  • Anladım Demet. Akşama eşinin yanına giderek artık hiçbir şeyi ispatlamak istemediğini, onu severek evlendiğini ama aksini düşünüyorsa noterde bir protokol hazırlatıp istediği zaman hiçbir şey talep etmeden ayrılabileceğini söyleyeceksin.
  • Niye bunu yapayım?
  • Sen kendi posta kutunu güvenip arkadaşına kullandırıyorsan ve bu durumdan eşine bahsetmiyorsan o zaman onun sarsılan güvenini kazanmalısın.
  • Yapmam bunu. Bana bu yüzden güvenmeyecekse boşansın.
  • Sanırım eşin doğru söylüyor. O mesajı atan sensin.
  • Hayır değilim. Sizde mi bana inanmıyorsunuz?
  • İnanmak istiyorum. Ama olmuyor. Ya gidip noter teklifini ilet. Ya da o mesajı senin attığın şüphesini yık.
  • O arkadaşı getirip eşim ile konuşturabilirim. Neden bunu yapmıyoruz?
  • İnanmaz. Arkadaşının probleminizi çözmek için sorunu kendi üstüne almak istediğini düşünebilir.
  • Noter tek çare mi?
  • Şu anda evet.
  • O zaman ben boşanıyorum. Üstelik vicdanım rahat olacak.
  • Sen bilirsin. Yapmadığın bir şey için suçlanıyorsun. Ancak senin de kabahatin var.
  • Hayır hiçbir kabahatim yok.
  • Evliliğine sahip çıkamıyorsun. Maddi kazanımlar uğruna imzadan kaçıyorsun.
  • Hiç de öyle değil. Gururum kırıldı. Artık hiçbir şey istemiyorum. Diyerek telefonu kapattı.

 

Çok üzülmüştüm. Ağlamaklı sesi kulaklarımdaydı. Ne umuyordu. Ne bulmuştu. Haklıyken haksız duruma düşmüştü. Acaba başka nasıl yardımcı olabilirim? diye adeta beynimi kemiriyordum.

 

Kocası madem geçmişte en yakın arkadaşıydı. Madem birbirlerinin flörtlerini biliyorlardı. O zaman o maildeki adamı nasıl tanımıyordu? Yoksa Demet yalan mı söylüyordu? Kocası maildeki adamın Demetin sevgilisi olduğundan emin miydi?

 

Sonraki iki gün Demet ile hiç konuşamamıştık. Telefonu kapalıydı. Merak ediyordum. İş yerini aramıştım. İzinliydi. Çıldıracak gibi olsamda elimden bir şey gelmiyordu. Çünkü onunla konuşamıyordum.

 

Hafta sonuna geldiğimizde Reyhan’ı istemeye geleceklerinden davetli olduğumuz adrese doğru çıkmadan önce kuyumcuya uğramıştık. Söz kesilmesine uygun, Reyhan’a yakışacak bir çift küpe tercih etmiştik.

Reyhan’ın evine vardığımızda, bizi evin kapısında neşe içinde karşılamıştı. Damat ve ailesi henüz gelmemişti. Babası, kardeşi ve babasının eşi evdeydi. Bir müddet Reyhan’ın ailesi ile sohbet ederken babasının eşinin;

 

  • Ne güzel ne mutlu gece. Umarım Reyhan çok mutlu olur iyi niyeti karşısında Reyhan ile göz göze gelmiştik. Yanılmamıştım. Babası mutluydu ve haksızda değildi. Onun eşide artık ailedendi. Reyhan’da bunu kabul etmeye başlamıştı. Kapı çaldığında heyecanla açmak için o tarafa doğru yönelmişti. Bertan ve ailesi içeriye geleneklere uygun şekilde çiçek ve çukulata eşliğinde girmişlerdi. Aynı fotoğraflardaki gibi olgun davranışlı, esmer, yakışıklı delikanlı gözleri parlayarak ailesinin arkasında içeriye girip Reyhan’ın yanağından makas alırken gözümden kaçmamıştı. Her erkek gibi biraz çocuktu işte.

 

Eşimle beni en yakın aile dostları ve ablası olarak tanıtmasından gurur duymuştum. Kahveler içilip sözler verildikten sonra bir ara Bertan yanımıza gelerek bizimle sohbet etmeye başlamıştı.

 

  • Sizi bir yerlerde gördüm sanırım İnci hanım? Dediğinde,
  • Televizyonlarda ve gazetelerde olabilir diyerek kaçamak cevap vermek istememiştim. Mesleğimi öğrendiğinde,
  • Bir gün Reyhan ile problem yaşarsak ilk çalacağımız kapı sizinki olacaktır dediğinde gülmemek için kendimi tutmuştum.
  • Evlilik kararını nasıl aldın Bertan? Diyerek konuyu değiştirmeye çalıştığımda,
  • Aslında birkaç haftada demişti.
  • Ne oldu peki? Seni ne etkiledi?
  • Yanlış anlamazsanız çok bayan arkadaşım olmuştu. Reyhan’ında  onlarla hemen hemen aynı davranışı sergilemesiden rahatsızdım. Aslında tereddüt etmiştim. Ama son haftalarda öyle olmadığını anladım.
  • Fikrini ne değiştirdi?
  • Bana evet dedirtmeyi başardı. Onun isteklerini gönüllü olarak yapmaya başladım. Hatta kavga ettiğimizde bile geri adım atmadı. Bana erkek olduğumu çok iyi hissettirdi.
  • Aferin ona dediğimde kendimle gurur uyuyordum.

 

Reyhan’lardan ayrıldığımızda eşimin;

 

  • Hayırdır bu gece telefonun hiç çalmadı. Yoksa evde mi unuttun? Sorusu üzerine,
  • Hayır sessize almıştım diyerek arayan olabilir duygusu ile telefonumu çantaman çıkartıp baktığımda Demet’ten gelen mesajı gördüm.

 

Mesajında;

 

  • Beni merak etmeyin. Yarın sizi arayacağım diye yazıyordu. Biraz olsun rahatlamıştım.

Ama aramamıştı. Neden sözünü tutamamıştı? Yine mi problem yaşıyordu? Diye sürekli düşünüyordum. O Pazar günü Demet adeta sır olmuştu.

 

Haftaya başlamak için ofise geldikten birkaç saat sonra bir çiçekçinin getirdiği şık aranjmanın içinde ‘Sizin için Az bile. Demet’ yazıyordu. İyice gizemli olmaya başlamıştı. Çiçekleri vazoya yerleştirirken kapı açılarak Demet içeri girdi. Koşarcasına yanıma yaklaşıp boynuma atıldığında,

 

  • Size teşekkür ediyorum demişti. Şaşırmıştım. Sadece
  • Gel otur bakalım kaçak hanım. Diyebildim.
  • Birlikte odama geçerek oturduğumuzda gözleri ışıl ışıl parlayarak bana gülümsüyordu. Mutlu olduğu her halinden belliydi.
  • Sizi çok üzdüm. Ama başardık İnci hanım. Çok mutluyum diyerek konuşmaya başladı.

 

O akşam üstü işten izin alarak eve gittiğinde ayrılmayı planladığını ama evinin kapısından içeri girip, eşi ile ikisinin duvarda asılı düğün fotoğraflarını gördüğünde içinin acıdığını hissettiğini anlattı. O anda benimle konuşmalarını hatırladığını ve eşine bir mektup bırakarak istediği zaman kendisinden boşanmayı kabul ettiğini ve hiçbir maddi talebinin bulunmadığını yazarak imzalamıştı. Valizini toplamaya başladığında eşi eve gelmiş ve mektubu görmüştü. Bunun üzerine ‘sanırım sana haksızlık ettim. Çünkü senin bütün geçmiş flörtlerini biliyorum. Onların içinde o adam yok. Ama bana bu mektubu yazman karşısında esas ben küçüldüğümü hissediyorum affet aşkım’ diyerek aylardan sonra ilk kez Demet’i kucaklayıp yatağa götürmüştü. O andan sonrası artık Demet için tam anlamıyla balayı gibi geçmişti.

 

  • Bu yüzden sizi de arayamadım. Hep dibimdeydi İnci hanım dediğinde,

 

– Gördün mü? İster konuşarak isterse yazarak olsun yeterki doğru iletişim kuralım. Böylece, aileleri ayrılmaktan kurtaralım. Mutlu ve sağlıklı yarınlara ulaşalım. diye cevaplamıştım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

E-Mail adresiniz paylaşılmayacaktır. İşaretli alanları doldurun *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

formu temizleGönder